Bu sefer değişik olsun

ANATOOOOOOOOOL

“Okula giden çocuk ve ailesi”nin izafi yılı Eylül’de başlıyor ve şu sıralar bitiyor ya…

Bu sene grip sezonunu bir kere bile hasta olmadan kapadım. Kendimi azarlayarak, sürükleyerek, mızıldanmalarıma kulak asmayarak, en feci rüzgar ve yağmur ile en feci yorgun ve tembel sabahlarda bile haftanın 4 günü, günde 2 mil (3.2 kilometre mi ne) kulaç atmama ve boğazımda bir küçüçük rahatsızlık hissedersem bütün günü sıcak suda kaynamış zencefil kökünden çay içmeme bağlıyorum. Hiç alakası olmayabilir. Ama bence.

Duşlarda her yaştan, ırktan, tipten kadın. Her birimiz savaş yaralarımızla; kimi doğumlardan, kimi yaşlılıktan, kimi ameliyatlardan, kimi kanserden, kimi sıskalıktan, kimi şişkoluktan, kimi hormondan, kimi hormonsuzluktan. Bir ufak çocuk gelince, hele kızsa herkesten gülümseme, ama sanki bir Roma hamamındayız. Çıtır çıtır, taptaze savaşçıya sevecen bakışlar hediye eden tecrübeli amazonlar. İnsanın kendi ve hemcinsinin vücutlarına bakış açısını değiştiriyor birlikte ve çıplak duş yapmak. Esas olan kim güzel, kim değil, kim traşlı, kim ağdalı, kim sarkık, kim diri olmuyor. Esas olan hayatta kalma mücadelesi ve gerektiğinde bu mücadelede karşılıklı ve karşılıksız destek oluyor. Hepimizin komplekslerimiz, endişelerimiz, hastalıklarımız ile ancak birbirimizi anlayabileceğimiz bir ordu. Gerisi fasa fiso.

Anatol’un sanat dersinde sınıf arkadaşı olan yarı İsveç, yarı Sırp bir kız bir aydır derslere gelmiyordu. Meğer aile bir aydır domuz gribi olurlar diye evlerine kapanmamışlar mı? Siz derslere geldiniz mi, diye sordu kadıncağız. Biz hayatımızda hiçbir değişiklik yapmadık ki, diye cevap verdim. Amerika’da bildiğimiz grip yılda bilmemne kaç bin kişiyi  (yaklaşık 36000) götürüyor; şu üçyüzmilyonluk ülkede Nisan ayından beri daha 20 kişi bile domuz gribinden ölmedi.

Hele bir bu taraflarda sayılar yükselsin, o zaman düşünürüz. Zaten benim düşünmeme kalmaz; okulları, kursları kapatıverirler. New York’ta yaptıkları gibi.

Kurslar yaz yaprakları gibi dökülmeye başladı. Eylül’e kadar. Sanat kursu önümüzdeki hafta bitiyor. Baleyi geçen hafta tamamladı. Sınıfın tek baleti olarak tüm kızlarla tek tek pas de deux yaptığı gibi, bir de üstüne solo çekti gösteride.

A11111111111111111

Jimnastiğe devam. Yüzmeye devam. (Bayağı bir ilerledi kerata. Eskiden suya sokmakla uğraşıyorduk, şimdi yunuslaşmak yolunda.) Başka?

Böyle uyuza dönmüş köpek gibi cılızlaşan yaz dersleri ağacımızın görüntüsüne dayanamadık ve geçen hafta keman derslerine başladık. Ben kemana başladığımda 6 yaşındaydım. O 4. Boynuz kulağı geçeli bayağı oluyor. Suzuki Metodu denilen, ben keman dersleri alırken Türkiye’de uygulandığını sanmadığım bir metod. Şimdi bile olmayabilir. Japon bir öğretmenin geliştirdiği birşey. Kulaktan dolma ve taklit yöntemleriyle karışık jui jitsu gibi birşey! Gözümü ayırmıyorum üstlerinden. Zaten ayıramıyorum, çünkü ailenin direkt alakasında ısrar eden bir yöntem. Hatta ailenin de keman çalmayı öğrenmesi gerekiyor. Neyse ki ben hocaya bir berbat Mozart sonatin döktürdüm de yeniden “daha dün annemizin”i çalışmaktan kurtuldum! “Daha dün annemizin” melodisi geleneksel olarak çocuklara ilk öğretilen melodidir. 32 yıl önce ben öğrenmiştim, şimdi Suzuki vakarimatsu ancinsan ile Anatol Efendi öğrenecek. Ben dörtte bir kemanla başlamıştım. Öğretmenin portakal sandığı dediği birşey. Anatol onda birle başlıyor! Aynen portakal sandığı. Ama içine bir portakal ancak sığar.

