Bir Gülüşün Ömre Bedel

Gülümsemeyi taklit edebilirsiniz. Ama tam olmaz. Gözkenarlarında aşağıya doğru dönük kaslar var. İstemsiz çalışan cinsten. Hani kalp kası gibi, hadi bir attırayım da görün ey ahali denmez. O kaslar hakikaten gülünce çalışıyorlar ancak. Yoksa orbicularis oculi’yi emirle harekete geçirmek zor. Kapaktaki tek kas olduğundan, bir bozuldu mu, tamiri imkansız. Hatta tam bozuldu mu ve eğer kapanmazsa gözü koruyamayacağından ya dikiyorlar kapakları birbirine, ya da gözü çıkartıyorlar.

Kıssadan hisse. Sahte sahte gülüp de orbicularis oculiyi yalama etmenin bir anlamı yok. Sahte gülüş hem ruha, hem göze zarar.

Sırf ağız kenarındaki kasları hareket ettirerek gülümsemeye Pan-American Gülüşü deniyor. Pan American Havayolları’nın çalışanlarına emredilmiş bir gülümseme varmış, İngilizce’de çok iyi bir deyim vardır o gülüş için: shit eating grin. Bok yerken yüzde beliren sırıtma anlamında. Bok yediğinizi tahayyül ediniz, hemen belirir. Artistlikte yeni olan arkadaşlara hediyem olsun. Metod Aktörlüğü 1.01.

Gamze de oradaki kaslardaki bozukluk- delik aslında. Ama çok şekerdir. Ben severim. Erkeklerde içi karanlık olur, daha da tatlı. Popoda da olur. Daha doğrusu kalçada. Bazılarında bel arkasında. Benim omuz arkalarımda var, ne demekse! Gamze genetiktir ve üstelik de dominant! Yani belki birgün gamzesiz insan kalmayacak dünyada da, gamzesi olmayanı sevimli bulacağız.

Hayvanlar gülümseyemiyorlar. Üstelik bizim gülümseme dediğimiz diş gösterme tehdit ve bazen korkma anlamına geliyor. O yüzden de bilimadamları gülümsemenin sadece sırıtmak değil ama toplum hayvanlarında daha da derin sebepleri ve bugün tarihe karışmış fonksiyonları olduğunu düşünüyorlar.

Amerika’ya ilk geldiğimde ne kadar güler yüzlü oldukları şaşırtmıştı beni. Tezgahtarlar, şöförler… Sokakta, özellikle de tenha  kaldırımda karşılaştığınız insan illa gözgöze gelmek ister ve gülümser. Üstelik bir de merhaba, günaydın filan der. Annem ilk geldiği zamanlar yürüyüşe çıkmıştı. Selamlaşmaktan yorgun düştüm demişti dönünce. Ben alışkanlık edinmişim, Türkiye’ye tatile gittiğimde suratımda bir salak sırıtma, herkes bana bakıyor. Acaba ben bu kadını tanıyor muyum? Ne gülümsedi bana bu böyle? Tabii bir iki gün içinde ters ters bakılınca hatırlıyorum gülümseme kurallarını. Kadın erkeğe gülümsedi mi yedi naneyi! O yüzden böyle sırtlan gibi bakacaksın sokakta. Tezgahtar zaten senden ve işinden nefret ediyor. Değil merhabalaşmak, iki kaşık suda boğacak! En iyisi üste çıkıp daha da suratsız olmak. Dedim ya, iki gün filan sonra bisiklete binmek misali, hatırlayıveriyorum. Ama bazen hatırlasam da amaaan boşver, deli desinler, hoppa desinler, ne derlerse desinler, nasıl olsa burada yaşamıyorum ki, hemen ayak uydurmam lazım değil deyip günlerce gülümsediğim de olmuyor değil.

Şanslıyım, annemin de babamın da gülümsemeleri çok güzeldir. İkisinin de yüzleri film yıldızları gibi parlar, karizma binbeşyüz. Bir de ancak yakından tanıyanın bildiği gülümsemeleri vardır. Mesela annem muzur birşey düşününce. Babam karşısındaki mantık tökezlemesinden düşer gibi olup da babamın fikrine döndüğünde. Annemin gözlerinden yaşlar gelene kadar, katılana kadar gülmesi ve sonra ay ölücem diye çığlık atması. Babamın ağzından su püskürmüş gibi yapıp dudaklarını sıkıştırıp kıkırdaması.

Tayland’da gülümsemeden soğumuştum. Ne zaman utanılacak bir durum olsa veya açık açık fikirlerini söyleyemeseler veya hayır diyemeseler kıkırdamaları beni çileden çıkartmıştı. Oysa bizde de şimdi birşey söyleyecektim ama hadi kalsın şeklinde bir gülümseme vardır. Baş tek tarafa döndürülür, gözler başka yere kaçırılı ve hatta belki el açılıp bu ne ya şeklinde bir pozisyona sokulur. Tayland’la tamamen başka bir anlamda ama karşısındakini çıldırmak açısından eşit. Çünkü kararıma kilit taktım anlamına gelir. Sen ne dersen de. Senin hakkında öyle bir düşüncelerim var ki.

Sahte gülümsemeyi çok hor gördüm gibi geldi. Oysa sosyal bir işlevi vardır, akrşındakini yumuşatır, o yumuşayınca sen de yumuşarsın. Bir bakmışsın sahte gerçeğe dönüşmüş. Bir yerde okumuştum, sahte sahte gülümsemek insanın o sırada içinde bulunduğu ruhsal durumu iyiye yönlendiriyormuş. Sahte de olsa!

Esneme kadar gülmek de salgın. Çocukken hatırlar mısınız, sınıfta biri kıkırdar, kimmiş dönüp bakarsınız, sonra sebebini bilemeden kıkırdamaya başlarsınız. İstiklal Marşı sırasında. Daha da fenası, saygı duruşunda! Bir pıt bir sürü kıkırdama ve sonra azarı getirirdi. Esnemek de kişiden kişiye yayılır ya, eğer bir kişide fonsiyon bozukluğu varsa, ona yayılmazmış. Karşısındakinin davranışını algılayıp, istemsiz olarak ayna gibi yansıtamıyor. Demek öğretmen çocuklar kıkırdayınca sevinmeli: İşte normal fonksiyonlu bir avuç genç! Devam edin çocuklar! Gözlerinizden yaşlar gelene kadar gülün! Bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedelmiş!!!

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


17 + 18 =