Böyle yanağını carttadanak

 

Geçen gün, müzelerden bir müzenin pek uğramadığımız odalarından birine girmişiz. Çamurdan yoğrulup kotarılmış bir üçlü heykel gördüm eski Meksika sanatları bölümünde. Üç adam, sıralanmışlar. İnce, uzun bir sopayı kuru çiroz şişler gibi bir taraflarından sokmuşlar yanaklarına, öbür taraflarından çıkartmışlar. Hani bir dev olsa, tek tarafından tutsa sopanın, üçünü birden havaya kaldırıverecek. Allah allah, vesüphanallah derken açıklamalarını okudum ki, eski zamanlarda Meksikalı yerliler, cenaze sırasında böyle dikiş nakış yaparlarmış yanaklarına, acım büyük şeklinde ama daha çok ey ruh, bak senin kaybından nasıl paralanıyorum, mahvoluyor ve dayanamıyorum, sakın bana zarar verme e mi anlamında.

Oda öyle kanlı şeylerle doluydu ki- mesela futbol oynarken sadece dizlerini, dirseklerini kullanırlarmış, maçı kaybedenleri tanrılara kurban ederlermiş, yeni yılda çocukları tanrılara kurban ederlermiş, kuraklıkta genç kızları kurban ederlermiş, önüm arkam, sağım solum kurban, Hristiyanlık gelince, İspanyollar’ın acımasızlığı, dinin kanlılığı çok yabancı gelmemiş olacak, din değiştirivermişler. Bu kadar kan, acı, alışık oldukları birşey, bize kazık atan bu tanrıları bırakalım da, bir de şu yenilerini deneyelim demiş olacaklar.

Bugün de var tanrılar için kendine zarar vermek: Hristiyanlar’da kendini kırbaçlamak, dikenli çamaşır giymek, Müslümanlar’da zira, başka başka dinlerde orasını burasını delmek. Ve tabii tanrılar için başkalarına zarar vermek ama o kendine zarar vermek kadar acaip gelmiyor bize. Din için kendine birşey yapana tiksinti ve acımayla bakıyoruz, din için başkasına birşey yapana alışıkız.

Buralarda 1 Mayıs filan yok. New York’ta birkaç yüz kişi toplanmışlar da ebelerinin her taraflarını göstermiş polis onlara. Türkiye’de ise çok fazla kapışılmamış, kendimi Amerika’ya bir gol atmışım gibi hissettim. Orada olmak isterdim doğrusu, her ne kadar “pes sesli adam ve sazı hoparlörlerden avaz avaz” konusu herhalde bir süre sonra bana kafayı yedirttirirdi. Antikapitalist Müslümanlar diye bir grup çıkmış ortaya, onlar da yürümüşler ve dikkat çekmişler. Ne güzel! Muhammed ile antikapitalizm örtüşür mü, o tartışmalara girmek istemem. Ne de olsa inanç senin neye inandığındır, önüne konulan şey değil. Güzel birşeylere yoğurmaya çalışırsan, orijinali şuydu buydu tartışmaları boşa nefes tüketmekten başka birşey olmuyor.

Bu antikapitalist ve dindar konusu bana sosyalist Hristiyanlar’ı hatırlattı. Güney Amerika’da rahiplik yapmış pekçok insan bu cins bir düşünceye sahipti bindokuzyüzaltmış- yetmişlerde. O sebeple Güney Amerika’da dinle çatışmayan bir sosyalizm idealizmi var. Özellikle Cizvitler diye biliyorum, Vatikan’ın engellemelerine ve hatta afarozuna karşı, sosyalizm ile Hristiyanlık’ı birbirine yakın görmüş, hatta İsa’yı sosyalist bir lider olarak algılamış. Ne de olsa İsa tapınakta pazar kuranları kovalamış, zenginin cennete gitmesinin mümkünatı olmadığını söylemiş, fakirin tarafını tutmuş, dünyevi zenginliklerin dağıtılmasını öngörmüş.

Türkiye’de bu hareket, AKP’nin kapitalist din anlayışıyla nasıl kapışacak, bir taraftan Müslüman için zenginleşmek iyidir diyen, diğer taraftan Müslüman işçiye hak isteyen; bu kadar büyük fabrikalar, paralar, atılımlar hakkaniyet gözetilerek yapılabilir mi, kazanılabilir mi, ben bilemiyorum.

Dün gece New Yorker magazininde okuyordum, bir Hintli ve Hindu adam, Hindistan’ın tapınaklarında tanrılara hediye olarak sunulan hazinelerin, eskinin maharajaları ve şimdinin sülalesi tarafından içedildiğini düşündüğü için, bu tapınaklardan birini dava etmiş. ancak iş o kadar karışık ki! Herşeyden önce, bu hazineleri açıp bakmak, dinen açgözlülük sayılıyor ve üstelik kapılarına beddualar işlenmiş. İkincisi, maharajalar tanrıların dünyadaki gölgeleri gibi olduğu için, onlar ne ettiyse iyi etmiştir inancı var. Bu adamcağız ise, tapınak hazine dairelerinin kötü tanrılar ve onların gölgeleri hizmetine girdiğini iddia ediyor. Ama yüce bir tanrı, kötü bir tanrıya yenilir mi? Bunlar çok derin teolojik konular ve aslında benim görüşüme göre hiç de derin değiller ama inanç böyle birşey işte. Herşeyin cevabı var, yoksa da allah bilir.

