Azınlık

Sevgili Zerrin peçeteyle yazı isteği yollamış; üstelik de çok iştah açıcı bir konu (bekaret kemeri) ama belden aşağıya bir iki dörtlük es vereyim, sonra mutlaka döneceğim.

Ben, ki kendimi açık görüşlü bir aileden sayarım, Brian’la birlikte olunca, babam Brian’ın Yahudi olduğunu özellikle söylememden rahatsız oluyor, karısı şişşştliyordu. Yani o kadarını söylemek şart mıydı? amerikalı işte, gerisini karıştırma. Annem ise tam tersi bir yol tutup, sanki mor benekli bir eşekle evlenmişim gibi, gözleri muzur parlayarak anlatıyordu nasıl da Yahudi bir damadı olduğunu. Tabii aslında ben, bence bir Yahudi’yle evlenmedim. Kendim gibi bir ateistle evlendim. Annemin mor benekli eşekten bir kızı var.

Aynı şeyin Amerika’da, benim başıma geldiğini hayal ediniz. Kocamın ailesinin bir tarafı Türk kıza tamam da, Müslüman gelin konusunun açılmasından rahatsız. Öbür kısım da, bak benim oğlan ne antika, Müslüman gelin getirdi diye sirk gösterisi yapıyor. Ne dersiniz?

Bunlar konu olalı neredeyse 14 sene olacak. Artık morlar, eşekler, çizgililer, puantiyeler, hepimiz hepimize alıştık. Zaten meğer herkes ate-sizmiş. Sorun yok.

Bayağı uzun zaman oldu, yaşadığım ve doğduğum ülkelerin liderleriyle gururlanmayalı; televizyonda, gazetede suratını görünce içim bulanmayalı. Konu aynı fikirde olup olmamak değil, dünya görüşüne tahammül edememek. Aynı fikirde olmadığım ancak ilkeli ve demokratik bir liderin ülkeyi illa kaosa sürüklemeyebileceğini bilecek kadar olgun olduğumu düşünüyorum. Herhalde iç bulantılarımın sebebi bu liderlerin böyle olmadıkları inancı.

Obama ile benim için de yeni bir sayfa açıldı. Entellektüel açıdan ileri, öğrenmeye, karşı fikirleri anlamaya açık, öğrenmeye meraklı bir adamın lider olma ihtimali çok büyük.

Canım, lider, mider ne farkeder? Farkediyor. Sadece günlük politikalar açısından değil, ülkenin halkının psikolojisi, konuşulan konular, gündem, değerler açısından liderin kişiliği çok önemli. Bir çocuğun televizyonda izlediği liderinin tavırları, seçtiği kelimeler bile, o liderin hükümranlığının, koltukta kaldığı dönemden çok ötelere uzanmasına sebeptir.

Amerika’da Tanrı’nın gösterdiği yolda, hiçbir bilgi gözönüne alınmadan, içe doğan hislerle yönetim için karşı ve yandaş bir medyanın tartıştığı konuları düşünün, bir de bilime ve bilgiye dayanarak, toleransa ve dinlemeye önem verilerek yönetilen bir ülkenin medyasının, yine karşı veya yandaş, tartışma tarzının almak zorunda kaldığı formu düşünün.

Obama’nın yaptığı konuşmaların Türkçe’ye tercüme edilmesi ve Türk politikacılar tarafından dikkatle okunup feyz alınacak belgeler olarak çalışılmalarını isterdim. Bazılarını gözlerim yaşararak, ensemdeki bütün tüyler havaya kalkmış halde izliyorum. Konuşma konuşma değil, boş laf ama insanları arkasından sürükleyen laf. Hitler de konuşma yaptı, Kennedy de. Atatürk de yaptı, elinde yağlı urganlar tutanlar da. Konuşmadır deyip geçmemek lazım. İlham verir, cesaret verir, ayağa kaldırır, hırslandırır…

Obama, bu ülkede azınlıktır. Sadece zenci değil, üstelik annesi beyaz, üstelik babası Amerikalı bile değil. Hindistan’ın çoğunluğu Hindu ama başbakanı Şih, iktidardaki parti başkanı beyaz bir Hristiyan. Geçen seneye kadar cumhurbaşkanı Müslüman idi. Yüzde doksanbeşi zenci Jamaika’nın 10 sene beyaz başkanı olmuş. Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin annesinin ailesi Selanik göçmeni Yahudi. Babası Macar. Sarkozy, çocukken kendisini hep “yabancı” hissettiğini söyler.

