Bir Müzik Sitesinin Benimle Yaptığı Röpörtaj

1.Biraz kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul’da doğmuşum. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda keman öğrencisiydim. İstanbul Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde opera eğitimi aldım. 1994 yılında Amerika’ya gittim ve o zamandan beri Amerika’da yaşıyorum.

Sahneye ilk kez Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nde sergilenen Saraydan Kız Kaçırma Operası’nda, başrollerden biri ile çıktım. Amerika’da yarışmalara girdim, dereceler aldım. Sonra çocukluktan beri müzikle uğraşmanın verdiği bir yorgunluk olacak herhalde, filmlerde ses, kamera, ışık, ne iş verilirse bir süre çalıştım. Türkiye’de Darbe isimli bir dökümanter çektim. Amerika’ya dönüp filmi tamamladım. Yarışmalara, festivallere katıldık. Üniversitelerde ders olarak gösterilen bir dökümanter oldu.

Sonra eşcinsel bestecilerin eserlerini toparlayarak bir CD çıkarttım. Üstüne ünlü aryalardan oluşan bir recital CD’si ve Türkçe yazdığım, operaları masallaştıran, çocuklar için bir CD. Uzun zamandır Lezzet Dergisi’ne Peynir Gemisi ve Turkish Journal’a Huysuz soprano’nun Yemek Günlüğü adlı yemek köşelerini yazıyorum. İngilizce bir yemek kitabım var. Yitik Ülke Yayınları, Büyükler İçin 17 Masal adlı öykü kitabımı Mart 2010’da bastı.

2.Müzikle ilgilenme iç içe olmanızın nedeni nedir?

Ben 6 yaşındayken, annem, avukattır, bir iş için Belediye Konservatuvarı’nın yakınlarında biryerdeymiş. Binadan müzik sesleri geliyor. Bu nedir, neyin nesidir diye sormuş. Meğer bir hafta sonra okula giriş imtihanları varmış. Ben o imtihanlarla konservatuvara girdim. Müzikle ilişkim de böylece başlamış oldu. Şanslıyım, olabileceğinin en ideali bir anne baba karışımım var: annem müziğe yetenekli değildir ama çok meraklıdır. Beni o yola yönelten, onun azmi, çalışkanlığı. Çünkü hem iş, hem ev, çocuk, aile. Kolay değil. Böyle okul dışı bir işlere girişmek için annede azim olması lazım. Babam da olağanüstü müzik yeteneği genlerini vermiş.

Ben müzikten başka bir hayat bilmiyorum, ondan öncesini hatırlayamıyorum bile! Müzik benim hayatım demeyeceğim. Müzik benim diyeceğim. Hem de en büyük hobim! Hala o heyecanla bağlıyım!

3.Hangi sanatcılarla çalıştınız şan üzerine olsun  yada konser üzerine?

Konservatuvara adım atabilen, o zamanlar çok şanslıydı. Şimdi de öyle olabilir, ortamdan uzak kaldım tabii. Keman öğrenimimi, Senfoni’de çalan Mine Dinçer’den aldım. İstanbul Üniversitesi’nde Çiçek Kurra ve opera solisti Gül Sabar’la çalıştım. Sonra Günler el attılar bana. Aydın Gün, bilirsiniz, Türk operasının mihenk taşlarından biridir. Onun karısı Azra Gün’ün, hem de Aydın Gün’ün öğrencisiydim. Bütün bu isimler, her biri birbirinden değerli hocalar. Ben herbirinin öğrencisiyken, sabah 9’da sınıfın kapısında biterdim. Alşama kadar çalıştıkları tüm öğrencilerin derslerini seyrederdim.

4.şaun amerikada yaşıyorsunuz bunu biliyoruz amrikadaki müzik sektörüyle türkiyedeki müzik tektörünü kaşılaştıra bilimisiniz?



Türkiye’de müzik sektörü nasıl çalışıyor, bilemiyorum. Opera ile ilgili bilgim var. Türkiye’de opera devletin bir kurumudur. Sanatçılar memurdur. Amerika’da bütün operalar özel. Maaş, emeklilik diye birşey yok. Bir güvencesi yok. Hem iyidir, hem kötüdür diyeyim. Türkiye’de bir opera sanatçısının gençliğinden itibaren- eğer kuruma kapağı atabilirse ve memur statüsünü de kapabilirse tabii- bir kurum içinde geliştirilme imkanı var. İnsanca yaşayan sanatçılar var. Ama Amerika’da kalite çok daha yukarıda. Karşılaştırılamaz bile. Dünyanın her tarafından yetenek Amerika’ya akıyor. Ama insani bir düzen midir, bütün bunlara değer mi diye sorarsanız, o başka bir konu.

