Ben 14 yaşındayken

Sınıfta, erkek arkadaşlarımızla aramızdaki seksüel çekimi veya itişmeyi nasıl kontrol altına alacağımızı bilemezdik. Bazen elleşme, saldırganlığa dönüşür, karşılık bulamayan ilgi agresifleşir, hoyratlaşırdı. Ama hepimiz aynı yaştaydık. Hepimiz bilmediğimiz bir suda, yüzmeyi öğrenmeye çalışıyorduk.Üzerimde pek negatif bir etki bırakmamış.

Sokaklarda arasıra elle ve bolca sözle tacize uğrardım. Otobüs, minibüs. Sokak. İlkokuldayken popolarımızı ellemeyi seven bir folklör öğretmenimiz vardı. Şikayet ettik, kaç senelik hocamız, çocuklar kuruyorlardır dediler. Başka bir okulda, ortaokul ve lisede, aramızdan öğrencilerle çıkan bir müzik öğretmenimiz vardı. Yaşı 30 filandı herhalde. Çıkmadığı kızları da ellerdi. Biz çocuk kadınlar, ellenmeyince bunu çekici olmadığımıza yorar ama ellenmekten de tiksinirdik.

Bu tecrübelerin üzerimde, erkeklerle ilgili görüşlerimde bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Tüm erkeklerle ilgili bazı kararlarımın aslında büyüdüğüm ortamın kültüründen derin olarak etkilendiğini Amerika’da farkettim ancak insanın yapısına siniyor. Genişletmek, elastikileştirmek ve toleranslı olmak mümkün ama değiştirmek mümkün değil. Türkiye’nin tüm erkekleri cinsel açıdan saldırgan, huzursuz, mutsuz, iç güdülerine set çekilmiş de güdüler gemi azıya almış yabaniler değiller ama bir kadının kendi başına gelen olaylar, tüm topluluğu hafif buruk görmesine sebep olabiliyor. Buna psikolojik olarak etkilenmiş diyoruz.

76 yaşında, annemin iyi tanıdığı ve büyük ihtimalle saygı gösterdiği bir adam oramı buramı ellese etkilenir miydim? Etkilenmemem bile bir anormallik sayılmaz mıydı? Bir dişinin ana sebebi ve naturel hali, herhangi bir erkek tarafından arzulanan cinsel isteği doyurmak ve ben bunun için varım diye düşünerek etkilenmemek midir? O yüzden mi, kendi vücudunun sorumluluğu ve olası tacizlerden etkilenmek özelliği erkeğe verilmiştir de, erkek tacizi kendi üstüne alınıp katil olmalıdır?

Kadın mesela istemediği erkekle evlendirilip altına yatmakla yükümlü kılınabilir. Çünkü zaten bunun için yaratıldığından, aslında kötü bir şekilde etkilenmez. Tecavüze uğradığı erkekle de evlendirilebilir çünkü tecavüzden etkilenmemiştir. O kocanın altına yatmaya devam edebilir. Çocuklarını büyütür. Çamaşırlarını yıkar. Çünkü esas olan tecavüzden kadının erkek akrabalarının fazlaca etkilenmiş olması ve nikahla namusun kurtarılmasıdır. Ola ki bir kadın kocasından başkasıyla, zevk olsun diye yatmıştır. Kadın seksi zevk için yaptıysa normalliğini kaybetmiş, şeytanlaşmıştır. Öldürülmesi gerekir.

Sanırım birbirinden alakasız gibi görünen bütün bu olasılıkların malum sonuçlara varmasında, seksin kadın için doğurmak, regli olmak gibi natürel ama zevk alınamayacak ve aslen kendisini aşağılayıcı birşey olduğu inancı var. “Normal” kadın seksten şahsen zevk alarak veya ruhsal şiddete uğrayarak etkilenmiyor ama toplum etkileniyor. Böylece toplum olaya bireysel değil, toplumun problemi olarak bakıyor ve öyle çözmeye çalışıyor. Kadını tecavüzcüyle evlendirip ailesini koruyarak, kadını ortadan kaldırıp ailesini korumaya çalışana indirimli ceza vererek, vesaire.