a222222222222

İlk dersinde kemanın bütün bölümlerinin isimlerini bildiğini, hatta nasıl tutulacağını bile azıcık tahmin ettiğini şaşkınlık içinde farkettik. Eve gelip giden sazendelerden, evin içini gece yarılarına kadar dolduran müziklerden ve hep ortada yatan benim zavallı yosma kemanımdan olmalı. Yoksa ben öğretmiş değilim.

Bir de anaokulundan mezun oldu geçen hafta. Yani işte… Okulun kapandığı yok, hala gidiyor ama Eylül’de ilkokul hazırlığa başlayacaklar, o yüzden bir gösteri ve “mezuniyet” düzenlenmiş.

Amerika’da program şöyle: preschool denen, aslında kelime anlamıyla kreşe denk düşen (ama ben anaokul diyeyim) okullar ücretli. Yaşı 5 olan çocuk, devlet ilkokullarında burada kindergarten yani keliem anlamıyla anaokuluna denk düşen (ama ben hazırlık diyeyim) sınıflara bedava gitmeye hak kazanıyor. Ya da isteyen yine özel okula yolluyor. Kindergarten zorunlu değil ama gitmeyen çocuğa zarar geleceği kesin. Çünkü değil kindergarten, Anatol anaokuluna gittiği için okuma yazmayı söktü, sayıları biliyor, hafif hafif matematik başladı, mevsimler, günler, kelebeklerin dönüşümü bilmemne bitti. Eh, düşününüz ki üstüne hazırlık sınıfı bilgileri gelecek. 1. sınıfa ördek gibi gelen bir çocuk, bu hazırlıklı öğrencilerie nasıl başa çıkar? Zor şey. O yüzden anaokulu da, hazırlık da bir mutlaka durumu.

Neyse efendim, mezuniyette benim bacaksız şiir okudu. Ezberden değil. Okul, çocuklarla gösteriş yapmak istiyor. O yüzden 4 tane en iyi okuyan çocuğa okuttular. Benim oğlan sahneye çıkınca ciddileşir, dikkatini daha bir iyi toparlar ve sakinleşir. O yüzden hiçbir endişem yoktu. Ve de beni hiç şaşırtmadı. Sonra birkaç şarkı. Ancak öğretmenlerin en takdire şeyen başarıları o kadar çocuğun yaklaşık birbuçuk saat, en sıkıcı veli ve müdüranım ve okul sahibi konuşmalarını çıt çıkarmadan, oturarak dinleyebilmiş/bekleyebilmiş olmalarıdır. Sırf bu sabır gösterisi için okula verdiğim bütün paraları helal ediyorum.

a44444444444444444444

a55555555555555555555555555

a666666666666666

a333333333333333

Bu arada biz büyükler bir oda orkestrası kurduk. Adını Divan Consort koyduk. Soprano (bendeniz), piyano, keman, çello, obua, flüt, klarinet, harp ve vurmalı sazlar. Amerika’nın kendisi gibi uluslararası: iki Türk, bir Portekizli, bir Macar, vesaire. Provalar haftaya başlıyor ve Eylül’den itibaren hemen hemen her hafta bir konser var. 20 ve 21. yüzyıl bestecilerinin eserlerini seslendireceğiz. Eserlerini çalalım diye başvuran bestecilerin yolladıklarını gözden geçirmek, içlerinden seçmek bayağı bir iş. İçlerinde iyi birşey bulnuca insan heyecana geliyor. Ama tabii zamanın eleğinden geçmemiş notaların arasında bolca kepek ve taş kırıntısı var.

