Bir ters, bir düz, iki düğüm


Gösterinin yapılacağı sergi salonuna girdim ki, benim şabalaklardan eser yok. Bizden öncekiler gelmiş, kurmuş, hazırlanıyorlar.

Telefon.

Trafik!

Telefon.

Otomobil ölüvermiş. Son nefesinde ne dedi, bilemiyorum. Ama ölmüş işte. Tık diye. Kader.

Gösteriye 5 dakika var. Hepinizin şeyini şeyettir&@& &% @$*( ***B &&$@.

Gösteri saati. Seyirciler içeriye doluşuyor. Benim şabalaklarla birlikte. Amanın, getirdikleri hoparlörlerin, kabloların, bilgisayarların, davulların, zillerin, kontrabasların, trombonların, ların ların ların sonu gelmiyor! Ayol, mikrofonu açacağız ve camlar inecek aşağıya!

Gösteri yirmi dakika geç başlıyor. Ama başlıyor.

Oğlum ilk yarının sonlarında uykum geldi, eve gitmek istiyorum diyor. Babasıyla yolluyorum.

Sıra bizde.

Ivır zıvır kurulduktan sonra, grup arkadaşlarımla hemen şöyle bir tanışıp, kumandayı elime alıyorum. Sonuçta ses benim, emirleri ben veririm. Hem ben ilk gelmiştim. Döverim lan hepinizi! Açılışta şöyle yapılacak. Sonra ben şunu yapacağım. Gözümün içine bakmayanı düdüklerim.

Başlıyoruz. Kısa bir komik denemeyle. Seyirci sıcak. İyi birşey.

Parçanın bittiğini, defalarca bir ninninin başını söyleyerek haber veriyorum gruba. Ve şşşşiiiişşşşş diye fısıldıyorum mikrofona.

İkinci doğaçlama için herkese evden getirdiğim balonları dağıtıyorum. Seyirciler dahil. Hepsine balonları şişirtiyorum ve onlar da balonların ağızlarını manipüle ederek veya parmaklarını sürterek “çalıyorlar”. Ben keman çalıyorum, onlar eşlik ediyorlar. Sükse.

Üçüncü doğaçlamada bilinen ama çok söylenmeyen bir çocuk tekerlemesi üzerinde çalışıyorum. Yamuk bir adamın yamuk hayatıyla ilgili. Ortalığı yıkıyoruz.

Dördüncü doğaçlamada sahneyi diğer müzisyenlere bırakıyorum. Sadece sonuna dogru katılıyorum ve hep beraber bitiriyoruz.

Millet ayakta. Uyuz ve soğuk ve tuhaf sergi salonu sahipleri bile alkışlıyorlar. Bir sürü insanın programlarını imzalıyorum, bir sürü insanlar e-mailimi alıyorlar.

Ligeti, Stockhausen filan hatırlatmışız seyirciye. Aferin bize.

Brian, Anatol ile beni almaya geliyor. Oğluşum uyumuş, poposunda pireler uçuşuyor. Yatağa yatırıyorum, öpüyorum, kokluyorum.

Makyajımı siliyorum.

Ertesi gün, sergi salonundan bir email:

Derhal senin, ama tek başına başka bir gösteri yapmanı istiyoruz.

Ha, bir de, seyircilerden birinin otomobilini çalmışlar gösteri sırasında. Bir de, bizden önceki grubun otosu yanlış yerde park etmişmiş. Polis çektirmiş. Gösteri sabaha karşı bitmişti; arabalarını aramışlar uzun süre. 300 Dolar ceza ödeyecekler.

18 Comments

  1. Ben biliyordum zaten boyle olacagini. 🙂 Benim guzel ve basarili ve dogaclamasi muthisi arkadasimdan baska ne beklenirdi ki. 🙂 Bana da kahvede “yeni ask” gordun ya senden daha iyi dogaclamasi olan baskasini bilmiyorum. 😛

    Yalniz su “doverim lan hepinizi” kisminda yerlere yattim gulmekten!!!!

  2. Tebrikleer!
    Ne zaman izleyebilecegim acaba seni… 🙂
    Sadece hayal edebiliyorum..

    ps_Piazzola icin de tesekkurler. Yarin da Tango var. Ve dün gece ayagim sakatlandi 🙁 Iki günde iyilesmem sart.

  3. tebrikler elif, nasıl bir doyum olmalı senin için. ahhh, keşke azıcık bir şeylere yeteneğim olabilseydi. bir şu doyumda gözüm kalarak gideceğim bu dünyadan. canı gönülden tebrikler:)))

  4. eh sonu hayırlı bitmiş ya, zaten böyle acele macele işlerin sonu daha mı iyi oluyor ne? (tabii berisi ve gerisindeki emeği, eğitimi hor görmüyoruz!)

  5. Çok güzel anlatmışsın, belli çok güzel geçmiş, sana da peşinde yeni işler sürüklemiş. Hep böyle mutlu günler geçirmeni dilerim.
    sevgiler..

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


19 − 5 =