76 yaşında bir adam tarafından ikide birde cinsel tacize uğrayan 14 yaşındaki bir kızın bundan etkilenip etkilenmemiş olması, samimi düşünerek, Türk toplumunun endişesi midir? Yoksa (laik) endişe, raporun böyle gelmesi ve dinci bir adama ders verilememiş olması mıdır? Ya da (dinci) endişe, bir kız uğruna, daha büyük emeller için yaratılmış imajın zedelenme ihtimali midir? Çünkü sonuçta operacı tecavüzcümüzün de söylediği gibi, “zaten bir gün kadın olmayacak mıydı”?

Tartışmanın şeklini değiştirmek gerekiyor gibi geliyor bana. Erkeklerin de kadınların cinselliğini daha iyi anladığı ve daha mutlu olduğu ve kadınların da vücutlarının kullanım haklarını sahiplendiği, cinselliğin etken ve edilginlikten çıkarıldığı bir toplum oluşturma çabası mesela. Okullara samimi bir cinsel eğitim sokulmadan, ne şekil hisler ve davranışlar normaldir, ne anormaldir öğretilmeden, şu anda içinde bulunulan cinsel bunalımın aşılabileceğine ve daha sağlıklı nesiller yetişeceğine inanmıyorum. Bu nesillerin arasından çıkan psikologların da (bırakın partizanlığı), kişilere yansız ve kendi kültürlerini işin içine katmadan yardım edebileceğine inanmıyorum.

En sıkı bir partizan bile, kendi inancına mensup biri tarafından zulme uğramış bir kişiyi dogmalarına kurban etmekten uzak durur, en azından bütün kanunları zulümcü aleyhine çevirmekten utanır. Tabii o kişinin hakikaten zulme uğradığına inanabilirse.

5 Comments

  1. Bu toplumda, hepimiz (tüm dişiler, zayıflar) az veya çok benzer durumlar yaşadık, ya da yaşamamak için korkak olduk.
    Şu sözlerine tamamen katılıyorum:
    “Tartışmanın şeklini değiştirmek gerekiyor gibi geliyor bana. Erkeklerin de kadınların cinselliğini daha iyi anladığı ve daha mutlu olduğu ve kadınların da vücutlarının kullanım haklarını sahiplendiği, cinselliğin etken ve edilginlikten çıkarıldığı bir toplum oluşturma çabası mesela.”

  2. KADIN = ERKEK = ”İNSAN ”

    İŞİ İNSAN BOYUTUNDA GÖRÜYORUM.

    YA DUYGUSALLLIK

    VE DUYGUSAL AÇLIK ?

    ÇOOK ÖNEMLİ,EĞİTİM DE DERHAL GİDERİLMELİ !

    BİR ÇOOK PROBLEMİ ÇÖZECEKTİR..FERUD’A RAĞMEN!

  3. “76 yaşında bir adam tarafından ikide birde cinsel tacize uğrayan 14 yaşındaki bir kızın bundan etkilenip etkilenmemiş olması, samimi düşünerek, Türk toplumunun endişesi midir? Yoksa (laik) endişe, raporun böyle gelmesi ve dinci bir adama ders verilememiş olması mıdır? Ya da (dinci) endişe, bir kız uğruna, daha büyük emeller için yaratılmış imajın zedelenme ihtimali midir? Çünkü sonuçta operacı tecavüzcümüzün de söylediği gibi, “zaten bir gün kadın olmayacak mıydı”?”