a8888888888

a9999999999

İlk sezonda (sezonlara ayırıyoruz: yani sonbahar menüsü aynı, sonra kış menüsü olacak, vesaire.) birkaç yıl önce bestelenmiş iyi bir besteciden birşeyler söyleyeceğim. Ve ayrıca Shostakoviç’in olağanüstü bir başka şeyleri. Bana Şosti’nin notalarını bulan, içim daralıp heyt beah!!! diye grubu terkedecekken en lazım olan kelimeleri sarf ederek sakinleştiren Sevgili Z’ye buradan selam ederim. Grubun isim babası, şair dost Gökçenur Çelebioğlu’na sevgiler!

Temmuz ortasından Ağustos ortasına kadar Türkiye’ye giderek senemizi noktalamış olacağız. Sonra okul, dersler, konserler, şunlar, bunlar. Yıl geçiverecek. Bu arada bahçeden mürdüm, kayısı toplamaktan helak olduk. Evin içi mayhoş, baygın meyve kokuyor. Geçen sene bu zamanlar mıydı, yoksa ondan önceki sene miydi, buraya fotoğraflarını koymuştum da Nihat Ağabey ‘le yazışmıştık. Bundan böyle ne zaman ki dalda meyve görsem onu hatırlıyorum. Bu senenin en tatsız olaylarından biri Nihat Ağabey’in ölümü oldu.  Geçen gün bir kayısıyı tam göbeğinden ikiye ayırdım. İçinde güneş doğmuş gibi rengi vardı. Kokusunu bilsem de burnuma gelen rayiha sürpriz oldu. Bu sene kaybettiğimiz dostların şerefine yedim, bitirdim.

19 Comments

  1. Of ya ben bu blogu hiç sevmiyorum. Keşke Amerika’da doğsaymışım diyerek üzülmeme sebep oluyor sürekli 🙂

    Blogu sevmiyorum dedim, tabii espri olarak. Yoksa klasik müzikle gerçekten ilgilenen biri olarak böyle bir blogu nasıl sevmem? İlk eklenen yazıya kadar okudum blogu. Yazım stilinize, genel kültür birikiminize hayran kaldım doğrusu.

    Oda orkestrası kurulması, bestelerini yollayan besteciler… Klasik müzikle ilgilenilmesi ve klasik müziğin hâlâ yaşıyor olması gerçekten çok hoş; özellikle hızla CDlere hapsolduğu böyle bir çağda. Ayrıca Şostakoviç’e bayılırım [Mahler ve Bartok ile beraber “en sevdiklerim” üçlüsünü oluşturur kendisi]. Yirminci yüzyıl müziğini çok seviyorum anlaşılacağı üzere.

    Keşke istediğim gibi bestecilik eğitimi alabilsem de, “yol yordam bilerek” doğru düzgün şeyler besteleyebilsem. Ama hukuk eğitimi almaktan başka çarem yok 🙂 Gerçi, saçma sapan bir şeyler yapıyorum bilgisayarda yapay çalgı sesleriyle, kelimenin tam anlamıyla yolun başında liseli bir gençten ne kadar güzel şeyler çıkabilir ki?

    Amma da yazdım yahu. Yazıyla azıcık alakası bulunan bir yorum için çok bile yazdım evet. Ama koca bir blogu bitirmenin ardından ancak bu kadar sakin ve az yazabilirdim. 🙂

    Divan Consort’a başarılar 🙂

  2. Ekmekci, gorusmeyi cok isterim! Acaba bu sefer blog toplantisi, bulusmasi filan mi yapsak?

    Z, dostlugumuz hircinliklarimizi sakinlestirme becerimize dayaniyor! :oP

    Zafer, ne yazik ki acamadim! Sanirim videonun sahibiyle arkadas olmak gerekiyor.

    Ergun, Amerika’da klasik muzigin hemen herkesin hayatinda olan birsey oldugunu iddia etmek yanlis olur. Burada hersey gibi, klasik muzik de bir para meselesi. Kriz bircok orkestrayi vurdu, salonlar kapandi. Ama Amerika’nin nufusu buyuk oldugu icin, klasik muzik meraklisi da dogal olarak Turkiye’dekinden daha fazla.

