web analytics

Bir Ağaç Kesen…

Bizim gibi Müslümanlık dışında kalan Türk tipler, Türkler İslam olmasaydı, seçmeseydi, seçtiriltmeseydi (seçtirtilmeseydi daha doğru gramer galiba) hayat nasıl olurdu konusunu düşünürler. Hayal kurmak parayla değil ya… Ya Türkler eski dinlerine sadık kalmış olsalardı? İçinde büyüdüğü dine tu kaka deyip milletin kokmuş dinlerine sulanan cinslerden değilim. Güya en humanist olanları bile pratikte beton gibi kaskatı, içine düşenin ciğerini doldurur. Eskiye nostaljik bir duygusal durumlarım da yok. Büyük ihtimal, başka din altında, onun fanatikleri gölgesinde yaşamak vardı. Ama başka bir dinle, itiraf etmek lazım, renkler başka olurdu. Arap kültürüyle bezenmiş bir din değil, başka birşey… daha Çin kültürü belki.

Bunlarla dolu, oraya buraya takılırken, güzel bir çalışma buldum internette. Prof Dr Erman Artun adlı bir kimsenin çalışması. İçinden herkesin ilgisini çekeceğini düşündüğüm bazı yerleri koyuyorum buraya. Sonradan gelen dinin dişini tırnağına takmış takipçileri eski Türk dinlerini detayıyla bilecek değil tabii,; bugün bazı şeylere gösterdikleri tepkilerin Türkler’in bu dinlerden kalma renklerine tepki olduğunu düşünmek zekaları ve bilgileri abartmak olur. Ama bir bakınhatırım için; Türk’ün ağaç sevgisi ve ağaç allerjisi ile ilgili şu andaki bilgilerinize de dayanarak bir okuyuverin! Gündemde olan o kadar çok şey var ki! (Kopyalamam yapıştırmam pek bir kabaca oldu- kusuruma bakmayınız. Dosyayla bilgisayarımın bir derdi var. Çalışmanın tamamının linkini veriyorum, oradan tamamını okumak isteyen varsa

http://tll.ibu.edu.ba/assets/userfiles/tll/docs/erman_artun_inanc_sistemleri%2029%20kasim%20halkbilimi.pdf

Türklerden bir grubun “kurt”u Gökböri) ata olarak tanıdıkları, Göktürklerin kurttan türedikleri hakkındaki efsanenin Çin kaynaklarına kadar geçtiği bilinmektedir. X. yüzyılda Abbasoğulları döneminde özel bir görevle Türklerin yaşadığı bölgeleri gezmiş olan Arap bilgini İbni Fadlan, Başkurt Türklerinden bir kısmının “yılan”a, “balık”a veya “turna”ya taptıklarından söz etmektedir. XI. yüzyılın Arap tarihçilerinden Gardızi de Kırgızlar içerisinde “inek”e, “kirpi”ye, “saksağan”a ve “şahin” e hatta güzel ağaçlara tapanların bulunduğunu anlatmaktadır (Turan, 1994:98). Fakat, Türklerde totem inanışının olmadığını ileri süren tarihçiler de bulunmaktadır. Örneğin, İbrahim Kafesoğlu, Türklerde kurdun saygıdeğer bir simge sayıldığını; fakat ona tapılmadığını, ayrıca totemci ailede ana hukukunun hakim olduğunu; oysa Türk ailesinin ataerkil bir yapıya sahip olduğunu vurgulamıştır (Tezcan, 1996:115).

…………

Eski Türklerde, insan ruhları genellikle “kuş” biçiminde düşünülmüştür. İnsanlara can vermeden önce bu ruhlar, gökte kuş olarak yaşarlar. İnsanlar ölünce de göğe uçarlar. İslamiyet’ ten sonra dahi “sunkar boldı-sungur kuşu oldu” denilir. Ebu Müslim ölünce beyaz güvercin olup uçar. Dede Korkut’ta Deli Dumrul, kara kılıcını sıyırıp saldırınca, Azrail bile güvercin olup pencereden çıkıp gider. Kırgızların Er Töştük destanında bir yiğit, “Bu yedi kuş benim ruhumdu, benim nefesimdi” demiştir. Diğer taraftan, Orta Asya’da ruhlar, hayvan ve genellikle de kuş biçiminde düşünülmüştür. Şaman’ın gök yolculuğunda yardımcı ruhları, kuş ya da kanatlı hayvanlar olarak temsil edilmiştir (Avcıoğlu, 1995:345).