    Sormak istediğim soruları bu kadar güzel bir şekilde ifade ederek sorduğunuz için teşekkür ederim…

  4. Hüseyin Üzmez davasında, ‘Ruh sağlığı bozulmamış’ denilen B.Ç anlatıyor: Her gün ağlıyorum, akşam odamda ağlıyorum. ‘Şikâyetçi misin’ diye sorulduğunda, ‘Değilim, şikâyetçi olursam annem de çıkmaz belki diye düşünüyorum…’
    Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarına maruz kaldığı belirtilen 14 yaşındaki B.Ç.’nin ‘beden ve ruh sağlığıyla’ ilgili Adli Tıp raporunda hem davanın seyri hem de küçük kızın bu süreçte nasıl bir ruh halinde olduğu ayrıntılarıyla anlatılıyor. 19 sayfalık raporda olayın gelişimi ve küçük kızın yaşadığı travma ayrıntılarıyla anlatıldıktan sonra ‘B.Ç.’nin ruh ve beden sağlığının bozulmadığı’ öne sürülüyor.
    Telefona takılan sözler
    Tartışma yaratan raporda dosyanın kısa gelişimi şöyle özetleniyor:
    Rapora göre, olay anne Livaze Ç.’nin yaşı küçük çocukları erkeklere pazarladığı, eşinin de kendisine yardım ettiği yönündeki bir ihbar üzerine başlatılan soruşturmayla ortaya çıktı. Polis her ikisinin de cep telefonunu izlemeye aldı. Bir konuşmada arayan Hüseyin Üzmez’di. Anneye küçük B.’yi sordu ve “Hasta” cevabını alınca, “İnşallah aybaşı hali değildir” diye sordu. Sonra da telefona küçük kızı alıp şöyle dedi: “Kan, adet halinde misin. Bugün gelecektim, öyle hasta olduğuna göre niye geleyim oraya kadar. … Hele iyileş de öbür hafta şey ederiz.”

