Bünyem kaldırmadı

Dün gazetede gördüğüm ayı dövme, tarihi eser parçalama, Loren tarzı irtica, cumhurun başı-sonu, bilmemne karşısında birden midem bulandı, tansiyonum düştü mü, fırladı mı ne, içim şöyle bir çekildi. Kanlı bir kaza görmüşüm gibi fena oldum, olduğum yere çöktüm. Kafamı dağıtayım diye “tivi”yi açtım; bir adamla bir kadın, zavallının birini aralarına almışlar, arkada acılı türkü tıngırtısı eşliğinde izleyici yardımları için dilendiriyorlar. Kurban/ misafiri yerine oturmaya yollarken kadın sunucu hiç istifini bozmadan türkü söylemeye başladı! Ben kabus mu görüyorum diye başımı sallıyorum, kafama vuruyorum, tepiniyorum. Yok! Uyanmak mümkün değil!

Sonunda bünyem kaldırmadı ve dün gece şu garip rüyayı gördüm:

Bizim evin yakınındaki Pasadena denen yerdeymişim. Ama Pasadena denen bu gerçekte zaten sevimli şehir, çok çok daha sevimli, Amerika’ya has küçük tarihi ahşap evler her yerde. Sokaklarda antikacılar, binsekizyüzlere ait beyaz fırfırlı bluz ve altında yere kadar uzanan darca etekler satan bir nefis dükkan. Bluzun fırfırları, göğsünde koyu mavi kare biçimli işlemesi, açık mavimsi etek, bina üçgen gibi sokağa uzanmış, hemen önünden tren yolu geçiyor. Ben bunlardan alayım, hatta artık hep böyle giyinip gezeyim diye düşünüp, dükkanın yerini iyice aklıma yazıyorum. Bir pizzacıya giriyorum. Neşeli, beyaz saçlı bir adam, pizza yapıyor. Broccoli rabe’li, sadce yarısı peynirli, ince hamurlu, tuhaf bir nuovo cousine pizza yiyorum. Yok, New York’takiler gibi lezzetli değil ama California için idare eder diye düşünüyorum. Dükkandan ayrılırken adamın sigarasının dumanının kapıdan yükselip sarımsı ışıkta yokolduğunu görüyorum. Allah, Allah! Sigara içmek yasak ama? Demek havalandırması çok iyi ve burada da yasak değil. Hiç kokusu yok. Adama da yakışmış…

Trene gidiyorum. Yerli (Amerikalı) turistler kibar kibar, neşeli; kıyafetlerine, saç şekillerine kadar detayıyla görüyorum.  Ben de bineyim, hem şehirden geçecek, hem de California’yı trenden hiç görmedim, kimbilir, belki binaları, doğayı daha güzel seyredebilirim!

Sonra uyandım. Ve anladım ki aslında ben farkında değilim de, bünyem Amerika’yı özlemiş.

Nihat Akkaraca’nın Datça’da Zaman adlı kitabını okuyup bitirdim bugün. Bazı kitaplar okumak, unutmak, yeniden okunmak, okunmadan okuma hayalleri kurmak, okunuyormuş gibi yapmak için varlar. Datça’da Zaman; okunmak, özümsenmek, bir kitaptan okunduğu unutulup da sanki başından geçilmiş sanılmak, okunduğu unutulup da “bana biri anlatmıştı bunu ama kim?” diye düşünüp durmak, iliklere işlemek ve okuyanın kişisel tarihi olmak için var sanki. Bazen, bir kitapta satırları yeniden okur, okursun; bazen de satır seni boynunda ip varmış gibi çeker. Yahu, kelimeler gözlerimin önünde yuvarlanıyor, yavaşlayın yahu, yahu bu öyküde tanıştıklarımla içli dışlı olmaktan memnunum yahu, iki sayfa sonra nasıl helalleşip vedalaşacağız? Doyamamıştık yahu, diye diye okudum Datça’da Zaman ‘ı.

