Elveda Miyav

Masanın üzerinde, sakin, acı çekmeden, ne olacağını bilmeden, korkmadan yatıyor. Çok yaklaşınca pırladığını duymak mümkün. Başka odadan bile duyulan, radyatör misali o eski pırlama ner’deee? Ben burnunun hemen üzerini parmağımın ucuyla okşadım, Brian başını sevdi, Anatol “Bay bay Miyav Miyav” dedi. Gözleri yeşil yeşil, cam gibi, açık, başımın üzerinden bir yerlere bakıyor. Katetere iki enjeksiyon; biri keskin sarı, biri yeşilimsi. İki saniye bile geçmedi, pili çıkarılan saat gibi durdu Miyav.

19 yaşındaydı. Herhalde. Başka bir yerlere taşınan arkadaşları Brian’ın başına sardıklarında 1 yaşında filan diye tahmin ediyorlardı. Onlarlayken birkaç yavrusu olmuş. Kendisi gibi rengarenk kızlar. Saldırgan, pire alerjilerinden yara bere içinde, haşin bakışlı kedi. Brian yavrulamasın, ameliyat ettireyim, birileri benden alana kadar bu derdi diye eve kapamaya çalışmış da, bir keresinde kapı açılınca kedi Brian’ın başının üzerinden aşıp çiftleşmek için sokağa kaçmış. Ameliyatta rahminde 2 fetus bulmuşlar. İrlanda,  Polonya asıllıların fakirhanelerin ortasında yaşadıkları yere uygun, kavgacı, azgın şıllık!

Ben Brian’la tanıştığımda, aralarında artık bir ilişki vardı. Brian alerjilerini kontrol altına almıştı. Işıldayan bir kürkü, vahşi bakışları, çok ama çok sivri tırnakları vardı. Çıkardığı sesleri izah etmem mümkün değil! Bazen elimin parçalanmasını göze alarak, orkestra gibi “çalardım” kendisini. Kuyruğuna dokun: iiiirrrr, başına tıpla: gırr, bir daha: gırr, ayağını çek: ayyyyiiiiiirrrrrr!!!!!! Sihirli Flüt’ün üvertürüne uydururdum ritmini. Kediyi tanımayan işkence ediyorum sanırdı, oysa o savaşmak, dalaşmak, tırmalamak, ısırmak için geri gelirdi.

Feci bir avcıydı. Kuş, fare… Hediye diye eve getirirdi. Üç kere kayboldu. Üç kere eve çok yakınlarda, bir yerlerde kilitli kalmış bulduk. Onlarca çalışanımızı günlerce, sokak sokak arattırdıktan sonra. Her seferinde eve geldi, yemeğini yedi, iki dakika geçmeden sokağa fırladı.

Evde çalışanların bacaklarına saldırır, köşeye sıkıştırırdı. Bazen odalardan birinden avaz avaz, kocaman, dövmeli, kokainman kızların çığlıkları gelirdi: “Briannnn!!!!! Manyak kedin dışarı çıkmama izin vermiyooooor!!!!”

Miyav Miyav’ın beni Brian’la olan ilişkisine kabul etmesi yıllar sürdü. Birbirlerine sırıl sıklam aşıklardı. Brian’ın kimseyle ama kimseyle Miyav’a kullandığı yumuşak sesle konuştuğunu duymadım ben. Miyav Miyav’ın sadece gözleri değil, bütün yüzü bir başka bakardı Brian’a. Yüzünde bu kadar çok mana olan bir kediyle hiç karşılaşmadım. Saatlerce yüzünü seyretmek, girdiği şekilleri anlamaya çalışmak mümkündü. Yerden yukarı, gözlerimin içine bakınca, neler hissettiğini anlardım. Ben anlayışlı olduğumdan değil, o inatla anlattığı için.

Değişik kokardı: yanık kedi tükürüğü. Biz böyle diyorduk. Misk, deri kokulu erkek parfümleri gibi. Burnumu gıgısına değdirip kokusunu içime çekerdim. Hakikaten acaip birşey.