    Bu telefondan sonra polis aileyi ve Üzmez’i takibe aldı. Üzmez 24 Nisan’da kız ve annesiyle birlikte Mudanya’da Hasanbey Mahallesi’nde bir eve geldi. Anne 10 – 15 dakika sonra evden çıktı. Üzmez’le küçük kız evde yalnız kaldı. Daha sonra çay bahçesine gidildi. Polis burada ortaya çıktı ve anneyle Üzmez’i yakaladı. Bu sırada küçük kız görevlilere Üzmez’in zorlamasıyla cinsel ilişki olduğunu söyledi.
    ‘Bakire, fiili livata yok’
    Soruşturma sürerken gelen raporda, herhangi bir darp cebir izi bulunmadığı, fiili livata bulgusuna rastlanmadığı ve mağdurenin bakire olduğu belirtildi.
    Bu arada küçük kızın ifadelerinde olayın ne kadar vahim olduğu daha net anlaşılıyordu. Üzmez’in dedesinin arkadaşı olduğunu, ailesine para yardımında bulunduğunu, kış mevsiminde annesiyle Üzmez’in İstanbul’daki evine gittiklerinde Üzmez’in annesine para çekme kartını verdiğini annesinin para çektiğini anlattı. B.’nin anlatımına göre, Üzmez daha önce başka bir kızı sapıkların elinden kurtardığını söyledi ve B.Ç.’yi ikna etmek için “Benim yaptıklarım sana örnek olsun, ders olsun. Sana bundan sonra kötü birşey yapmasınlar” dedi. Küçük kız bu durumu annesine söylemesine karşın, annesinin Üzmez’in kendilerine Mudanya’da ev tutacağını, kendilerinin rahata kavuşacağını söyledi.
    Annesi küçük kızdan sabırlı olmasını istedi. Küçük kız Mudanya’da uğradığı bir tacizde de Üzmez’in gögüslerini ellediğini, alt tarafındaki çamaşırları çıkardığını, kendisine dokunduğunu ve yaşlı adamdan bir sıvı geldiğini anlattı. Savcılıkta verdiği ifadesinde Üzmez’den şikâyetçi olduğu ve uzlaşmak istemediğini de söyledi.
    Anne Livaze Ç. ise ifadesinde Üzmez’le cinsel ilişkisi olduğunu, kızının durumunu Üzmez’e sorduğunda adamın bunu reddettiğini söyledi. Anne tüyler ürperten ifadesinde, Üzmez’in kızıyla olduğu zaman erkekliği uyanmadığı için kızına zarar vermeyeceğini düşündüğünü anlattı.
    Soruşturma kapsamında tutuklanan Üzmez de ifadesinde, aileye maddi yardımda bulunduğunu kabul etti. Olay günü Mudanya’daki evinde yaşananların doğru olabileceğini söyleyen Üzmez, bunların küçük kızın rızasıyla yaşandığını öne sürdü. Kıza dokunduğunu ancak cinsel birleşmenin olmadığını belirten Üzmez, çamaşırlarını kızın kendisinin çıkardığını iddia etti. Ve dahası Üzmez, kendisini kıza annenin yönlendirdiğini ve kızla evlenmeyi düşündüğü için söz konusu eylemleri gerçekleştirdiğini söyledi.
    ‘Sessizce ağlıyor…’ Soruşturma sürerken, B.Ç., Sosyal Hizlerler Çocuk Esirgeme Kurumu’na yerleştirilmesine karar verildi. Daha sonra da kızın maruz kaldığı zincirleme cinsel saldırı suçu sonrasında beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı yönünde rapor alınması için Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığı’na sevk edildi. Ana bilim dalında görevli Hüseyin Uslu ve Yeşim Taneli’yle bir görüşme yaptı. Bu görüşmede yaşadığı tacizi anlattı.
    “Polislerin gelmesi iyi mi oldu, kötü mü” sorusuna bir süre cevap vermedi. Sonra “Kötü oldu, ailemden ayrıldım” dedi. Doktorlar muameye sonunda, “.. yurdun zorluğu ve aile özlemiyle ilgili temalar mevcut, intihar düşüncesinin olduğu, hasta huzursuz, üzgün görünümde, gözleri kızarık, tarihi söylerken zorlanıyor..”
    Haziran ayındaki görüşmeyle ilgili bulgularsa şöyleydi: “.. Sessizce, gözyaşı dökmeden ağlıyor.. ‘Bunları anlatmaktan sıkıldım, çok ifade verdim’… ‘Sıkıldım ne demek’ diye sorulduğunda ‘Annemi göremiyorum..’ diyor. Ağlıyor, yere bakıyor, kâğıt mendil elinde paramparça top olmuş durumda. .. Her gün ağlıyorum, genelde akşam olduğunda odamda ağlıyorum.. ‘Şikâyetçi misin’ diye sorulduğunda, ‘Değilim, şikâyetçi olursam annem de çıkmaz belki diye düşünüyorum’ diyor.”