………..

davula, doğaüstü kudretlerin, cinlerin bulundukları ve eğleştikleri bir araç olarak bakılmaktadır. Bazı bölgelerde davulun, şaman tarafından bir binek hayvanı gibi gökyüzüne ya da yeraltına yaptığı yolculuklarda kullanıldığına inanılmaktadır. Davulların üzerindeki ağaç motifleri, “dünya ağacı”nı sembolize etmekte, merdiven resmi gökyüzüne çıkmayı kolaylaştırmakta, atlar uzun mesafeleri almak için kullanılmakta ve eciş bücüş cinler ise çeşitli işler görmektedir

…….

Bugün ülkemizde hala, düğün, asker uğurlama, futbol maçları gibi, insanların grupça ortak ve uyumlu devinimlerde bulunmaları, coşmaları ve ses getirmeleri gerekli durumlarda da temel araç olarak “davul ” kullanılmaktadır.

……..

Türklere özgü bir Şamanlığın yaygın olduğu dönemde Göktürk Kağanı To-Po Han’ın Budizm’i kabul etmesinin, bu dinin Türkler arasında da yayılmasına neden olmuştur

………….

Hazarlar, 740 tarihinde Musevîliği kabul etmişlerdir. Musevîlik Hazarların arasında, hakan ve çevresi veya en çok yönetici ve aristokrat zümreyle sınırlı kalmıştır. Musevîlik, Türklerin arasında sadece Hazarlarla sınırlı kalmamış; Hazar ve Karayların yanı sıra Kaliz, Kabar, Kıpçak gibi bir kısım Türk boylarından da Musevî dinine girenler olmuştur (Kuzgun,1993:194). Musevîliğe geçen Hazarlar, başka dinlere geçen bir çok Türklerde örneklerine rastladığımız gibi, İbranî yazısını kullandılar. Ancak Türkçe’yi muhafaza ettiler. Azerbaycan’daki Musevî kolonilerinin tarihi VII-X. yüzyıllara uzanmaktadır. Azerbaycan’da “Dağ Yahudileri” adı altında bilinen bu Karailerin tarihi de muhtemelen Hazar İmparatorluğu’na bağlanmaktadır (Güngör, 2002, C3: 279). İlk önce Şamanizm’e mensup olan Hazarlar Bizans İmparatorluğu, baskılara uğrayan Yahudilerin gelmesiyle 8. yüzyılda Yahudiliği tanımışlardır. Bununla birlikte Hazar Devleti, Yahudiliği sonuna kadar resmi bir din olarak korumuştur. Öyle ki, bir rivayete göre, Müslüman devletlerin bir havrayı yıktırdığını duyan Hazar hükümdarı 922 tarihinde İtil şehrindeki bir minareyi yıktırmıştır (Togan:158; Akt. Ocak, 1983:61).

……………

Balkanlarda ve Anadolu’da Gagavuzlar, Karamanlılar, Ortodoks Hıristiyan’dır. Bu topluluklar dilleri Türkçe’yi muhafaza etmeyi başarmışlardır. Karamanlılar 1923’te imzalanan “Türk ve Rum ahalinin mübadelesine dair mukavele ve buna bağlı protokol” gereği Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmışlardır. Çuvaşlar, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Ortodoks Hıristiyanlığa girdiler. Hakaslar Katolik Ortodoks’tur. Yakutlar Hıristiyan’dır. Irak’ta, özellikle Kerkük’te, Müslüman Türkmenlerin yanı sıra bir Katolik Türkmen cemâati de mevcuttur. Türkçe konuşan, ibadetlerini Türkçe yapan ve ilahîlerini Türkçe söyleyen bu Türkmen Katolik cemaatin nüfusu, otuz bin civarındadır (Hacaloğlu, 1995:150)

…………………

Atalar kültü, ölmüş ataları tazim ve onlar için kurbanlar sunma inanç ve âdetidir. Ölen ataların ve özellikle babaların ruhlarının geride kalanlara iyilik ya da kötülüklerinin dokunabileceği inancı, onlara karşı duyulan minnet duygusu, atalar kültünün temelini oluşturmaktadır.

……………

Bu inanca göre, ataların, öldükten sonra da ruhlarının yaşadığına ve toplumla ilişkilerini koparmadıklarına inanılır. Yine bu inanışa göre, insan ölümle bedenini kaybetmekte fakat benliği daha doğrusu manevi varlığı yeryüzünde kalmakta, geride bıraktığı kimselerin hayatlarını etkileyebilmektedir.

………..

