Estetik

Anatol, Komodo Ejderhası denen bir yaratık hakkında rapor hazırlayıp sundu. Böylece bu hayvanatla birkaç hafta içli dışlı olmuş olduk ve bilmediklerimizi bilir hale geldik.

Endonezya Adaları’nda yaşayan Komodo Ejderhası, dünyanın en büyük sürüngeni. Bir çeşit kertenkele canavarı. Ödev sebebiyle gittiğimiz hayvanatbahçesinde de gördük; neredeyse at niyetine binilecek birşey. Dinazor çağından kalma. Gariplikleri var ki, ödevi anatol için daha bir eğlenceli hale getirdi ve ödev ödevlikten çıktı, iğrençlik bulma oyununa dönüştü.

Mesela avını bütün yutarmış ama barsakları kemik sindiremediği için, dışkısı kalsiyum sebebiyle hemen hemen bembeyaz olurmuş. O kadar kemil çiğneyip kırmak kolay mı? Ağzın kan içinde kalır. O sebeple de tükürükleri kanla karışıkmış. Midelerindeki avı güneşin altına yatarak daha kolay sindirmeye çalışırlarmış, yoksa çabuk sindirilmeyen et bozulabilirmiş.

Yamyamlık eder, yavruları yerlermiş. Yavrular da belli bir büyüklüğe erişinceye kadar ağaç tepesinde otururlarmış. İyi de, ne yiyip ne içecek bu yavru? Aşağıda büyükler bir hayvan öldürüp yerken, yavru da iner, ama arada kim yediye gitmemek için cesedin barsaklarındaki dışkılara kendini bular, böylece boktan birşeye dönüşür ve kendini kurtarırmış.

Komodo basbayağı kocaman hayvanları öldürüp yiyor ama nasıl? Tabii ki ana temaya ugun bir iğrençlikte. Bir ısırık atıyor, tükürüğündeki öldürücü virüsü bulaştırıyor. Isırılan hayvan kilometrelerce gidiyor, bu da arkasından takip. Resmen kokru filmi gibi! Sonunda ısırılan virüsten ölüyor, Komodo da karnını doyuruyor.

Komodo’nun aşırı büyüklüğünün sebebi, Ada Devliği diye tercüme edebileceğim birşey. Anakaradan uzak adalarda, av avlayan memeliler olmadı mı, bunların yiyeceği cinsten hayvanlar- mesela kertenkeleler- devleşiyor. O sebeple böyle tuhaf irilikte hayvanlar var bazı adalarda.

İğrençlik dedim de, birisi bana bir email yollamış. Türk sosyetesinin hayranı olduğu bir Fransız estetik cerrahı varmış, o İstanbul’a gitmiş de, bir davetteymiş de, hepsi pişti olmuş tabii! Çünkü hepsi birbirine benziyor kadıncağızların. Sanki feci bir yanık kazası atlatmışlar, yüzlerinin derisi kucaklarına akmış, sonra popolarının derisinden böyle gergin ve parlak ama tabii çaresiz hafif engebeli birer surat yapılmış. Konuyu bilmeyip sırf fotoğraflara bakılsa, 20 yıl önce otobüs kazasında yanan ve kurtulanların buluşması sanılır. Böyle feci bir görüntü.

Bu Fransız adamcağız da meğer aile hekimiymiş, Fransa’da estetik cerrah filan değilmiş, operasyon yapması yasakmış ama her nasılsa ünü yayılmış Türkler arasında, Ajda Pekkan filan, herhalde evinin arka odasında geriyor veya enjekteliyor bu kadıncağızları. Benim tam anlamadığım, haydi kadınlar efsunlanmış, hafif de yaşlanma paniği halinde doğru dürüst düşünemiyorlar, kocaları görmüyor mu hallerini? Mesela Brian ne zaman böyle yüzlü birini görse: “Iııyyyyy…. içim fena oldu, testislerim çekildi”, der.

New York Times’da okuduğum bir yazıya göre, her ırk başka birşeyini birşeylettirmeyi seviyorlarmış. Mesela Dominikliler büyük popo, Ruslar büyük meme istiyormuş. Koreliler çenelerini daha zarifletiyorlarmış. Mısırlılar hala gerdirmekte, İtalyanlar dizlerini düzelttirmektelermiş. İranlılar ve Yahudiler burunlarını sevmiyorlarmış. İrlandalılar kulak kepçelerini kafataslarına şeyettiriyorlarmış. Beyazların bol olduğu yerler poposuz, Latin amerikalılar’ın bol oldüğü yerler popolu ama kalkık popolu olmaya çalışıyorlarmış. Çinliler için büyük kulak memesi önemliymiş, bazı Çinli erkekler kulak memelerini dolgunlaştırttırıyorlarmış. Ve tabii ki göz kapaklarını tek parçadan çifte çıkarttırıyorlarmış ki, gözleri yuvarlaklaşsın.

Büyük söyleyen poposunun üstüne büyük oturur derler ama doğrusu ben birgün bir taraflarımı düzelttireceksem, hiçbir yerimi değil ama gıgımı düzelttiririm. Hindi gıgıya allerjim var galiba. Ama tabii kendi derimin içinde yavaş yavaş yaşlandığıma göre, bir sabah da durduk yerde hindi gıgıyla uyanmayacağımı varsayarak, belki de hiçbirşey yaptırmam. Kırışıklıklarıma karşı tuhaf bir bağımlılığım var.

Ama hindi gıgı? Kargaya yavrusu kuzgun görünür derler. Tam masaya yatacakken neşter fazla keskin gelirse, belki zamanı gelince benim de hindi gıgım, civciv gıgısı gibi görünebilir gözüme. Kim bilir? Ya da etrafımdakiler öküz gibi görünür de, hepinize hindi gıgısı çok bile deyip sıyrılırım işin içinden.

5 Comments

  1. Dante, birkaç ay önce edindiğimiz “Life” belgesel serisinde bu hayvanı gördü öküzün canını alırken. Daha önce ağzından alevler saçan dragonu hiç duymamıştı. Şimdi dragon deyip yerde tıslaya tıslaya emekliyor, “ben dragonum” diye, gelip bacağımı ısırıyor falan. Okulda ben dragon gördüm diyormuş, öğretmenine “bilmez ol alevli ejderhayı, gerçek komododan bahsediyor” dedim, kadın pek birşey anlamadı, sanırım bilmiyor bu hayvanı, ödev vermeli o öğretmene böyle.

  2. İkinci defa yazdığım gözüktüğüne göre ilkini becerememişim. 🙂
    “Iyy, dehşett! :))” yazmıştım.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


five + 17 =