Opera dışındaki sektör alt üst olmuş halde. İnternet, herşeyi çok değiştirdi. Müzik satarak para kazanılamaz hale gelindi.

5.amerikada müzikle uğranşan gençler bu işe kaç yaşında ve ne şekilde başlıyorlar?

Amerika’da, içinde yaşamayanın kavramasının zor olduğu bir özgürlük kavramı var. Bu işe kaç yaşında başladın, benden daha az kıdemlisin, şunu yapamazsın, bunu yapamazsın yok. Adamın işine bakıyorlar. İsterse kırk yaşında başlamış olsun. Mankenden şarkıcı olur mu, bunlar bu işi bilmiyorlar, eğitimini almamışlar, vesaire didişmeleri yok. At binenin, kılıç kuşananındır misali, beceren beceriyor. Amerika’da 1 aylık bebeklere müzik eğitimi var. Ben oğlumu 2 yaşında başlattım. Şart mıdır? Değildir. Ama bizim hayatımız böyle. Bir arkadaşım var, 29 yaşında ben film müziği bestecesi olacağım dedi. Daha önce bir grupta biraz gitar çalmış. Tamam. Kendisini eğitti, çalıştı, uğraştı. Şimdi Hollywood filmleri için müzik yazıyor. Nota bilgisi zayıf. Daha çok bilse, daha kaliteli işler çıkarır. Ama şart mıdır? Yo! Her işin yeri var.

6.sizin önümüzdeki yıllarda müzikal hedefiniz nedir?konserleriz var bunu biliyorum tarihleri nezman ve nerder?

Bu yaz Divan Consort adlı oda orkestrasıyla Avrupa’da konser turnemiz var. Chroma adlı bir oda orkestrasında solistim. Bu grubu küçük çocuklara klasik müzik tanıtmak için kurduk. Onun konserleri var.

7. türkiyede müzikle uğraşan gençlere ne tafsiye edersiniz?

Bol hırs, bol çalışma, kendini eğitme tavsiye ederim. Opera sanatçısı olmak isteyenin hedefi belli: ya üniversiteye girecek, ya da yarı zamanlı konservatuvar eğitiminden faydalanacak. Diğer müziklerle ilgilenenler farklı. Şimdi müzik piyasası bir değişim içinde. Ya yüzecek, ya boğulacak. Müzikten para kazanmak zorlaşıyor. İnternet, şirketleri ezdi geçti. CD’ler para kazanmıyor. Ama bu demektir ki, elinden büyük şirketlerin tutmadığı sanatçı arkadaşlar için daha demokratik bir ortam var. Şimdilerde Amerika’da müzikten para kazanmak için devamlı konser vermek lazım.  Hayran kitlesine iyi bakmak, yakın olmak lazım. Sudan yıldızlar zaten var her zaman ama şimdi daha farklı zevklere hitap eden, çok ünlü veya büyük olmayan grupları da öğrenebiliyoruz. Eskiden onlara hayat şansı yoktu. Şirketler güçlerini yitirince, birbirini taklit etmeyen sanatçılara da ses duyurma imkanı çıktı.

Ben, gençliğin en büyülü özelliği olan birşeyden faydalanmasını isterim gençlerin: Hayallerinin peşinde koşmaktan! Özgün ve çılgın olmalı. Aklı bir karış havada, bulutlarda dolaşmalı. Bu şarkıdan kaç model, ne marka araba parası çıkar diye düşündün mü balon söner. Para ve şöhret hayali herkesin hakkı. Ama müzik para için yapıldı mı, bir tarafından potunu gösteriyor.

Müzisyen- sanatçı daha doğrusu, kulağını, gözünü, gönlünü dört açmalı. Okumalı. Dinlemeli. Meraklı olmalı.

Bunun dışında, şehrinizin ücretsiz veya çok az ücretli eğitim imkanlarından yararlanmaya çalışın derim. Konservatuvarlar orada. Denemek lazım. Hocalarla, bestecilerle, sanatçılarla iletişim kurmak, kendini dinletmek, yalvarmak, gerekirse kapısının önünde yatmak lazım. Ben oldum artık denmeyecek bir işin içine atıyorlar kendilerini. Her an kendini sorgulayacağın, eğiteceğin, dipsiz kuyu! Buna hazırlıklı olmak lazım.

Bir de gerekirse sefalete hazır olmak lazım. Benim Amerika’da gördüğüm, gençler daha dayanıklılar. Daha çalışkanlar. Gündüz iki işte çalışıyor, gece bir barda, neresiyse, grubuyla müzik yapıyor. Bir bira parasına. Bir evde dört kişi birden yaşıyor. İşine yürüyor, bisikletle gidiyor. Aynı blucini yırtılana kadar giyiyor. Hergün fasulye pilav yiyor. Ama sahnede hissettiği mutluluk hepsine değer.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


18 + 17 =