19 Comments

  1. Çok iyi anlıyorum Türkiye’deki TV programlarına ve haberlere ilişkin şokunu. Ben de gündüz kuşağında yayınlanan programlara göz attığımda izlediklerime inanamamıştım. Çocuğunu bir kışlık kömür karşılığında evlatlık verip bunu soğukkanlı bir şekilde anlatan cahil-yoksul çiftler ve onları sorgulayan süslü püslü sunucular, ardından sahnede yapılan eğlenceler yada milyonların gözü önünde birbirinin gözünü oymaya çalışan ‘ünlü’ler, birbirini tehdit edip parmak sallayan tipler… Adeta cinnet ortamı. İşin kötüsü, insanlar televizyonlarını sürekli açık tutuyorlar gün boyunca ve bütün ‘ünlü’lerin saçmalıklarını ve ‘sıradan’ insanların tuhaf hikayelerini dinleyerek gün geçiriyorlar. Bunu da normal birşey olarak algılıyorlar. Ürkünç mü ürkünç bir durum.

  2. I was in Philadelphia for my work last week. I didn’t have much time for lunch, so I went to Corolla’s, a really crappy Italian restaurant a 1/2 mile from the factory. It was where they took me to eat when I first interviewed for the job, and the food was so boring… Anyway, all I had time for last week was to grab a slice of pizza. It was pouring rain, and I ate it in the car in the Disc Makers parking lot, because I didn’t have an umbrella and it was raining so hard that it would have soaked through the paper bag. I looked down at the slice, thinking, this looks like another crappy piece of pizza, no brick oven, no nothing. Well, down the hatch…

    It was the best slice I’ve had in two years. It was like ambrosia, a pornographic mix of fat and oil and salt and cheese and tomato and carbs sliding down my throat.

    This December we’ll have been here for two years, around the longest we’ve lived anywhere since Philadelphia, and I still feel there’s more to discover. And one thing I hope to discover is a place here that can make a competent slice of pizza, hold the broccoli rabe. Because while Los Angeles, as a restaurant town, can hold its own with any other city in the universe, most places here simply cannot make pizza to save their lives.

  3. Kocasi,
    I thought you are in Turkey with them. Are you crying or smthing? It must be hard for you to eat pizza slices for lunch. We all know the wife you have there is amazing in the kitchen.
    Anyways, its nice to hear from you Brian just wanted to say hi,when I saw your comment.

  4. Sister-in-law, whoever you are:
    Not crying – LA is too much fun and I’m making the most work possible during this quiet time – but I’ll say this:
    My wife is amazing in every room, in every country.

  5. You didn’t recognize me? Shame on you:P
    I should bother you more often then. Your quiet times will be over soon. I heard some people (you love) are planning to make a trip to L.A from Canada this fall.

  6. *Broccoli rabe’yi makarnada çok severim.
    **Datça’da zamanı da okumak isterim.
    ***Meltem’e bahsettiğin masal kitabı ne ola ki?
    ****Türkiye’de yaşananlar şaka gibi, yok yok dediğin gibi aslında bir kabus gibi değil mi?

  7. Sister-in-law –
    Aah, now I see, ye she-devil confederate of the 😛 sisterhood. You hath secret knowledge of my habits and desires that would intimidate mere mortals and make them quake in their boots. By way of supplication to ye, powerful goddess, I hereby offer two song lyrics below.

    “O Canada!”

    O Canada!
    Our home and native land!
    True patriot love in all thy sons command.

    With glowing hearts we see thee rise,
    The True North strong and free!

    From far and wide,
    O Canada, we stand on guard for thee.

    God keep our land glorious and free!
    O Canada, we stand on guard for thee.

    O Canada, we stand on guard for thee.

    vs.