Miyav bizimle iki kere Türkiye’ye geldi. Heybeli Ada’da yaşadı, Suadiye’de yaşadı. Heybeli Ada’da dışarıya bırakmayalım dedik, kendini ikinci kattaki balkondan bahçeye attı. Bahçe kapısında oturur, gelip geçenin renklerine hayran bakışlarına tahammül ederdi.

Anatol doğunca, o kadar insanı korkudan titreten bu hayvan, küçük bir bebeğin çekiştirmelerine, üstüne oturmasına, peşinden koşturmasına sadece sabretmekle kalmadı, beşiğinde Anatol’la sırt sırta uyudu. Misafirlerimizin hayret içindeki bakışları arasında kedi Anatol’un yanına zıplardı, kedinin kötü ününden habersiz oğlum elini suratına koyardı ve birlikte film seyrederlerdi. Oysa ben bu kedinin “el yırtmak oyunu” oynamak için boyum kadar yükseğe zıplayıp iki ters salto attığını çok görmüşümdür.

Beni sevmedi ama tahammül etti. Brian ortalarda yoksa, hiç yoktan iyidir ifadesiyle yanıma gelir, sesli sesli pırlardı.

Ama Brian’la özel ilişkileri hiç değişmedi. Hakikaten bir elmanın iki yarısı, soul mate dedikleri, herhangi bir zamanda kediden bahsederken Brian’ın gözlerinin dolmasına sebep olan çok farklı bir ilişki. Benimle 14 yıl ama Miyav Miyav’la 18.

Önce tiroid. Sabah akşam hap. Büyük bir hızla kilo vermeye başladı. Son bir sene, başını kaldırıp bana baktığında bulanık gördüğünün farkındaydım. Tüylerini temizleyememeye başladı. Artık misk kokmuyordu. Son birkaç hafta inatla karar verdiği köşelere çiş yapmaya, hatta kakasını da kedi kumuna yapmamaya başladı. Sadece yumuşak mama, onu da zorla yiyordu. Hep uyuyordu ama her zamanki yerlerinde değil. Artık oralara zıplayamadığından, mutfağın köşesinde bir yerlerde. Brian artık başka bir şehirde çalışıyor, sadece hafta sonları görüşebiliyoruz. Durumu yazıyordum ama sonun yaklaştığını anlaması için görmesi lazımdı. Cadılar Bayramı sırasında Miyav arka bacaklarını sürümeye, ayağa kalkınca dengesinde sallatı olmaya başladı. Tüyleri ıslak, yapış yapış, kirli… Sanki bunamaya başlamıştı. Olmadık yerlerde oturup saatlerce yeri süzüyordu. Sokağa çıktı, kaldırımın köşesine gitti, başka bir bahçeden gelen su birikintisinin içine yattı. Brian’a, artık zamanın geldiğini, gitmesine izin vermemiz gerektiğini söyledim.

Yaşlı kediler genellikle kanser veya böbrek yetmezliğinden ölürler. Tiroit, böbrek yetmezliği olup olmadığının anlaşılmasına engel oluyor. Tahlillerde böbrekler sağlıklı çıkıyor ama vücut susuz, sağlığında tosuncuk iken şimdi kemikleri sayılan 2 kilo. Doktor sıvı verecek, kanser araştırması yapacak. Tiroit ilacında değişiklik yapmak mümkün değil. Yani belki birkaç ay gidip geleceğiz. Düzelecek bir durum için değil, geciktirmek için. Hayvan acı çekmiyor ama tam sınırda. Bir hayvanın daha zor durumda olduğunu görüp ölmesine karar vermek çok daha kolay ama o hayvana büyük haksızlık. Acı çekmeyen bir hayvanı öldürmek zor ama doğru. Her doğru şey şık değil. Kolay değil. Ama doğru.

