Ayıkla Pirincin Yılanını

Afganlar, ne yapsınlar, haklı olarak oradaki Amerikan askeri güçlerinin tıbbi imkanlarından yararlanmak için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlarmış. Ateş, tansiyon, kırık çıkık. Diş ağrısı. Kalp krizi. Elinde imkan var fakat yetki yok, ama insani yardım denen birşey, etik, ahlak, vesaire. Askeri tıp, kapısında derman arayanı evine mi gönderecek? NATO kurallarına göre, savaş yüzünden yaralanan bütün siviller, orada bulunan güçlerin acil yardımından istifade etmek hakkında. Bir üçüncü dünya ülkesinde,çoğu yerde değil doktor, temiz su yok,  ya gerisi?

Savaş yüzünden yaralanmamış ancak tıbbi yardıma ihtiyacı olan bütün sivilleri Amerikan güçleri hastahanelerinde tedavi etmenin bir yolunu buluyormuş. Ama farzedelim hastanın durumu acil, helikopterle taşınması lazım. Her istenince helikopter çağırılacak değil. İzin çıkartmak lazım. Bölgeye indirmek tehlikeli olabilir. Yaralı askerler için gerekebilir. Zaten alan geniş, güçler dağınık.

Bir 5 yaşında oğlan pirinç çuvalını açmış da, zehirli yılan çenesinden sokuvermiş. Çıngıraklı. Çocuk gitmek üzere. Babası sırtlamış çocuğu, en yakın Amerikan birliğine. Acil helikopter izni istenmiş. İzin istendiğini bilgisayarda gören pilot, nasılsa verilir diye yola çıokmış ama izin verilmemiş de, 15 dakika uçup geri dönmüş.

Birkaç saat sonra bilgisayarda helikopter izni isteyen çağrı yine belirmiş. Belli ki adamcağız almış oğlunu da, başka bir birliğe taşımış. Çocuk gitti gidiyor. Şişmiş, nefes alamıyor. Kendinde değil. Pilotlar heyecan içinde, ekrana bakıyorlar: izin çıkacak mı? İzni yazan asker bir de not eklemiş arkasından: “İzni vermeyecek olan yetkili, bu çocuğun helikopterle doğru dürüst bir hastahaneye götürülmezse bugün öleceğini biliyor mu?”

İzin çıkmış. 10 dakika, 20 dakika uçmuşlar. Başka görev için geri çağırılmadan. Sonra çocuğu toparlamışlar babasıyla. Önce ufak bir dispanser. Yok, imkanları yetmiyor, daha büyüğü. Daha iyisinde de gece kötüleşmiş iyice, Kandahar’a götürmüşler bir ümit. Sonunda bir mesaj belirmiş birliklerin bilgisayarlarında.Yatağında oturmuş, portakal suyu içiyormuş ufaklık.

Şimdi Kızıl Haç’la bir kapışma var. Afganistan’da Taliban’a tıbbi yardımda bulunuyorlar. Sağ parti sinir oluyor. Yardımda bulunmasınlar mı? Yukarıdaki oğlanın hikayesi mutlu ama basit bir etik hikaye. Kızıl Ay gidip PKK teröristlerini tedavi etse dağda, etmesin mi? Yaralı düşman getirilince bir doktorun önüne, gebersin diyebilir mi, bütün antlarını çiğneyip? Ya Hitler’i getirselerdi önüne? Henüxz sadece birkaç yüzbin kişiyi öldürmüşken? Kötü, ama çok kötü bildiğiniz bir teröristin bir evde olduğunu tesbit etseniz, çocuğuyla, çoluğuyla. Etrafında korumalar, ha kayboldu dağlarda, vadilerde, ha kaybolacak. Tepeden bırakır mısınız bombayı? Çoluğu ve çocuğuna? Bir dolapta saklanıyor olsanız on kişi ve kucağınızda bebeğiniz. Bebek başlasa ağlamaya. Susturmak ve herkesi kurtarmak için boğar mısınız küçüğü oracıkta? Yoksa kıyamaz ve şansa bırakır mısınız işi? Hepinizin yakalanıp oracıkta kurşuna dizilmesi şansına?  Buyrunuz, ayıklayınız pirincin kırk başlı yılanını.

Neyse efendim. Şuraya tıklayınız, benim oğlanın tırıs gidişini seyrediniz. Buralarda da var yılan. Hem de çıngıraklı. Çöl hayvanları var burada. Akrep, karadul örümceği. Eve gelmiyor hiçbiri. Ama geçen bahar garajın gölgeli önü karadul dolmuştu. Elime aldım elektrikli süpürgeyi, Rambo gibi saldırdım üstlerine, Çoluk ve çocuklarına.

4 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


4 × three =