    “Northern Boy”

    LORD:
    In Ottawa, there is a custom
    Before the boy becomes the man
    He takes a drop of Northern courage
    And swears he’ll do the best he can
    He swears he’ll do the best he can

    DEVIL:
    Oh Northern boy
    As thick as a tree
    As dull as a butter knife

    LORD:
    Oh Northern boy
    Clean of limb, clear of eye
    Unfettered he lives, unfettered he’ll die
    The Northern boy
    Oh, Northern boy
    Saskatchewan
    An endless prairie
    Where the buffalo used to roam

    DEVIL:
    Only a man
    Half blind on whiskey
    Would choose to make
    This land his home
    Would choose to make
    This land his home

    LORD:
    Oh, Northern boy
    As strong as an oak
    As quick as a thunderbolt
    To adventure he’ll rise
    The Northern boy
    Can be gentle as a lamb

    DEVIL:
    And just like a sheep he will follow you
    Whenever he can
    The Northern boy

    LORD:
    The Northern boy
    The Northern boy

  8. “Datca’da Zaman” için yazdıkların beni sevindirdi Elif. Gerçekten böylesine keyif alarak okumuşsan emekler boşa gitmemiş demektir. Teşekkürler… Nihat Abi

  9. Fatma, bir de “Ermeni Donmesi” meselesi cikti simdi. Tamam olduk. Ne aymaz, utanmaz medyamiz var; boyle seyrediyorum. Sanki gecmisi Ermeni olmak utanilacak sey, sanki donme olmak utanilacak sey. Yok canim, biz hakikaten umitsiz vak’ayiz. :o(

    Kocan and sister-in-law, take your arguments to somewhere else!!!!!! Kocasi, I can hear that song in my head. Good one.

    Acalyacigim, ben bir cocuk kitabi yazdim, Meltem de resimlendirdi. CD-rom olarak cikacak. Icinde cocuklar icin masallastirilmis opera hikayeleri var. Uc masal icin arya soyledim, uc tanesini de okudum. Ayrica bestecilerin hayatlari da var. Turkce. Eylul sonuna dogru cikiyor. Internet uzerinden satilacak. Meltem’in ilustrasyonlari hakikaten olaganustu oldu.

    Nihat Abi, danisikli dovus sanilir diye ovgulerimi tam olarak dile getirmekten cekindim aslinda. Ne guzel dil, ne guzel anlatis! Cok, cok begendim ben bu kitabi. Ve gerisini, devamini, fazlasini buyuk bir acgozlulukle bekliyorum. :o)

  10. I have great comfort from this fellow: methinks he
    hath no drowning mark upon him; his complexion is
    perfect gallows. Stand fast, good Fate, to his
    hanging: make the rope of his destiny our cable,
    for our own doth little advantage. If he be not
    born to be hanged, our case is miserable.
    W.S
    Okay,ok. I won’t hurt him this time in front of all this people.
    I’ll be merciful fulya:),powerful goddess.:)))))

  11. Merciful – you do not ful’ me for a moment. I shall not write in iambic pentameter, but methinks that you, being of the fairer gender, hath all the secret knowledge of my transactions of an Ashcroft, and, tho you quoth a scribe from England, that you’ve all of the tender mercies, when scorned, of a *Lynndie* England. 🙂

  12. (to blogmistress):

    IAGO.
    O, beware, my lord, of jealousy;
    It is the green-ey’d monster which doth mock
    The meat it feeds on: that cuckold lives in bliss
    Who, certain of his fate, loves not his wronger;
    But O, what damned minutes tells he o’er
    Who dotes, yet doubts, suspects, yet strongly loves!

  13. aaaa cok guzel! sabirsizlikla bekliyorum. Ayrica ‘Darbe’ icin sana email yazmistim sen tatile gitmeden once, sanirim arada kayboldu.

  14. Kocan,

    Loves strongly yet suspects, doubts yet dotes!

    Good poetry should still stand on its feet even backwords! Shakespeare is the only poet I can read and understand…

    But, still I say, go forth and find your voices in thy blogs!!!!

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


5 × 2 =