Böylece Miyav Miyav’a veda ettik. Veterinerde beklerken Anatol’a Miyav’ın çok hasta olduğunu ve şimdi öleceğini söyledim. Yaşayan şeylerin bebeklikten yaşlılığa nasıl yürüdüğünü ve sonra öldüklerini, tamir edilemeyecek oyuncak gibi durduklarını ve bittiklerini anlattım. Miyav’ın ölme işi bittikten sonra eve gelip gelemeyeceğini sordu. Hayır dedim, artık yok olacak. Ama doktordayız, o düzeltsin diye protesto etti. Aynen benim düzeltemediğim yırtık kağıtlar gibi, doktorun da kediyi tamir edemeyeceğini, çünkü çok yaşlanınca hayatın durmasının normal olduğunu söyledim. Sonra Miyav Miyav’ın ölümünü seyrettik. Dışarı çıkınca Miyav’ı özlerim ben dedi. Ben de özlerim dedim. Babasının ağlamasını seyretti, bacaklarına sarıldı.

Arabada, birşeyin büyümesine engel olunup olunamayacağını sordu. Mümkün değil dedim. Akşam, duştan sonra, babası kurularken omuzlarından tuttu. Ona dedi ki: Daddy, benim iki kedim var. Bir tanesi artık senin olsun. Hem onlar yaşlı değiller. Çok gençler.

Elveda Miyav Miyav. Sen ne kediydin ama!

14 Comments

  1. Elif! Ne güzel anlattın… Başınız sağolsun…
    benim de bir Arap’ım var. Siyaholduğundan adını Arap koyduk. Okurken onu kaybediyormuşum gibi dugulandım…

  2. 🙁 buralarda ‘uyutmak’ deniyor bu işleme, insanı uymaktan korkutacak kadar gereksiz bir işlemin adını bari yumuşatma çabası. hele küçük bir çocuğa hiç söylenmemesi gereken. .. yaşanan şey, brian’ın yoldaşını kaybetmesi, çok acı. ancak bu yazında beni yine senin minik anatol çok etkiledi. 🙁 canım benim, doktor’ düzeltsin’ istedi demek…
    hakan’ın da bir köpeği vardı, annesi gerçek kurt, babası bir kurt köpeği olan ve gerçekten konuştuğunu düşündüğüm bir köpek. hakan’la kentte değil, her yaz kalmaya gittiği köyde yaşayan ve aynı senin anlattığın gibi, hakanla aralarında çok özel bir ilişki olan . ben ilk kez ilişkilerine dahil olup köye gittiğimde, bana açık açık ‘ seni sevmiyorum, ama tahammül edebilirim ‘ dediğini duydum bu köpeğin. o geldi aklıma şimdi. o da öldü gitti…

  3. Elif, çok üzüldüm…
    Bir miyav’la ya da bir hav hav’la aşk yaşamanın güzelliğini, aynı evi paylaşmanın mutluluğunu bilirim. Evden eksildiklerinde yaşanan acıyı da bilirim.

    Brian’ın başı sağolsun…

  4. başınız sağolsun elif, kimin lafıydı hatırımda kalmamış “kediler bir evin hareket eden, gözle görülen ruhlarıdır” diye, bir ruhunuz eksik artık.

  5. Yazmaya elim varmıyor. Yaşamın gerçek ve acı yüzü. Zamanın ona tekrar can vereceği günlere kadar sabretmekten başka çare yok. Aynı acıyı Kurt’ta yaşadık. Başınız sağ olsun canlarım.BB

  6. başınız sağolsun elif! ben de bu yaz aynı şekilde köpecikimi doktorun ellerine bıraktım.. gercekten yeri doldurulamaz, çok acı birşey.. brian’ınına, arel’ine ve sana sağlıklı, mutlu ve uzun ömürler diliyorum 🙂

    sevgiler!

  7. bu yaziyi daha yeni gorebildim.

    basiniz sagolsun.

    benim bir zamanlarki kedim evden kactiktan sonra (bir daha geri gelmemek uzere — ve not falan birakmadan) cok uzulmustum…

    Maybe that’s why (the sadness) I don’t get pets anymore for me. But I love visiting!

    Replacement kedi aldinizmi?
    🙂

  8. Metin, zaten iki tane daha kedimiz vardi. Miyav’in yerini almazlar ama yedek lastik diye kullaniyoruz iste. :o)

    Evdeki hayvanlarin olumleri, vesaire beni o sekilde uzmuyor. Cunku herkes olecek ve o zaman kimseyi sevmeye cesaret edemez insan!

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


20 − 9 =