Bu tapınağın kurulduğu yerde insanlar sefil, açlıktan guguk olmuşlar ama o hazine açılıp sayılsa da zaten bu fakirler için harcanmayacak, yine geri konulacak, tanrı da bir zahmet lüksünden zaman ayırabilirse bir ara şu fakirlere bir yardımcı olacak. Vatikan’dan, Mekke’den pek farklı değil.

Yine aynı magazinin bir önceki sayısında, Mekke’nin tarihi dokusunun nasıl içine edildiğiyle ilgili çok iyi bir yazıyı içim gide gide okudum. Tabii aslında okurken kendi inançlarına sadık kaldıklarını itiraf etmekten de duramadım. Ölülere mezar taşı dikmenin tanrıya karşı koymak olarak algılandığı bir ortamda, birkaç tarihi kapı, sur, vesaireye değer vermek de ayıplanır tabii. Onlar için önemli olan, tarihe sahip çıkmak değil, bugünkü ihtiyacı karşılamak. Muhammed’in karılarından birine ait olan evi bile yıkıp, üzerine umumi tuvalet inşaa etmişler. Elinde broşürle yeri bulup birkaç dakika konuyu düşünmeye kalkanı, polis puta tapar diye kovalıyormuş. Ki bir tarihi esere değer vermek, haydi haydi putlaştırmaktır gibi geliyor olmalı onlara.  Yine de Kabe’ye bakan, çok lüks katlar inşaa ediyorlar, pencerenden devamlı şu bu camii görebilirsin diye reklam yapıp fahiş fiyatlar istiyorlar, bu nasıl puta taparlık değil, aklım ermiyor.

Benim aklıma takılan, insanın ailesinde bir kere olmaz ölüm, eh, o yanak delikleri de herhalde kulak memesi gibi kapanmıyor hemen. Aynı deliği mi kullanıyorlar her seferinde? Sonradan ölen akraba, teyzenin oğluyla bana aynı deliği kullanıyorsun filan diye bozuk atmaz mı? Başka delik açarsa, süzgeç gibi, o ağızda yemek durur mu, o deliklere kırıntı kaçar mı? Belki bir tıpa filan… Anlaşılan o ki, ben pek sipiritüel bir insan değilim. Yanaklarını delenleri görünce tıpalar, tarihi binaları görünce korumak filan gibi pratik şeyler geliyor aklıma. Oysa tanrılar için delinecek yanaklar, yıkılacak binalar, edilecek kurbanlar varken.

 

6 Comments

  1. bugün 1 mayıs meydan’da idim. çarşaflı kadınlar vardı o antikapitalist müslüman grubun içinde. Muhammed’in hadisleri yazılı pankartlar vardı ellerinde. değişikti. ilginçti gerçekten. ve ne doğru demişsin din için kendine bir şey yapana tiksinti ile bakarken başkalarına bir şey yapanı niye yadırgamıyoruz? ( ya da yadırgamıyorlar? biz yadırgıyoruz )

  2. Ay sen orasini burasini yirtan Meksikalilari anlatinca aklima geldi. Keske nerede okudugumu da hatirlasam. Neyse, eskiden Meksika’da bir adet varmis. Hamile kadin dogum yaparken duvarin/pencerenin ote tarafinda kocasi testislerine bir ip bagli dururmus, ipin diger ucu da dogum yapan kadinin elinde. Sanci geldikce cekermis ipi, dogum acisini kocasi da hissetsin diye. Bana cok mantikli gelmisti. 🙂

  3. tarihi utanc dolu insanligin, simdi de ayni hizda utanc listesini doldurmaya devam ediyoruz. bir gidim akillanma yok… en iyisi koparalim cukleri yukaridaki yontemle, kurusun soyumuz da gezegen rahat etsin.

  4. Aman muhammed değilmiydi puta tapılınmasın diye kabenin içindeki diğer taşları, putları yıktıran. Şimdi milyonlar sakaldı, terlikti görmek için birbirlerini eziyorlar. Hemen her camide bir sakal öbeği olması da enteresan tabi. Nasıl bir sakalsa?

  5. Tarihten bile eski olan DİN kim tarafından icat edildiyse bence bütün zamanların en korkunç ve en acımasız silahı. Üstelik kendisi silah ama her türlü silah bu silahı kullanmak için icat ediliyor ve kendisi perde gerisinde kalabiliyor. İnsanın içine DİN tohumunu at kendisini de başkalarını da bu tohumun gelişmesi adına feda edebilir. Yanaklarını delmek te iş mi yani.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


thirteen + nine =