Bir zamanlar Nazi’ler

“Babamın babası Ekonomi Bakanlığın’nda, üst bir görevdeydi. Naziler’in ekonomik politikaları ile ilgili, arkadaşıyla aralarında alaycı mektuplar yazışmışlar. Arasıra Hitler’in yanına gider, görüşürmüş. Etkilenmemek mümkün değildi, bir acaip adamdı, derdi. Babam savaştan önce bir çeşit çiftlik yönetiyordu devlet adına. Savaş sırasında çiftliği savaş esirlerinin çalışma kampına çevirmişler. Yani babam, bir esir kampının müdürüydü. Bir keresinde, bir Nazi subayı gururla tarlalardan dönen işçileri göstermiş anneme. İşte, demiş, asil Alman ırkı! Sarışın, mavi gözlü, sağlıklı, güçlü!!! Annem, onlar Polonya’lı savaş esirleri, demiş. Hiçbiri Alman değil.

Savaşın rüzgarları ters dönüp de Almanya yenilme işaretleri gösterince, babam kaçmaya ve saklanmaya karar vermiş. Bir Nazi olarak, bir esir kampı müdürü olarak yakalanırsa ona yaşama şansı verilmeyeceğini biliyormuş. Anneme (o zamanlar dört kardeştik, ben en küçük) çocukları ve bir de tabanca emanet etmiş. “Ruslar gelirse”, demiş, “Ruslar gelirse önce çocukları öldür, sonra da kendini.” Ruslar çok barbarlık yaptılar, çok işkence ettiler…

Sonunda Ruslar gelmiş. Annem bizleri saklandığımız yerde öldürmek için sıraya soktu ama yapamadı. Hatta içeri giren bir Rus askerine yalvardı da, adam reddetti. Annem çok tecavüze uğradı ama Rus subaylardan biri ondan hoşlandı da, hepimiz hayatta kaldık. Anneme çuvalla un filan veriyordu adam.

Ruslar çocuk çok severler. O yüzden annem ne zaman öldürülme korkusu olsa, en küçüğümüzü bağrına basarmış, onlar da bize acıyıp dokunmazlarmış.

Sonunda babam yakalandı ve tutuklandı. İdam cezasi verdiler ama şans eseri orada iki Polonyalı savaş esiri varmış. Babamın onlara iyi davrandığını söylemişler. Babam her milletin kendi yemeğini pişirmesine, karınlarını tok tutmalarına dikkat edermiş.

Ama Almanya, hikayeyi böyle anlatan babalarla dolu bugün. Kamptaki gerçekleri tam olarak bilmiyorum. Biz hiç konuşmadık bunları.”

Biz Almanya’da dört gün, farklı şehirlerde, tatilimizin farklı bölümlerinde, bir Alman film yönetmeni ve senarist arkadaşımızın ailesi tarafından ağırlandık. Yukarıdaki anıları babası anlattı. Anneannesinin hikayesi de burada anlatılmaya değer. Bir daha ki sefere de onu yazacağım. Almanlar’da hala şiddetle süregelen bir suçluluk duygusu var. Evlerinde Brian’ı, bir Yahudi’yi ağırlamak birçok acı anının depreşmesine sebep olmuş olmalı. Arkadaşımızın anneannesi çok inançlı bir Nazi’ymiş. Şimdi kadın seksen beş yaşlarında. Brian’dan defalarca özür diledi, bilmiyordum deyip durdu. Brian’ın baba tarafını tamamen yokeden bir doktirinin inananları arasında, onların hikayelerini dinledik.

3 Comments

  1. CANLI TANIKLARDAN BUNLARI DINLEMEK COK SARSICIDIR..BIR O KADARDA YASANMIS TARIHIN GERCEK TANIKLARINA SAHIT OLMAKDA COK ANLAMLI OLMALI..

  2. Kişisel tarih anlatımlarını seviyorum çok. Yazılı ve bize öğretilenin dışında insanların
    bizzat tanık olduklarını dinlemek, başka türlü bir kapı açıyor tarih bilincine.
    “bilmiyorduk, özür dileriz” cümlesi üzerine ise yazılacak çok şey var belki hala ama bugünün
    tarihini birileri çocuklarına anlatırken aynı mazarete sığınacaklarını düşününce üzülüyorum.
    Anneannenin hikayesini ise merakla bekliyorum !

  3. Çok dokunaklıymış elifcim. Çok çok etkilendim. Savaş nasıl bir şey ki insana “hayatta yapmam” dediği şeylerin bin
    beterini yaptırıyor. En ironik yanı da adamın Rusların acımasızlıklarından bahsetmesi. Anneanneyi de yaz lütfen.

    marruu

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


one × two =