    Görüşme sırasında kıza ‘Sen hâkim olsan nasıl karar verirsin’ diye sorulunca da şu yanıtı veriyor: “‘Kızı çıkarttırırım yurttan, sıkılıyor, orada rahat değil. Anneyi de çıkartırım, suçlu, suçsuz. Hiçbir kızın annesinden ayrılmaması gerektiğini düşünüyorum. .. Adamın cezasını veririm… Altı ya da yedi yıl. Sekiz yıl verirdim. Hem iki aileden uzak tutması hem de bir kendi cezası diye..”
    ‘İnkâr’ böyle başlıyor
    B.Ç, görüşmelerde ‘annesinin kendisi yüzünden tutuklandığını’ söylüyor. Yazdığı bir yazı: “Bu olayın olmadığına eminim. Çünkü yalan söylemek zorunda kaldım. Annemi de Üzmez’i de ben hapse attım. Böyle bir şey olmadı…” Küçük kızın durumuyla ilgili değerlendirme ise şöyle: “Patalojik düzeyde anksiyete ve depresyon, ailesinden ayrılmış olmaktan dolayı üzgün olduğu, aile bütünlüğünün sürdürülememesinden kendisini sorumlu tuttuğu, annesini özlediği.. bu durumda kendisinde var olan patalojik düzeydeki anksiyete ve depresyonun hangi olayla bağlantılı olduğunun kesin olarak belirtilemeyeceği, ifadesini aile bütünlüğünün tekrar sağlanabilmesi için değiştirmiş olmasının ihtimal dahilinde olduğu..”
    Ve sonuç
    Kurumun 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu 19 Eylül’de muayene kaydı hazırdı ve lise bir öğrencisi beden ve ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede patalojik araz tespit edilemediğini’ belirtti. Uludağ Üniversitesi’nin raporu ve soruşturma sırasında verilen ifadeler bir arada değerlendirildi.
    Sonuç olan Adli Tıp’tan şu karar çıktı:
    “B.Ç.’nin kurulumuzca 19 Eylül’de yapılan muayenesinde mağduresi bulunduğu olaydan kaynaklanmış beden ve ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede patalojik araz tespit edilmediği, Uludağ Üniversitesi’nin 19 Haziran’da düzenlenmiş raporunda ‘hangi olaya bağlı olduğu kesin olarak belirtilemeyeceği bildirilen patolojik düzeydeki anksiyete ve depresyon olarak tarif edilen ruhsal durumunda kurulumuzun 19 Eylül’deki muayenesinde zail (yok olan) olduğundan B.Ç.’nin ruh ve beden sağlığının bozulmadığı oy birliği ile mütalaa olunur.” (Radikal)
    Olağan şüpheliler Üzmez’in nefsi ve şeytan 26 Nisan: Hüseyin Üzmez ‘cinsel istismar’la, 14 yaşındaki mağdur B.Ç.’nin annesi de ‘kızını bu ilişkiye zorlamak suçundan tutuklandı. B.Ç koruma altına alındı. 14 yaşındaki B.Ç., Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği’nde alınan ifadesinde hem elle hem de oral yolla tacize uğradığını anlattı. Operasyonun Üzmez ile anne L.Ç arasındaki telefon görüşmelerine dayandığı öğrenildi.
    Beş ay sonra, 17 Eylül: Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma görüldü. B.Ç ile babası önceki ifadelerini çekip Üzmez’den şikâyetçi olmadıklarını söyledi. Mahkeme Adli Tıp raporu istedi.
    Altı ay sonra, 28 Ekim: Beklenen Adli Tıp Raporu, 22 Eylül’de bitti, ikinci duruşmadan bir gün önce mahkemeye yetişti. Üzmez ve mağdurun annesi L.Ç. altı ay sonunda da tahliye oldu. Üzmez hapishane çıkışı, “Hapiste sanki Hac’da gibi yaşadım. Aile ile aynı samimiyette görüşmeye devam edeceğim. Benim düşmanım şeytan, düşmanım nefsim. En çok kendi nefsime ve şeytana kırgınım” dedi.
    Adli Tıpçılar: Rapor eksik, en önemli bulgu atlanmış
    İSTANBUL – Adli Tıpçılardan ‘Küçük yaştaki kıza cinsel istismar’ suçundan tutuklanan Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’i serbest bırakan rapora itiraz yağdı:
    ‘Taciz kızın beden ve ruh sağlığını bozmamış’ diyen raporda çocuk psikiyatristinin imzası yok, muayene Adli Tıp uzmanları tarafından psikolojik testlerle desteklenmemiş, sağlıklı sonuç için rapor olayın üzerinden altı ay geçtikten sonra hazırlanmalıydı.
    ‘Vücudu sevmiyorum’ diyor…