    Aslinda simdi konserler, canli performanslar daha bir seyredilir oldu. Ancak konserler seyirciyi ceken seyler olacak. Yoksa kimseyi evinden cikartmak mumkun olmaz. Herkes internetten indiriveriyor. Konserleri CD’den alinacak zevkten farkli bir zevk haline getirmek isin sirri.

    Nerede yasadiginizi bilemiyorum. Imkanlarinizi da tahmin etmem mumkun degil. Enstrumanlarda Turkiye’de yari zamanli denilen bir sistem var. Yani okulunuza giderken, ayrica bir universite konservatuvarindan enstruman egitimi almaniz mumkun. Bestecilik icin de var midir, bilemiyorum. Ama arastirmaya deger. Amerika’da da bir meslekte baslayip, kendini baska yerlerde bulanlar cok. Ozellikle muzik konusunda. Siz kendinizi gelistirmenin caresini arayin derim. Hukuk okumak, baska hicbirseye ilginiz, yeteneginiz olmasin demek degil ki! En azindan size nota ve armoni bilgisi verebilecek birilerini bulabilirsiniz. Belki bir enstruman ogrencisinden ders alirsiniz. Pes etmek, durmak yok! Ogrenmek icin cok fazla imkan sahibi olmak lazim degil. Hele internet ortaminda!!!! Amerika’da dogsaydiniz agziniza gumus kasik veremezlerdi ama ille de bunlari ogretirlerdi. :o)))

    Turkiye’nin farkli sehirlerinde besteci dostlar var. Eger yardimci olabilecegim birsey olursa bir haber yollayin.

  3. Amerika klasik müzik bakımından gerçek bir cennet olmayabilir. Ama oranın imkanlarını Türkiye imkanlarıyla karşılaştırınca o kadar iyi görünüyor ki, doğal olarak gözümde büyütmeme yol açıyor 🙂

    Nota ve armoni bilgisi öğrenmem zor değil tamam. Bu konularda zaten az çok bilgim var. Şu an kendi çapımda beste yapmama yetiyor bildiklerim. Biraz piyano da çalabiliyorum.

    Yakındığım bir nokta da, ülkemin bestecilerinden, yeni bestelerinden haberdar olamamam. “Sen de biraz zahmet et araştır, kesin bulursun, hele internet varken!!!!” diyebilirsiniz ama ben “genç kızların sevgilisi” olmuş bir herifin değersiz vıyıltılarından nasıl çok az bir gayretle [tvnin düğmesine basmak gibi] haberdar olabiliyorsam, takip ettiğim müziğin temsilcilerinden de bu kadar kolay haberdar olabilmeliyim. Tabii buna da “Of amma sorunlusun, TRT2 diye bir şey var, izlesene işte” gibi bir cevap [Amerika’da yaşadığınız için sizden beklemiyorum tabii] verilebilir. Eğer böyle bir cevap alırsam, zaten derdimi anlatamadığımı düşünür susarım, ne yapayım.

    Hukuk eğitimi alıp da klasik müzik tarihine damgasını vurmuş bestecilere hep hayranlık duymuşumdur. Zaten müzik dinlemeye ve bestelemeye (bunu derken rahatsızlık hissediyorum, kendimi bir şey sanıyormuşum gibi görünmek istemem) hiç ara vermeyeceğim, mesleğim ne olursa olsun. Ama ben biraz daha büyük adımlar atabilmek isterdim hani. Bu bakımdan geleceğe pek olumlu bakmıyorum. Hem, tutup bir senfoni yazıp bir orkestraya yorumlatma imkanı buldum diyelim; orkestranın arkasına mehter takımı, önüne de isim yapmış bir piyanist veya bir klarinetçi koymasam kim dinler ki? Hahaha.

    Ben şu “yarı zamanlı bestecilik eğitimi”nin varlığını araştırayım en iyisi.