Atalar kültünün eski Türk toplulukları arasında en köklü ve en eski inançlardan biri olduğu söylenebilir. Hemen hemen bütün Kuzey ve Orta Asya kavimlerinde bulunduğu görülen ve ataerkil aile yapısının bir sonucu olarak yorumlanan atalar kültü, tarihi iyi bilinen en eski Türk topluluklarından Hunlar zamanında tespit edilmektedir

……………..

Bugün hala Anadolu’da varlığını sürdüren, evliya, dede, baba inanışlarının kökenini Atalar kültüne bağlayabiliriz.

……………

Doğa güçlerine inanç çerçevesinde dağ kültünün yanı sıra “orman ve ağaç kültü” de önemli bir yer tutmaktadır.

………..

Dede Korkut, er olsun avrat olsun herkesin ağacı saydığını ve çekindiğini belirtmiştir. Orta Asya’da bin yaşında, beş kollu büyük gövdeli bir ağacın bölgede en saygın şey olduğunu belirtmiştir (Avcıoğlu, 1995:359). İncelenen örnekler, her ağacın ya da aynı ağacın her yerde kült konusu olmadığını, hatta sıklıkla, çam, kayın ve çınar benzeri meyvesiz ve ulu ağaçların kült olarak kabul edildiği üzerinde yoğunlaşmaktadır (Ocak, 1983:84).

Dede Korkut’ ta Kazan’ın oğlu Uruğ ağaç ile söyleşirken, “Başını alıp bakacak olsam ba şsız ağaç, Dibini alıp bakacak olsam dipsiz a ğaç”. diyerek, ağacın yeraltında ve yerüstünde sonsuza ulaştığını vurgular (Avcıoğlu, 1995:360). Ağaç kültü Uygurlarda farklı bir yönü de ortaya koymaktadır. Bunlarda ağacın insan soyu ile ilgisine dair inancın varlığını ünlü menşe efsanesinden anlamaktayız. Cüveyni’nin kaydettiği bu efsaneye göre, Uygurlar Karakurum’da Tuğla ve Selenka nehirlerinin birleştiği yerde bulunan fusuk ve naj (fıstık ve çam fıstığı) ağaçları arasına gökten inen ışıktan türediklerine, daha doğrusu atalarının bu ışığın o ağaçları gebe bırakması sonucu dünyaya geldiklerine inanıyorlardı (Cüveyni, Akt, Ocak, 1983:85-86).

Radloff, İnan ve Roux, aşağı yukarı bütün Altaylı kavimlerde en çok çam ve kayın ağaçlarının kült olarak kabul edildiğini, bunları çınar ve servi ağaçlarının takip ettiğini belirtirken bu ağaçlara yapılan duaların İslamiyet sonrasında da devam ettiğini vurgulamışlardır. Bu dualardan dikkate değer biri şu şekildedir;

Alt ın yapraklı boz kayın,

Sekiz gölgeli mukaddes kayın,

Dokuz köklü, altın yapraklı mübarek kayın,

Ey mübarek kayın, sana kara yanaklı,

Ak kuzu kurban ediyorum (İnan,1995:87).

Anadolu sahası, ağaç kültünün Müslüman Türklerdeki en ilgi çekici örneklerinin ortaya çıktığı yerlerden biri olarak görülmektedir. Bu kültün, Sünni kesimde de olmakla beraber daha çok Alevi zümrelerde yer bulduğu söylenebilir. Bu kült resmi evraklara bile girmiştir. Memduh Paşa adında bir Osmanlı valisinin II.Abdülhamid’e yolladığı bir raporda, Kızılbaşların büyük ağaçlara oldukça saygı gösterdikleri ve sık sık ziyarette bulundukları belirtilmektedir (Şapolyo, Akt. Ocak, 1983:89).

Ağaç kültü, Kızılbaş toplulukları içinde daha çok Tahtacılar ve Yörüklerde yayılmıştır. Tahtacılar, geçimlerini ağaç kesmekle sağlamaktadırlar. Bununla birlikte, onların ağaçlara büyük saygı ve bağlılıkları vardır. Muharrem ayında ağaç kesmek yasaktır. Hafta içinde ise, Salı günleri ağaç kesilmez. Yeniden işe başlayacakları zaman, ağaçlara dualar okunur. Tahtacılar en çok, sarıçam, ladin, köknar ve ardıcı; Yörükler ise, kara dut , çınar ve katran ağacını kutlu sayarlar ve hepside tek ağaçları kült olarak kabul ederler (Roux, 1962, Akt, Ocak, 1983:89).

………….

