Ayisigigi

pannn

Hani bütün dünyanın amatör ruhlu piyano-istlerinin tuşların başına geçip iki saat aaaa Beytofın yapmış, ben de yaparım diye tıngırdattığı tın tın tın, tın tın tın giden Ay Işığı Sonatı var ya. Beethoven’i öbür dünyada görürsem iki elim yakasında. Bu kadar muhteşem bestelerin ortasında şu tın tın tın beni öldürüyor, hem de bütün amatörlerin piyano başına geçip  tın tın tın yapmasını cesaretlendirdiği için de daha da bir suçlu. Neyse, aslında Beethoven’in o sonatı ay ışığıyla filan bestelediği yok. İsmini adam öldükten sonra bir müzik eleştirmeni şair adamın  müziği Lucerne Gölü’nün üzerinde pırpırlayan ay ışığına benzetmesiyle almış.

Aslında sonatın adı: Quasi una Fantasia. Bir Fantazi Gibi. Beethoven, 17 yaşındaki kontes öğrencisine aşık olmuş da yazmış. Evlenme teklifini kız kabul etmiş de, aile izin vermemiş. Tipik Kızımı Çalgıcıya Vermem Sendromu.

O tın tın tın bölümü tamamen pedalla çalınsın diye not düşmüş ama bugünün piyanoları o zamanın piyanolarından farklı. Pedal sesleri o zamanki pedallardan daha fazla uzatıyor ve ortaya bütün seslerin birbirine girdiği bir kakafoni çıkıyor. O yüzden bugün az pedallıyorlar. Notalar birbirine bağlanacak kadar ama birbirine geçmeyecek kadar.

Bie de Pathetique denilen bir piyano sonatı var ki, onu yayıncısı isimlendirmiş. Beethoven da beğenmiş zahir. Bir de Tchaikovski’nin Pathetique Senfonisi vardır, ölümünden bir hafta önce bitirdiği, onu kardeşi isimlendirmişti galiba. Acıklı veya duygulu filan anlamında bir Rusça başlığı varmış da, konser programında Pathetique daha hoş durur diye… Tchaikovski bu başlığı beğenmiş mi, bilemiyorum. Pek bir şey beğenmeyen biri olarak, herhalde beğenmemiştir diye tahmin edeceğim.

Ya, aslında bunların numaralarını bilmek varken, numara hatırlamak isim hatırlamaktan daha mı kolay diye isim tutuluyor acaba ama benim numaraya tercih edeceğim tek başlık herhalde: Bir Faun’un (Roma mitolojisinde Pan tipli cinler) Akşamüstüne Prelüd. Debussy. Mallarmé’nin Prélude à l’après-midi d’un faune şiirinden esinlenerek. Pan’a ve Baküs kültüne olan ilgimden midir, müziğin nefasetinden mi? İkisinden birden midir? Bir de bana konservatuvarda bir akşam üstünü hatırlatıyor. Müzik Tarihi dersi miydi, neydi. Yağmur yağıyordu. Kütüphanede hoca bunu dinletiyordu. Kitaplar ve küf kokusu. Koyu kahverengi mobilyalar. O an bitmesin istedim. Büyüyünce hasretle anacağım bir anı yaşıyorum şimdi demiştim kendime.

Filan, filan. Lafım lafımı açıyor. Bu yazı bitmez!

7 Comments

  1. elifcim, alakasız olacak ama binali yıldırım’ın vecizelerini içeren bir önceki yazını okuyamıyorum. Daha doğrusu açamıyorum 🙂 Benim bilgisayarda mı bir sıkıntı var? Bir el atıversen?

    marruu

  2. Miso, nedense o yaziyi acamayanlar var. Derdi nedir, anlamadim. Ama ekraninda hicbir tuhaflik olmadan, guzel guzel okuyup, hatta yorum birakanlar da var. Bir de, o yaziyi okuyamayanlardan bazilari, blogdaki linklere de giremiyorlar. Cok bilinmeyenli bir denklem karsisindayim!

    Arkadaslar, baska birseyleri goremeyen, okuyamayan var ise, lutfen haber verin. Ne yapabilecegimi bilmiyorum ama hic olmazsa haberim olsun!

  3. Internet Explorer ile Mozilla Firefox farkindan sanirim O yazinin okunamamasi, niyeyse… Inci postu bende bir paragraf gorunuyor belki de asli oyle ama yorumlar Mozilla’da aciliyor, Explorer’da acilmiyor, en azindan benim bilgisayardaki durum bu, belki giremeyenler de Explorer kullanicilaridir, bir de Mozilla’yi deneyin isterseniz…

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


eleven + six =