Balinanın Midesindeki Çocuk

 

Allah demiş ki Yunus’a : Ninoveh derler bir şehir var. Çok uzakta. İçi fesat, kötülük dolu. Git, çeki düzen ver bu kalpleri karanlık insanlara. Yoksa yerle bir edeceğim oraları.

Yunus korkmuş aldığı vahiyden. Emri veren Allah ama ya o karambolde kim vurduya gider de, Allah’ın yolladığı şimşeklerin devirdiği yüce ağaçların altında kalırsa? Ya da daha fenası, öyle zor bir emir ki bu emir- insanlığı doğruya çevirmek- ya başaramazsa??? Kendince akıllılık edip, tam tersi yöne gitmek üzere denize açılmış. Dalgaların, dalgaların arasında, o ummanda Allah’ın gözünden kaybolup gideceğini düşünmüştür belki, kim bilir? Ama bir büyük fırtına çıkmış denizin orta yerinde! Fırtına da ne fırtına! Koca gemiyi fındık kabuğu gibi, bir o yana, bir bu yana fırlatıyor. Gemiciler panik içinde, bildik birşey değil bu! Sanki dünyanın tersi düzü birbirine karışmış, her taraf aç bir ağız gibi açılmış su ve karanlık ve haykırışlar ve göz yaşları! Değil bir yerlere tutunmak, nefes almak mümkün değil. Ağzından burnundan buz gibi, şep gibi tuzlu su giriyor, sanki kova kova.

Belli ki üzerlerinde bir lanet var.

Sonunda dayanamamış Yunus da itiraf etmiş; Allah sizin değil, benim peşimde. Çünkü emrine itaat etmedim, kaderime razı olmadım ve kaçtım. Şimdi kendimi denize atacağım ki sizler kurtulasınız. Belki Allah beni alır, sizi bırakır.

Böylece kurban etmiş kendisini Yunus ve kendini azgın dalgaların, kapkaranlıkların, derinliklerin içine bırakıvermiş. Demek Allah da razı olmuş da denizi süt liman edivermiş.

Yunuscuk bu ucu bucağı görünmeyen deryanın orta yerinde, nereye yüzecek? Ne kadar uzun süre dayanabilecek? Ama Allah kuluna acımış da bir büyük balık yollamış. Balık Yunus’u bir lokmada, çiğnemeden yutuvermiş, yunus da balığın midesinde 3 gün, 3 gece misafir olmuş. yunus bu günleri, Allah’tan af dileyerek, şükranlarını sunarak, bol bol dua ederek geçirmiş. Balık yüzmüş, yüzmüş, sonunda yunus’un toprağa basabileceği bir yerlere varmış. allah balığa Yunus’u kusmasını buyurmuş. Sonra da önceki emrini yinelemiş: Ninoveh’e gideceksin ve milletine, kötü yoldan dönmezlerse hepsini ortadan kaldıracağımı söyleyeceksin.

Başına gelen bu kadar işten sonra Yunus karşı gelecek değil ya Allah’a, yola çıkmış, Ninoveh’e varmış ve de mesajını vermiş: 40 gününüz kaldı. Ondan sonra Allah-ü Teala üzerinize akla hayale gelmemiş azaplar gönderecek. Yeryüzünden silineceksiniz. Ninovehliler Yunus’un söylediklerini dikkate almışlar, kral da dahil hepsi kıyafetlerini çıkarıp basit şeylere bürünmüşler, küllerin içine oturup oruç tutmaya, dua etmeye başlamışlar. Allah duaları kabul etmiş, halkı da affetmiş ve Ninoveh’i yerler bir etmemiş.

Yunus bunu görünce içine mutsuzluk ve hatta kızgınlık çökmüş. Ama, demiş, zaten böyle olacağı belliydi! Herkesi affeden Allah, bu insanları da affetti. Niye ben buraya gelmeyip kaçınca beni affetmedi? Bunları düşüne düşüne, kentin dışında bir yerlere basit birşeylerle korunak yapmış ve oturup Allah’ın kenti yerle bir etmesini beklemeye başlamış.

 

Allah, Yunus’un barınağının önünde bir bitki yeşertmiş ki gölge yapsın. Sonra da bir solucan yollamış ki ağacı yiyip bitirsin. Kızgın güneşin altında, bitkinin kuruyup gitmesine ağlayan ve derisi cehennem ateşinde kavrulur gibi yanan Yunus ellerini göğe açıp yalvarmış: Allahım, artık dayanamıyorum. Al canımı da kurtulayım!

Allah Yunus’a sormuş: Hala bana kızgın mısın?

Son nefesime kadar!

Sen ki demiş Allah, büyümesinde hiçbir emeğin olmayan şu bitkinin ölmesine ağladın, doğruyu yanlıştan bir öküz kadar bile ayırt edemeyen binlerce kuluma ben acımayayım mı?

Yunus, denizdeki memeli hayvanı hatırlatıyor ama aslında güvercin demektir.

Ben inançsız bir insanım. Ama bu hikayeleri çok derin bilgili insanların hayatla ilgili çok derin dersleri yeni nesillere ulaştırmak için, yazdıklarına, içlerinin değerlerle dolu olduğuna inanırım. Eğer ki inançlı bir insan olaydım, canlı canlı mezara girmiş insanların acısından mutlu olacak, dersini insanlığa böyle verecek bir yaratanla işim olmasın isterdim. Hele eğer o yaratan,iki dakika önce içinden ılık kan akan, kendine göre sevinçleri, endişeleri olan insancağızların boyunlarını ilahi adalet uğruna taş altında bıraktıysa, bir de üstüne düşman kesilirdim.

Oysa balinanın midesinden bakan bir çift göz vardı bu dünyada, pır diye uçup gitti diye düşünen bir inançlı kimse olmak da mümkün tabii. Belki bu çocuk Yunus da bir çeşit peygamberdir, üzerleri kabuk bağlamış, buz tutmuş kalpleri eritip, iyiliğe yöneltmek için yollanmıştır.

Ben, inançsız, kızgınlığımla başbaşayım. Bu kadar kötülük, acımasızlık nasıl olur da başı boş dolanır ortada? Nerede adalet? Nerede doğru yolu gösterecek ışık?

Dünya da bana cevap verir: Onlar da Allah’ın bu cümlelerini hatırlasınlar: Sen ki, büyümesinde hiçbir emeğin olmayan şu bitkinin ölmesine ağladın, doğruyu yanlıştan bir öküz kadar bile ayırt edemeyen milyonlarca kuluma ben acımayayım mı?

 

 


1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


two × 5 =