Türk mitolojisinde hem ana hem de ata rolünü üstlenen ağaçlarla ilgili anlatılara rastlanmaktadır. Örneğin, Oğuz Kağan’ın Dağ, Deniz ve Gök adlı oğulları bir ağaç kovuğunda bulduğu ikinci karısından olmadır. Diğer taraftan, Manas Destanı’nda ve Yakut kadınları arasında çocuk veren elma ağacı motifi dikkat çekicidir. Türk mitolojisinde boy ve aile ağacı, evi ve aileyi koruyan ağaç ruhu inanışlarına da rastlanmaktadır (Ögel, 1995:423-464). Yazılı edebiyat gözden geçirilirse, bu kültün de İslami bir kılığa bürünmüş olduğu görülür. Hz. Musa’nın asası, Kabe’nin eşiği, Tuba ağacı ve Hz. Muhammed’in altında biat aldığı Rıdvan ağacı vb. İslami gelenekteki bir takım ögeler dikkat çekmektedir. Pir Sultan Abdal’ın şu dizeleri iyi bir örnek oluşturmaktadır (Gölpınarlı-Boratav, Akt. Ocak, 1983:90);

Öt benim sarı tanburam,

Senin aslın ağaçtandır,

Ağaç dersem gönüllenme,

Kırmızı gül ağaçtandır.

Ali Fatma’ n ın yari,

Ali çekti Zülfikar’ ı,

Düldül atının eğeri,

O da yine ağaçtandır.

Bu manzumeyle, Dede Korkut Hikayeleri’ndeki Kazanoğlu Uruz’un ağaca hitaben şöyle seslenmektedir.

Ağaç ağaç dir isem erilenme ağaç,

Mekke ile Medine’ nin kapusu ağaç (Dede Korkut Kitabı:21, ).

Ahmet Yaşar Ocak, tarih boyunca “ağaç” ve “evliya” arasında kurulan ilişkiye de dikkat çekerek, ağaç yanlarında bulunan mezarlıklar ve evliyalar arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaktadır (Ocak,1983:93): *Bazı ağaçların yalnızca bir türbe yanında bulunmaları onlara kutsallık verilmesine neden olmuştur. Bu durumda ağaç yanındaki türbe gerçektir. *Ağacın yanındaki mezar, zaten eskiden beri kutsal olarak kabul edilen ağacın kutsallığı ile zamanla kutsallık kazanarak türbe kimliğine girebilir. Oysa başlangıçta hiçbir özelliği olmayan bir mezardır. *Bazı ağaçların yanında hiç türbe olmamasına rağmen kutsal sayıldıkları görülmektedir. O halde bu durum, şöyle yorumlanabilir: Ya orada eskiden bir türbe vardı ya da bir evliyanın ruhunun ağaçta yaşadığı düşünülebilir.

Bugün, Tunceli, Adıyaman, Elazığ’daki Kızılbaşlar arasında, tek olan meşe ve ardıç ağaçlarını ziyaret etmek, ayin yapmak, ağaç dallarına dilek çaputları asmak yaygın pratikler olarak varlığını sürdürmektedir. Ağaçlardan, yağmur duası, çabuk evlenme ve hastalıkların sağaltımı gibi nedenlerle medet umulmaktadır (Ocak, 2000:135-137). Ağaç üzerine yapılan bu pratik ve inanmaları da “ağaç kültü” ne bağlamak olasıdır.

……..

Günümüzde sıklıkla rastlanan, okunmuş pirinç, tuz, şeker ya da benzeri maddelerin yenilmesi, yutulması, muskaların giysilere iliştirilmesi, duaların yazılı olduğu kolyelerin, yüzüklerin takılması vb. inanmaların birer “temas büyüsü” uzantısı olabileceği de düşünülebilir.

++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Ve daha bir dolu enteresan bilgi. Erman Artun’u tanımam, ne inanır, ne düşünür; hiçbir bilgim yok. Gezi’miş midir, Gezi’memiş midir mesela…  Benim gi,bi birinin yazdıklarını benim tarzımda paylaşmasından hoşlanır mı, hoşlanmaz mı? Ama bilgi ya bu, bir şekilde nötrdür- bilgiyi alıp kullanan nötr değil. Erman Artun’u da nötr görünüz.

