Amerika’nın göçmen kanunları, ülke ne kadar paranoyak ve fakir ve gerici olursa o kadar sertleşiyor. Yani ibre kanunları sıkılaştırmaktan yanaysa anlayın ki sağcılar yine dikmiş zehirli kuyruklarını, ne kadar ırkçı, işsiz, çapulsuz varsa iğnelemiş.
Şimdi efenim, eğer Amerika’da oturma izni, vize vesaire yoksa, hastanın acil işlerine bakıyorlar ama acil olmayan işlerine bakmıyorlar. Mesela diyelim böbrekleriniz çürüdü. Vücudunuzdaki zehirli maddeler tehlike çanı çalınca diyaliz makinesine girebiliyorsunuz- ki devlete senede 70000 Dolar’a patlıyor. Polis bilgi alıp, peşinize düşüp sizi sınırdışı edemiyor. Amma ve lakin organ nakli sırasına giremiyorsunuz. Oysa organ nakli bir kerede yaklaşık 100000 Dolar. Bir de 10000 Dolarlık yıllık harcaması varmış. Devlete daha ucuz. Üstelik organ bağışının yüzde 2 gibi birşeyini de kaçak işçiler yapıyor. Vermek var, almak yasak.
Bir adamcağız varmış, Meksikalı. 10 senedir burada, aynı restoranda çok güzel- ama kaçak- çalışıyormuş. Çok çalışkanmış, o kadar ki İngilizce öğrenmiş, bir de üstüne Fransızca öğrenmiş ki, Fransız restoranında şarapla ilgili bilgi versin. Bulaşıkçılıktan baş garsonluğa yükselmiş. Şimdi böbrekleri kalıtsal bir hastalık sebebiyle stop etmiş. Ne olacak? Meksika’da organ nakli 40000 Dolar ama ameliyattan sonra geri gelemez. Tüm ailesi burada, bazıları vatandaşlığa kabul edilmiş. Bu adam ölsün mü, yoksa son saniye diyaliziyle sürünsün mü? Doktorlar diyorlarmış ki, nakilde biz ücret almayalım ama hastahaneler kabul etmiyormuş. Biz ne bedava yaparız, ne kaçak işine bulaşırız savunmasıyla. California’nın hayvankızıhayvan, kalpsiz, beyinsiz, kuduz köpekten aşağı dinci-Cumhuriyetçi senatörü de acil olsa hadi neyse ama gitsin kendini başka yerde naklettirtsin dermiş.
Sınırlar tamam güzel. Vizeler fevkalade. Ama bütün bunlar hakikaten denildiği gibi insanlığın iyiliği içinse, insanın iyiliğe ihtiyacı olduğu anda o iyilik dağıtanlar nerede? Bu kadın nasıl çam ağacı süsleyecek de kilisesine gidecek de Noel’i kutlayacak, kalbi aklı huzur içinde? Çalışkan, dürüst bir ailenin hergün korkudan ölüp ölüp dirilmesi nasıl kabus olup göğsüne oturmayacak geceleri? Benim hayalimde bir hap var: pişmanlık ve suçluluk duygusu hapı. Öyle bir hap buldular mı ne hapishaneye gerek kalacak, ne cennet cehennem hikayelerine. Böyle vicdansız insanların suyuna katacaksın bir tane, ya da suçluya vereceksin her gün aç karnına. Bırakacaksın, sokaklarda perişan dolaşsın hayat boyu.
Anatol Noel Baba’ya inanma yaşının sınırına dayandı. Arkadaşları gibi o da Noel Baba var mı diye sorulunca bilmem diyor. Bir zaman Aziz Nikolas’ın Türkiye’de doğduğundan, kişiliğinden vesaire bahsetmiştim ona. Kemiklerinin nasıl kaçırıldığından. O zaman sormuştu, Noel Baba öldü mü diye. Demiştim ki iki tane Noel Baba var: Biri gerçekten yaşayıp ölmüş olan, diğeri bizlerin inançları sayesinde yaşayan. Bir şekilde yetmişti o cevap. Bu sene kararlaştırdık; Noel Baba, Anatol’a vermek için hazırladığı hediyeyi fakir bir çocuğun ağacının altına bırakacak. Bu karar gözlerini doldurdu, çok sevindirdi. (Ben de ona hediye almak yerine bir fakirhaneye bağış yapacağım.) Bu akşam Noel Baba’ya konu hakkında mektup yazacakmış ve şöminenin önüne bırakacakmış.
Hitchens’in bir lafı vardır: İsa büyüklerin Noel Babasıdır diye. Eğer bu karakterlere inanış bazı insanların hediyelerinden vazgeçip, kendilerinden daha şanssız olanlara yardım eli uzatmalarına sebep olacaksa ne güzel. (Mesela öyle kiliseler ve rahipler var burada. Kaçak işçilerin en temel insanlık ve varolma hakları için boğuşan.) Yoksa, bakın size itiraf edeyim arkadaşlar: Allah da yok, peygamberler de, Noel Baba da… Ellerinizi açıp dua etmekle yardımcı olamıyorsunuz insanlığa. Ya kanunları değiştirmek gerekiyor, ya çek yazmak. Hatta insanın yüreğinde temizlik yapması da lazım geliyor eğer iyiliğe soyunacaksa. Çünkü bazen kenarda köşede kalmış ırkçı, taraflı, bencil, fena toz topları oluyor. Topu dilek tacına atmanın faydası yok. Ha ben inanayım, duamı edeyim, onlar da bana hediyeler getirsin derseniz o başka. Ya cehennem inancınızda bir noksan var, ya cebi dolu birisi alacak hediyenizi. Ama siz de itiraf edin ki pek bir bencilsiniz. Noel Baba’dan hediye bekleyen çocuktan farkınız yok. Bir de başka güzel laf vardır, ben pek severim: Hep banaaaa, Rabbenaaaa.




Her kelimesine katıldığım bir yazı olmuş. Bir bölüm hariç. (Allah da yok, peygamberler de, Noel Baba da)
Ötekinin canının yandığı bir yerde sizin, az pişmiş bifteğinizi gümüş bıçakla kesip çocuğunuza yedirme şansınız yok. Madden de yok manevi olarak da yok.
Hitchens’ı pek sevmem. Ama o da zamanını doldurmuş. Hesap vermeye gitmiş. Kader.
Nuray Mert hakkında biraz çiziktirmiş.
Şurda :http://gundem.milliyet.com.tr/cagimizin-tipik-aydin-portresi/gundem/gundemyazardetay/22.12.2011/1478665/default.htm