Obama’yı Müslüman ve Arap sanıp da oy vermeyecek olan, annesinin Ateist olmasından rahatsızlık çeken, zenciden başkan olursa, Amerika’daki bütün zencilerin, tarihte gördükleri zulüm yüzünden ayaklanıp beyazları öldüreceğinin kabusunu gören, en azından işlerin artık beyazlar yerine zencilere verileceğini düşünen, Obama’nın kelime haznesi 100’den fazla diye kendisini elitlikle “suçlayan” birkaçyüzbin avuç beyaz, tütün çiğneyen, ondört yaşında 3. çocuğuna hamile kalıp, 11 Eylül atağını Saddam’ın yaptığını sanan zavallı magandalar grubu var. Ancak yine de sonuçta, bir zenci, bir azınlık, başkan olacak gibi görünüyor.

Amerika güçlü ama en ileri düzeyde medeni ülkelerden sayılamaz. Yukarıda azınlıktan lider seçen üç ülke saydım. Biri medeni, diğeri tırmanışta ve üçüncüsü henüz üçüncü dünya listesinde. Liderini dinsel veya ırksal azınlıktan seçen, benzer başka ülkeler de var. Konunun nereye doğru küçüle küçüle yol aldığını tahmin ediyorsunuzdur. Yaşadığım ülkede bir değişim var. Neredeyse bir reform. Büyük umutlar. Belki de bizim neslin becereceği en doğru iş. Doğduğum ülke karanlıkta yalpalıyor. Burada yaşarken farkettim, Amerika’da gündemdeki söylemler aynen Türkiye’ye gidiyordu: Bush’un dinci, inatçı, kendinden başkasını dinlemeyen kafası klonlanmış gibiydi. Acaba Obama’nın etkisi olur mu? Bir azınlık Türkiye’de seçilir mi? (Özal örneği verilmeden) Kürt değil, Alevi de değil ama mesela birbirini Ermeni dölü, Yahudi döneği olarak suçlamaya girişmeden, bir Rum’dan, Ermeni’den, Yahudi’den başbakan olur mu? Yoksa böyle şeyler için çok mu ırkçı benim doğduğum ülke? Hani ne bileyim? Bizi ırkçılığın, sınıf ayrımının olmadığı bir ülkede yaşıyoruz diye yetiştirirler, parmaklarıyla o korkunç ırkçı ülkeleri gösterip ayıplarlardı ben küçükken. Sanırım bu masallar ancak Türk, Sunni toplumlarda anlatılırdı. Ortalık karışınca da, kökünü başka feci ülkelerde arar, birbirimize bir zamanlar bir Ermeni arkadaşımızın, bir Yahudi ayakkabı tamircimizin olduğunu anlatır, içlerimizi. Hem, Alevilik filan bilinmezdi ki biz küçükken! Öyle şeyler sorulmazdı. Oysa bilmemek de, sormamak da, görmezden gelmeye çalışmak bir insanın kimliğini yok saymak ve ırkçılığın bir şekli değil mi?

3 Comments

  1. Obama’nın Ellen’ın programında dans ederkenki görüntülerine hayran kaldım. O ne karizmadır, ne esneklik, ne içtenlik, nasıl bir etrafına ışık saçmaktır öyle ya! Bir politikacıdan ziyade insan da olduğunu her an hatırlatıyor karşısındakine Obama. Sadece bir siyasi figür,bir haber fotoğrafı değil de insan olduğunu görebiliyorsunuz.

    Böyle bir tablo bizim için çok uzak. Lezbiyen bir talkshowcu ve tvde onun programına çıkıp gayet samimi bir şekilde dans eden karizmatik -ve üstelik de azınlık- bir başbakan – ya da cumhurbaşkanı, Türkiye’de görmek imkansız… Belki Okan Bayülgen filan başbakan olursa.. 🙂

    Bizim görüp görebileceğimiz en sıradışı hareket “Tak bakalım teybe bi kaset Semra” ve şortla asker selamlama hamlesi oldu. Onun da samimiyeti sorgulanabilir…

    Bizim siyasetçilerimizde biraz kendine güvenmeme, kompleks, şişkin egolar var, burası kesin. tayyip erdoğan bunu en açık gördüğümüz başbakanlardan. erdoğan’ın saldırgan, istediği lafı düşünmeden sarfeden tavrı sadece gayrıciddilik, laubalilik, karizmayla-kendine güvenle alakası yok.