    Eski Adli Tıp Kurumu Başkanı Oğuz Polat: Rapor eksik ve yetersiz. Raporu veren kurul, benim başkanlığım döneminde sadece çocuk olgularına bakmak için kuruldu. Çocuktaki ruhsal travma dediğimiz zaman bir erken, bir geç dönem travmalara bakıyoruz. Bazı olgularda ilk dönemde gözükmememsine karşın daha sonra da travma ortaya çıkabiliyor. O yüzden de olayın üzerinden en az altı ay geçmeden kesin bir şey söylememek gerekiyor. Bu bilimsel bir kural.
    (Radorda) Ne psikolojik rapor sonuçları, ne psikolojik testleriniz var. Çocuk pskiyatristi yok, pedagog, psikolog yok. Bunların yapması gereken psikolojik testler yok. Rapor yazarken de bazı şeyleri atlıyorsunuz. Bizim cinsel istismara uğramış çocuklarda en sık rastladığımız bulgulardan biririni söylüyor çocuk. ‘Vücudumu sevmiyorum’ diyor. Kendisini suçlamak söz konusu. Travma içinde olduğunu gösteren bundan daha açık bulguya ihtiyacınız yok. Rapordaki gibi bu tip muayene sonuçları muhakkak testlerle desteklenmeli. İyi niyetli konuşacak olursak eksik ve yetersiz bir rapor.
    Mahkeme ortamında ‘muayene’!
    İ.Ü. Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Şebnem Korur Fincancı: Raporu hazırlayan kurulda çocuk psikiyatristinin olmaması çok ciddi bir sorun. Çocuğa uygun muayene ortamı ve ona uygun testler gerekiyor. Dolayısıyla bu değerlendirme tabii ki eksik. Her ne kadar o kuruldaki psikiyatri uzmanı erişkin ve çocuk psikiyatrisi ayrılmadan önce uzmanlığını almış olsa ve mevzuata göre her ikisini de yapabilir durumda olsa da, etik olarak yapmaması gerekir. Muayene ortamının uygun olmadığını zaten biliyoruz. Orası bir kurul. Bütünü hekimlerin birarada oturduğu bir yerde sanki mahkemeye çıkmış gibi gözleniyor. Çocuğun anksiyetesi istismardan mı aileden ayrı kalmasından mı diye tartışılıyor ama anksiyete oraya girmekten bile kaynaklanmış olabilir. Cinsel istismara maruz kalan çocuklarda, cinsel davranış bozuklukları, yaşına uygun olmayan cinsel bilgiler ve yaşına uygun olmayan cinsel davranışlar olur. Bunlar da ancak gözlemlerle, muayene sırasında oyun yöntemleriyle değerlendirilebilecek şeylerdir. Bu raporun yeterli olduğunu söyleyebilmek doğru değil, tıp biriminin ilkelerine uygun olmayan bir rapor.”
    Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Peykan Gökalp: Böyle bir tecavüz ya da istismar durumunda ruh ve beden sağlığının bozulmamış olması çok zordur. Tecavüz ve istismar, erişkin yaşta da travmadır. Çocukluk çağında ise o yıllarda da ilerde de kişilikleri üstünde birtakım etkiler yapacak travma yaratır. Dolayısıyla böyle bir durum karşısında ‘Kesinlikle bozmamıştır’ diye bir karar vermek çok zordur. (Radikal)
    BAKAN NİMET ÇUBUKÇU: Asla kabul edilemez
    Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, bu olayın ilk ortaya çıktığı günlerde dile getirdiği görüşlerinde bir değişiklik olmadığını söyledi. Çubukçu, “Olayda mağdur olan çocuktur. Hiç kimse aksini savunamaz. Toplumsal, vicdani ve hukuki açıdan kabul edilemeyecek bir fiildir. Korunması gereken çocuktur. Onun yüksek yararı için ne gerekiyorsa yapacağız. Haklarını korumaya ve çıkarlarını savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz” dedi. Bu arada Üzmez’in, “Cumhurbaşkanı beni çıkarmak istemiş” sözlerine Cumhurbaşkanlığı’ndan yalanlama geldi. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Söz konusu iddia tamamen gerçekdışıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın adı geçen kişi için af çıkarmak istediğinin ileri sürülmesi iyi niyetle bağdaşmamaktadır” denildi.

  5. Isvec’te 15 yasini doldurmadan cinsel iliski kesinlikle yasaktir, her iki tarafin istegiyle, partner 15-16 yasinda bile olsa cocuklari suistimalden suclanir…Rapordu zarti zurttu dinlemezler!

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


five × 2 =