Duymadık demeye!

Duydum ki yarın gece yeni yılmış. 2006’dan 2007’ye geçerken çok eğlenmemiz, bolca içmemiz, zıp zıp zıplamamız gerekiyormuş. Sonra da daha mutlu, daha sağlıklı ve özellikle daha huzurlu olmamız lazımmış. Yani çok işimiz varmış. Gerekli çalışmalara derhal başlamalıyız.

Önce şunu dinleyin: I Put A Spell On You

Screaming Jay Hawkins- I put a spell on you

5 Comments

  1. Yemekti, hediyelerdi, şuydu, buydu gerçekten şimdiden yoruldum ve halen saat 14.30! Ben yeniyıla girerken muhetemeln hadi bakalım bana baş baş, deyip yatağa gidiyor olacağım:)

    Yeni yılın ufaklıkla birlikte size ve eşinize gözlerinize inanamayacağınız kadar müthiş şeyler getirmesini dilerim.

    Sevgilerimle.

  2. Güzel bir şarkı seçmişsiniz yeni yıl için.

    Aslında bu şarkı üzerine söylenecek çok şey var. Bir hikayesi var
    mesela bu şarkının: Bir gün sevdiği kadın
    onu terkedip gitmiş ve Jay Hawkins kendi deyişiyle ‘aşkın ne olduğunu
    o gün anlayıvermiş’ ve işte o bir gün içinde de bu besteyi yapmış.
    Sonra, ileri yaşlarında yapılan bir röportajında o günü anlatırken,
    ‘aslında henüz cahil bir çocuktum ve sadece, aşkın ne olduğunu
    anladığımı sanmıştım’ demiş.

    Jay Hawkins 1956 yılında plağa kaydetmiş bu besteyi.
    Ve, aslında kaydın da bir hikayesi var:

    Hawkins besteyi sahnede aklına estiği gibi söylüyormuş ama plak kaydı
    sırasında ballad tarzında söylemiş. “Dinleseydiniz Johnny Ace ya da
    Roy Hamilton söylüyor sanırdınız” diyor röportajda. Sonra, plak
    şirketi ile anlaşamayınca, bu plağın dağıtımı yapılmamış ve başka bir
    plak şirketine gitmiş Hawkins. Yapımcı, “böyle sıradışı bir ismi olan
    şarkının yine sıradışı bir tarzı olmalı” demiş. “Bu kayıt ise dümdüz
    bir ballad. Peki, siz gece kulübünde söylerken nasıl çıkarıyorsunuz o
    performansı?” “Valla” demişler, “sahneye hiç ayık çıkmadık ki biz.. ve
    o kadar sarhoş oluruz ki ne yaptığımızı pek bilmeyiz doğrusu.” Bunun
    üzerine stüdyoya içkiler, kızarmış piliçler ısmarlanmış, ve bütün grup
    yiyip-içip iyice sarhoş olduktan sonra kayıt başlamış. (bu kayıtların
    adı “OKeh session” kaydı olarak biliniyor. Belki de böyle başladı
    session tarzı kayıtlar, kimbilir? OKeh ise plak şirketinin sahibi Otto
    Heinemann’ın adından geliyor.) Kayıt sırasında bütün orkestra üyeleri
    kendilerinden geçecek derecede sarhoşmuşlar. Öyle ki, Hawkins o kayıt
    sırasında çekilen resimleri kendisinde gösterildiğinde resimleri ve
    hatta negatifleri yakmış yok etmiş. Kaydın hemen hemen yarısında
    şarkıyı yerde sırtüstü yatar vaziyette, bir elinde mikrofon bir elinde
    içki şişesi ile söylemiş. Tenor saksafon Sam Taylor saksafonu ağzına
    denk getiremez durumdaymış. Şarkıyı işte böyle yapmışlar. Ama sonra ne
    olmuş? Plak 10 gün içinde listelerde tırmanmış, birinci sıraya
    yerleşmiş. Hawkins’in dediğine göre, 10 gün sonra plağı ilk
    dinlediğinde işittiği sesin kendi sesi olduğuna inanamamış. Ve sahnede
    de aynı sesleri çıkartabilmek için epeyce çalışmış ve bu şarkıyı
    söylediği her seferinde aynı performansı çıkarabilmek için zil-zurna
    bir şekilde çıkmış sahneye. Bir de değişmez tarzı varmış
    gösterilerinde: Sahnenin ortasındaki bir tabutun içinden çıkarak
    başlarmış konserine.

    (Onu terkedip giden kadına gelince; plağın arka yüzündeki, yine
    kendisi için yazılmış ‘Little Demon’ a bayılmış ve geri dönmüş. Ancak
    Hawkins onunla bir süre beraber olmuş ve, bu kez terkeden kendisi
    olmak için 4 ay sonra ayrılmış.)

    Sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar dilerim.

  3. Hayatıyla ilgili bir dokumanter film var ama maalesef pek iyi değil. Kabızlıkla ilgili harika bir şarkısı var da, yeni yıla uymaz diye koymadım. İşlerim ters gidince belki…

    Selam!

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


three × four =