Bugünlerde

Bugünlerde Fassbinder’in Berlin Alexanderplatz adlı filmini seyrediyorum. Bugünlerde diyorum, çünkü film, Döblin’in romanından adapte edilmiş 16 saatlik bir drama. Fassbinder’i seviyorum ben. Her zaman harika değil ama harika olunca da tam harika. (Harika ne acaip kelime! Harikulade. Hisseli Harikalar Kumpanyası… Çok iyi deyince olmuyor ama harika deyince hiç olmuyor!)

Robert Musil’in Der Mann ohne Eigenschaften’ini İngilizce’den okuyorum. Özellikleri Olmayan Adam diye tercüme etmeli herhalde. Ya da Sıradan Adam. Son zamanlarda, henüz eserlerini tanımadığım yazarların kitaplarını başlayıp başlayıp, tatminsizlikle terkediyordum. Musil’i ilk kez okuyorum. Bu kitap çok iyi.

Mozart’ın bütün eserleri, yazdığı her notanın kaydını aldım. 170 adet CD. Yaylı çalgılar dörtlüleri muhteşem.  Bazı eserler orijinal enstrümanlarla kaydedilmiş. Bu kadar büyük bir toplamda herşeyin, herşeyin en olağanüstü çalınmışının olmasını  beklemek saflık olur ama genellemeye vurarak, çok iyi kayıtlar var içinde. Kimi performansı sırf bu çalışma için kaydetmişler, kimisinin hakları satın alınmış. (Tamamı 120 Dolar’a bedava sayılır!)
Orta Romantik Dönem’den (Brahms, vesaire) Alman lied’ler (şarkılar) konseri hazırlamaya çalışıyorum. Ne tuhaf! Demek bugünlerde Alman ve Avusturya kültürüyle haşır neşirim. Özellikle değil. Sanatın ağır topu Alman kültürü olduğuna göre, normaldir.

Anatol Little Shop of Horrors’i ezber etti sonunda.  Brooklyn aksanıyla filmden alıntılar yapıyor ikide birde.

Bir de bu haftanın New Yorker’ı çok iyi yazılarla doluydu. Kafamın içinde cirit atıyor hepsi.

Zeytinlerden, tuzlu su içinde tutularak yapılanı hazır. Bugün tadına baktık. Nefis olmuş. Zeytini ısırınca, hala çok hafif bir kıtırtı duyuyor insan ağzının içinde. Meyve olduğunu hatırlatıyor hala. Tuzdan, beklemekten, fabrikada işlem görmekten, mumyalanmışlıktan uzak, sade ve yeşil ve taze bir tad. Keşke yapmasaydım. Şimdi ağzımız şımaracak. Evde salamura edilmemiş zeytini yiyemeyeceğiz.

6 Comments

  1. evde hazırlanmış zeytini ne güzel tarif etmişsin. annemle babam,anne memleketi bursa’nın mudanya civarındaki burgaz beldesine yerleştiler.oraların da zeytini meşhurdur bilirsin. o hevesle annem ,bilemiyorum senin yaptığın gibi mi ama, zeytin salamuralamış. babam da başka bir heveskar, kalkmış üşenmeyip bize bir kavanoz zeytin getirmiş.. sofraya koydum. oğlum yedi ve meyve mi zeytin diye sordu. fabrika ürünü sanıyordu herhalde çocukcağız:)bir çocuk bile farkedebiliyor tazeyi doğalı.

    afiyet olsun…

  2. Bu yazında kitap olsun film olsun, müzik olsun hep uzuunlar var:))
    Fassbinder ismi durmadan tekrarlanırdı tekerleme gibi(çünkü üç adı da kafiyelidir ya). Bir zamanlar belli çevrelerin (İstanbul Sinematek)en sevdiklerindendi. Tabii overdose ve yalnızlık ruhuna uygundu. Lili Marleen kolay bir film olmakla birlikte benim için çok duygusal bir öğrencilik yılları anısıdır. O filmi nerede kimlerle seyrettiğimi ve o şarkıyı hiç unutmadım.
    Musil’in kitabı Niteliksiz Adam adıyla çevrildi. Biliyorum sen Türkçe okumayı tercih etmiyorsun ama benim çok beğendiğim bir çeviri. Tam Musil ruhuna uygun. Yalnız biliyorsun çok kalın bir kitap o. Yarısını çevirdiler Türkçeye şimdilik. Ama çevirmeni Ahmet bey eminim geri kalanını da çevirir.

  3. Sefika, hakikaten hepsi uzun, degil mi??? Kitabin sadece yarisini mi cevirdiler? Niye acaba? Ekonomik seyler mi yoksa? Niteliksiz Adam cok dogru bir tercume olmus.

    Tijen, ben o filmi gormedim. Hemen seyretmenin yolarini bulayim, sonra ustune konusalim. :o)

    Cano, ustuste siralayinca birseymis gibi gorunuyor. Sen de su sira okuduklarini, dinlediklerini liste yap, bak nasil ciddi gorunuyor!

    Elektra, evet, evet, evet! Bambaska bir tad.

  4. Berlin Alexanderplatz 25 yıl önce ERT (yunan televizyonunda) dizi olarak yayınlanmıştı.
    O sıkıntılı adamın camın pervazına oturup meydanı seyrederek bir kasa bira içtiği sahne kalmış aklımda.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


7 − 1 =