    Düşünüyorum, Obama’da gördüğüm o insaniyete ve ışığa sahip tek Türk siyasetçi, yine Atatürk galiba… ondan sonra bir arpa boyu yol alamamışız… Bi de belki Ecevit’i sayabilirim, kıyısından köşesinden… Ama Atatürk hayatta olsa eminim Ellen’ın ya da bi Türk talkshowcunun programına çıkar gayet kıvrak figürlerle herkesi kendine hayran bırakırdı!

  2. Elif yazdıklarına aynen katılmama rağmen işin
    ekonomik boyutu tamamen bitmiş.Türk entellektüeli ABD için ”KarlMarks”a dönüş
    diye espiri yapıyor.Devletin liberal ekonomiye karışması görülmüş şey değil.Arık
    Kapiatalizm çöküyor.Sen boşver demokratları-
    Cumhuriyecileri…tek çıkış sosyalst model!!

    Krizin her bir Amerikalıya faturası şu an için 17 bin dolara yükseldi. ILO Direktörü Juan Samavia, krizin 20 milyon kişiyi işinden edeceğini söylüyor ve ekliyor: “ülkeler, devletler sosyal krizleri önlemek için bir koordinasyon kurmalı.”
    Siyasi olarak meşhur “Bush Doktrin” tamamen çöktü! Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi tamamen çöktü. “Önleyici savaş” doktrini yerini “düzenleyici savaş” doktrinine terk ediyor. Tek kutuplu siyasi düzen arayışı çöktü. Tek kutuplu ekonomik sistem hızla çöküyor. Anglo-Amerikan emperyal rüyası kabusa döndü.
    Müthiş bir kibir ve açgözlülükle yerkürenin bütün zenginliklerini talan edenler, milletleri aşağılayanlar, ezenler, kendilerini yeryüzü tanrısı gibi görenlerin çaresizliğini izliyoruz. “Amerika sonrası dünya” hazırlıkları yapılıyor artık.
    Şimdiye kadar 2.7 trilyon dolar hazine bonosu satan ülkenin hisseleri kağıt parçasına dönüyor. “Güçlü dolar” kampanyasıyla bütün ülkelerde dolar çılgınlığı yaşatan ülkenin 2009’da yüksek enflasyonla hatta hiper enflasyonla boğuşacağı öngörülüyor. Borçları kontrolden çıkmış şekilde şişiyor. Bir haftada 2 trilyon dolar ABD piyasasından kaçtığı söyleniyor. ABD ekonomisi için adeta veyaset denetimi isteniyor.
    Ekonominin hızla çöküyor oluşunun önlem almayı imkansız hale getirdiği konuşuluyor. ABD dolarının artık kontrol edilebilir kur olmayacağı vurgulanıyor. Ekonominin her geçen gün daha derine battığı, dünyanın dolarla dolu olduğu, kimsenin bu para ile ne yapacağını bilmediği, bu gidişle büyük bir patlama yaşanabileceği belirtiliyor.
    Bunlardan en önemlisi; ABD ekonomisi için uluslararası kayyum mekanizmasının kurulması gerektiğine ancak bu formülün krizin küresel etkilerini geçici de olsa durdurabileceğine dikkat çekiliyor.
    Yukarıdaki cümlelerin her biri son derece önemle. Her biri uzun uzun tartışılacak konular. Her biri bütün dünyayı ilgilendiriyor. Ama bugünkü konumuzda üç maddeyi özellikle öne çıkarıyorum:
    1- Ekonomide milli değer sistemine dönülüyor. Stratejik yatırımların el değiştirmesi önlenecek ve bu “ulusal güvenlik” konusu olacak. Bu kuruluşların ayakta kalması için devletler seferber olacak. Bugünkü ekonomik anlayışın tersine dönmesi anlamına gelen bir şey bu.
    2- ABD için 2009’da hiper enflasyon beklentisi var. Büyük bir çöküşten söz ediliyor.
    3- ABD ekonomisinin yönetilmesi, dünyaya daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmesi için “uluslararası kayyum mekanizması kurulması” isteniyor.
    “Uluslararası kayyum mekanizması…” Amerika için utanç verici bir sonuç! “Dünyayı yönetenlerin kendilerini bile yönetemediği” böylece ilan edilmiş oluyor!
    dostlukla,kardelen

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


3 + nineteen =