  4. Açmayı becerememişsiniz.Tarif edeyim.Kendi Facebook adresinizi açın önce ve size yolladığım link adresini kopyalayıp açtığınız Facebook sayfanızın adres satırına(web sayfası adres satırına) kopyalayıp “enter'” basın,açılacaktır.Sevgiler

  5. Ergun, Amerika ile Turkiye arasinda klasik muzik acisindan buyuk farklar var. Herseyden once bu cesit muzik kilise korolarinda, okul orkestralarinda, Noel’de, vesaire herhangi bir Amerikali’nin normal hayatinda yer aldigi icin, Turkiye’den farkli. Ancak benim demek istedigim klasik muzigin genel nufusun zevki olmamasi. Yine nufusun cok az bir kisminin ilgilendigi bir cesit muzik. Hersey populer olacak diye birsey yok. Beni rahatsiz etmiyor dogrusu. Zaten benum sevdigim hangi kitabi, filmi kac kisi seviyor ki! :o)Ustelik bir ustunluk de degil bu. Sadece zevk meselesi. Sanirim Turkiye’deki batililasma, dogulu kalma carpismasindan dolayi opera, bale ve orkestranin kafalarda farkli bir yeri var. Burada boyle bir savasin ortasinda kalmis degiliz.

    Mesele populer olmaksa, Domingo bile en uyduruktan sarkilari soyleyerek populer oldu. Muthis Wagner soyluyor sahnede. Onu bilen kac kisi? Populer kismi uzun bir tartisma. :o)

    Burada da yeni bestelerden haberdar olunamiyor. Binlerce besteci icin yuzlerce orkestra, kimin hangi orkestrayi kapatacagi isleri oldukca karmasik ve hatta karanlik. Klasik muzik radyosu bile birkac yuzyil ve parmakla sayilacak kadar “dinlenebilir” besteciden baskasini calmiyor. Yine hersey kisisel caba.

    Burada imkanlar cok daha fazla ama mukemmel bir durum yok.

    Belki bir enstruman veya bir solo, bir eslik gibi kucuk gruplar icin beste yapmaya kendinizi verirseniz, ogrencilerle seslendirmek mumkun olur. Konservatuvar konserlerinde, vesaire. Bunun icin de konservatuarlardaki kisilerle calismak, ders almak, iliski icine girmek lazim.

    Kisacasi Bach bile bunlari hesaplamak zorundaydi. Bu bestecilik isi boyle. :o) Dedigim gibi, tanidik var. Besteleriniz hazir olunca, mesleginde yer edinmis dostlara gosterebiliriz. Calismaya devam! :o))))

  6. Zafer, facebook’a her konulan videonun herkes tarafindan seyredilmesi mumkun degil. Bazi videolarin ozel gosterim ayari var ve ancak o videoyu koyan kisinin arkadasi iseniz seyredebiliyorsunuz. Benim anladigim kadariyla sizin kizkardesiniz videolari koymus ancak benim gorusume acik degil. Bana facebook’ta ozel mesaj olarak gonderdiginiz link bile acilmiyor. Uzerine tiklandiginda benim gordugum mesaj su:

    “This video either has been removed from Facebook or is not visible due to privacy settings.”

  7. amerikada bile bale kursunda tek erkek olmak acayip!hala bale yapan erkek gay’dir kesin görüşü hakim ,eleştirilerden bıktım?28’indeki bizim bale gösterisindede oğlum tek erkek olarak tozu dumana katacak eminim:)
    birde sormak istediğim henüz okuma bilmeyenlere enstürüman dersi renklerle veriliyor fakat renkle öğrenincede notaya geçmek zorlaşıyor o sebeple oğlunuza enstürman dersi için biraz daha bekleyin dendi bu konu ne derece doğru ..
    anatolun mezuniyetdeki cübbe rengine bayıldım doğrusu çocuklara beyaz daha bir masumluk katmış burada hep siyah yada ben görmedim..

  8. 6. fotografta ne tatli cikmis Anatol. Hepsinde tatli ama orada ne guzel bakmis oyle yan yan. Gozu bir an bir yere takilmis sanki. O guzel yanakciklari daha da sevimli olmus.
    benim niyetime kocaman op yanaklarindan.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


11 − 4 =