Demokrasinin Çincesi

Dün oğlanla oturup bir belgesel seyrettim. Adının tercümesi: Lütfen Bana Oy Verin. 2007’de, Çin’de, ilkokul üçüncü sınıfa giden öğrencilerin hayatlarında ilk kez demokrasiyle tanışarak, sınıf başkanı seçmelerini konu ediyor. Mandarin Çincesi’nde, İngilizce alt yazılı.

Biri kız üç adaydan bir tanesi geçen iki yıl sınıf başkanlığı yapmış. Ama seçilerek değil, atanarak. Üç adayın kim olacağına da öğretmenler karar vermiş.

Okullar ve kültürler arası anlayış farkını Anatol gözleri yerinden uğramış halde seyretti. O da bu çocuklar gibi 8 yaşında, ama dördüncü sınıfta. Yine de kendisini çok yakın hissedeceği çocuklar. Ve çok uzak.

Çocukların birbirini iteleyip kakalaması, sınıf başkanının yaramazlık yapanlara açık açık vurması, birbirlerine gerizekalı, hayvan gibi lafları kolaycacık söyleyivermeleri ve öğretmenin hemen hiçbirşeye karışmaması, tüm bu davranışların olağan sayılması benim oğlanı dümdüz etti. Çocukların ailelerinin agresif taktikleri, diğer adaylar hakkında oturup hep beraber kötü karakterleriyle ilgili listeler yapmaları, hatta diğer çocuklara gidip listeyi genişletme çalışmaları yapmalarını öğütlemeleri, sınıftakiler için hediyeler alıp, çocuklarıyla okula yollamaları da beni dumura uğrattı. Ve bunların hepsinin demokratik seçimden sayılması, öğretmenin verilen hediyeleri mutlulukla dağıtması, adaylardan birinin babasının tüm çocukları metroya bindirip gezdirmesine karşı çıkmaması, demokrasinin iyi anlaşılmadığı zamanlarda ve oy verenin cehaleti karşısında nasıl değersiz bir oyuncağa dönüştüğünü gösterdi.

Adaylar birer kere yetenek yarışmasına, birer kere birbirleriyle açık oturum cinsi tartışmaya girdiler. Son olarak da konuşmalar yaptılar. Tabii bunların arasında adayların diğer öğrencilere statü verme sözleri, bana oy ver, seni şu bu yaparım demeleri, yetenek yarışması sırasında yakın arkadaşlarını sahnedeki adayı yuhalamaya ikna etmeleri ve öğretmenin yine aynı mutlulukla “çalışan demokrasi”yi seyretmesi… Yetenek yarışmasında yuhalamalar, kız adayın hıçkırıklara boğulması, yuhalayanların gözyaşları içinde özür dilemesi, bütün sınıfın ağlaması, ama kız aday ağladı diye onu güçsüz görmeleri, iki senedir başkanlık eden çocuğun dayak atma suçlaması üzerine: yoksa nasıl otorite kurarım? Anne babanız sizi niye dövüyor? Yoksa laf dinlemezsiniz diye kendini savunması. Açık oturumda yavaş yemek yemenin bile konu edilmesi. Anne babaların çocukları daha sert olmaya itmeleri.

Arada birkaç güzel an da vardı tabii. Mesela adaylardan biri son konuşmasında, demokrasinin herkesin kendi kaderini seçmesi olduğunu, eski sınıf başkanının diktatör olduğunu, herkesin kendisinden dayak yiyip durduğunu, sınıfın iyiliği için hiçbirşey yapmadığını, kimseye zor durumdayken yardım etmediğini söyledi.  Eski sınıf başkanının son konuşması, neden herkesin dayağı hakettiğiyle ilgiliydi.

Ve seçimleri kim kazandı dersiniz? Demokrasiyi eline koltuğu geçirdin mi otoriter rejim kurmalısın, o kadar şans bende olsa aynısını yapardım, yapanı da tebrik ederim şeklinde mazoşist duygularla karıştıran, totaliter hayata alışmış, başını kaldırıp, yav ne oluyoruz diye sormayı akıl edemeyen, çünkü evinde ailesinden, televizyonda politikacından öyle gördüğü ve normal sandığı davranışları benimsemiş çocukların çok büyük oy çoğunluğuyla eski sınıf başkanı tabii ki! Kaybedenlerden biri oturduğu yerden aynen şöyle dedi: Bundan sonra hayatınız daha da cehennem gibi olacak, haberiniz yok!

Havada uçuşan rüşvetler, satın alınmış oylar, söz verilmiş koltuklar, hakaretlerle dolu konuşmalar, ileride ne yapacağına dair bir tek somut şey söylemeyen, onun yerine birbirine çamur atmakla meşgul adaylar, bütün bunları kontrol altına alıp düzenlemesi gereken büyüklerin demokrasiyle ilgili hastalıklı bilgileri yüzünden el el üstünde, bir de hayranlıkla seyretmesi. Hatta cesaretlendirmesi! Bu arada benim oğlanın olamaz olamaz çığlıkları. Sanki bazı ülkelerde yaşanan seçimlerin bir minyatürü idi belgesel.

Son görüntüler okul bahçesinde çekilmiş. Çocuklar sıraya dizilmiş, artık Çin’in andımız, marşımız, her nesi ise onu söylüyorlar. Bu sırada sınıf başkanı dolaşıyor. İndiriyor tokatı, bastırıyor hakareti: Dik dur! kollarını öyle yapma! niye yana bakıyorsun??????

 

 

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


19 − seventeen =