Türkler’in bir milletin özelliklerine göre gelişmiş bir dinin içinde, o milletin kültürüne asimile olmaması, bence edindikleri dinin diline yabancı olmasıdır. Ben Türk Müslümanlar’ın genelinin Arapça bilmiyor olmasını bir şans olarak görüyorum doğrusu. Şimdi gözyaşları içinde anlamadan başını sallayıp durduğu pasajları anlasa ve gerçekten hayata geçirse, Arapça konuşan Müslüman ülkelerden örnek öğrendiğimiz şekliyle halimiz nice olurdu! İyi ki Arapça bilmiyoruz da, edindiğimiz din tam işleyemiyor kemiklrerimize. Yatırlarda ağaçlara ip bağlayanları gidip alınlarından öpesim geliyor benim. Asimilasyona karşı direnen bir milletin binlerce yıl önceden kayan karakterinin direkleri o yatırlar. Okuyup da milliyetçi olduğumu sananlar varsa düzelteyim: öyle değilim. Hatta atalar konusunu okurken aklıma Atatürk’ün putlaştırılması geldi ikide birde. Yazdıklarını okuyup öğrenmek, gerçeklerden ders çıkarmak yerine mavi gözlerinen tapınan, askeri olmak için kendini yerden yere atan milyonlar… Eh, o dinlerin böyle bir bedeli de olacak tabii. Hep ağaç için ölecek, gazlanacak, dövülecek değiliz ya!

 

 

 

 

 

 

 

 

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

10 Responses to “Bir Ağaç Kesen…”

  1. M.M.
    August 1, 2013 at 6:21 am #

    Kendi fikrimce Atatürk’ün askeri olmaklığımı şöyle ifade edebilirim. Ya da Sarı Saçlım Mavi Gözlüme (http://www.youtube.com/watch?v=S5ZjRiemNHk) hasret duymama, bunca büyük işlerin sonrası böylesi alçakgönüllülükle donanmış bir adama akla mantığa ölçüye bürünmüş adamın örneklediği insan tipini aryıştır. Neden ve niçinini düşündünüzmü can sayılıp evlere asılan resminin ifade ettiği anlamın derinliğini, kolaya kaçıp put yaptınız demenin kolaycılığına kapılmadan……….

  2. M.M.
    August 1, 2013 at 6:24 am #

    Kendi fikrimce Atatürk’ün askeri olmaklığımı şöyle ifade edebilirim ya da Sarı Saçlım Mavi Gözlüme (http://www.youtube.com/watch?v=S5ZjRiemNHk) hasret duymamı. Onca büyük işlerin sonrası böylesi alçakgönüllülükle donanmış ve geleceğe uyarılar bırakmış, akla mantığa ölçüye bürünmüş bu adamın örneklediği insan tipini arayıştır. Neden ve niçinini düşündünüzmü? Can-dost sayılıp evlere asılan resminin ifade ettiği anlamın derinliğini, kolaya kaçıp put yaptınız demenin kolaycılığına kapılmadan……….

  3. M.M.
    August 1, 2013 at 6:25 am #

    Kendi fikrimce Atatürk’ün askeri olmaklığımı şöyle ifade edebilirim ya da Sarı Saçlım Mavi Gözlüme (http://www.youtube.com/watch?v=S5ZjRiemNHk) hasret duymamı. Onca büyük işlerin sonrası böylesi alçakgönüllülükle donanmış ve geleceğe uyarılar bırakmış, akla mantığa ölçüye bürünmüş bu adamın örneklediği insan tipini arayıştır o sözünü ettiğiniz. Neden ve niçinini düşündünüzmü? Can-dost sayılıp evlere asılan resminin ifade ettiği anlamın derinliğini, kolaya kaçıp put yaptınız demenin kolaycılığına kapılmadan……….

  4. M.M.
    August 1, 2013 at 6:27 am #

    En sonuncu yorumu bırakın düzeltme yapmıştım ben silemedim ilk ikisini. Teşekkürler

  5. M.M.
    August 1, 2013 at 6:33 am #

    Gezi’deki Atatürk posterleri taşıyan ve askeriyiz diyenleri anlamamazlık sokuşturması hakça adilce değil. Anlayışımız açıkladığımdır.

  6. December 7, 2013 at 4:17 pm #

    bence günümüz siyasetinde ve ideolojisinde ATATÜRK’

  7. December 7, 2013 at 4:17 pm #

    bence günümüz siyasetinde ve ideolojisinde ATATÜRK’

  8. January 14, 2014 at 2:32 am #

    It’s rather a nice handy item of facts. I’m pleased which you simply embraced this helpful data here. Remember to keep us educated this way. Many thanks giving.

  9. February 18, 2014 at 1:36 am #

    hi there! , I like your publishing a whole lot! proportion many of us stay in touch further relating to your posting in Google? I need a professional in this particular area to eliminate my own problem. Could possibly be that is definitely a person! Looking toward expert an individual.

  10. August 25, 2014 at 11:51 pm #

    SELECT * FROM comments ORDER BY RAND() . aritmetik mentalLIMIT 0, 100

Leave a Reply