Ceşit çeşit tanrılar

Wagner’in operalarının birinde çok ünlü ama ünü yüzünden muhteşemliği gözden kaçan bir sahne var. Müzik öyle olağanüstü ki, insanı sersemletiyor, altında yatan elinden yitiveriyor seyircinin.

Walküreler, Brünhilde’nin 8 kızkardeşi, birbirinden sağlıklı, güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan, verimli, doğurgan, genç kadınlar, savaşlarda kimin “şehit” olacağına karar veren tanrıçalar. Hangi taraftan olduğu farketmez şehidin. Önemli olan kanının son damlasına kadar savaşmış olmak, ter, kan, sidik, öd, ne varsa. Çamurun içinde debelenen binlerce asker, çürümüş cesetler. Walküre’ler cesetleri toplar, cesetten bir tepe yapar. Bunların hepsini Valhalla’ya, yüce tanrı Odin’e götürecekler.

Her taraf toz duman, ceset. Kadınların ağlaşmalarını bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Kocaman kocaman elleriyle, mızraklarıyla toplayıp etleri, dökülmüş kanın sarhoşluğuyla cesur ruhları kutsarlar. Tanrılar ancak kanla gideriyorlar susuzluklarını. Kurbanlarla, şehitlerle. İnsanlar ayaklanmadıkça sonunun geleceği yok ziyafetlerin.

Müziğin ve zaferin ve kahramanlığın gücüyle tüylerin diken diken olduğu ve de tüylerin diken diken olduğunun utancıyla yerin dibine geçildiği bir sahnedir. En son duyduğum müzik bu olsa şu dünyada, eminim ben de kan sarhoşluğuna kapılır, Walküreler tarafından şehit yamağı sayılırım da cesedimi çıkarırlar Odin’in karşısına. Sonra kendime gelirim belki, tükürürüm suratına tanrının. Ya da belki gelemem, katılırım sofraya, kahramanlık türküleri haykırırım, boynum da damar damar.

Tıkla: Walküreler’in sofrasından kana kana.

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nine + fifteen =