Anne blogu

Hadi bu sefer anne yazısı olsun.

Anatol’un ilk lafı, ilk adımı filan, zamanlarını yazmıyorum bir yere. Brian, aklımızda kalmayacak, unutacağız diyor. Doğru, unutacağız. Çocukların bu tip şeylerinin abideleştirilmesinden pek hoşlanmıyorum ben. Neden derseniz, çoğu annenin o hatıraları çocuklarının sevimlilik zamanlarından kalma. Çocuk kaç yaşına gelmiş, koca insan olmuş, evde hala çocukluk fotoğrafları durur. Çünkü hatırlanmak istenen o zamanlar. Çocuğun dönüştüğü insan değil. Belki hayal kırıklıkları var orada, kavgalar, dövüşler, söylenen sözler.

Unutayım geçmişi, yeniden yeniden oluşsun Anatol gözümün önünde. İdealize edilmiş geçmişine bir özlem duymak istemiyorum. Daha ufakkenki fotoğraflarına bakmak bile enteresan gelmiyor. Şimdiki haline bakmakla meşgulüm. Gelecekle ilgili de merakım yok. Büyüyünce nasıl görünecekmiş? Hiç aklımda değil. Nasıl olsa büyüyecek ve öyle görünecek. Şimdiki hali bana şimdi lazım.

Belki ilgisini çeken olur: Anatol devlet okuluna gidiyor. Türkiye’deki hazırlık sınıfına denk düşüyor herhalde. Kindergarten dedikleri- anaokulu. Ama geçen sene okul öncesi denen bir sınıfa gidiyordu. O özeldi, çünkü seçmeli birşey. Şimdi 5 buçuk yaşında. Sınıf yaşlarını Eylül’den Eylül’e hesaplıyorlar. Ağustos doğumlu olduğu için sınıfın en küçüğü. Eğer ufak tefek olsaydı, bir sene bekletmeyi düşünecektim. Ama değil. Brian öyle olduğu için sınıf arkadaşlarından çok çekmiş.

Anatol’un okuması ve yazması 4. sınıf düzeyinde. Matematiği 2. sınıf başı gibi. Sınıf 22 kişi. Bunlardan 6 çocuğun okuma, yazması 2. sınıf ve 3. sınıf düzeyinde. İngilizce okunduğu gibi yazılmadığı için, sözlüğü böyle sınıflara bölüyorlar. Düzey o demek. Yoksa Türkçe’yi çok rahat okuyor. Yazması biraz daha zor, çünkü Türk alfabesini okurken tahmini biliyor ama yazmak başka şey. Ş yerine sh yazmak istiyor mesela. İngiliz yazım kurallarına uygulamak içgüdüsünde. İngilizce’nin yazım kuralları çok kuralsız olduğundan, çocuklar da düz mantık ile çalıştıklarından, dili en mantıklı ama yanlış yazmaya çalışmalarını seyretmek ilginç.

Sınıfında yaklaşık 12 çocuk hala üç, dört harflik kelimeleri okuyamıyorlar. Ama okulun kapanmasına daha var. O zamana kadar halledeceklerini tahmin ediyorum.

Sınıfta iki Ermeni çocuk var. Bir film senaryosu yazarı çocuğu. Bir itfaiyeci çocuğu. Bir astronomi bilimadamı çocuğu. Bir Brezilyalı çocuğu. İtfaiyecinin karısı ve Brian tek Yahudi kişiler. Birkaç Güney Amerikalı. Anatol’un en sevgili arkadaşı bir Çinli çocuk.  Diğerleri geleneksel beyaz: İrlandalı, vesaire. Yani bildiğimiz Amerikalı.

Her sabah günlük yazıyorlar. Beş cümle. Ve resim. Becerilerine göre. Anatol’un günlük yazısı hep öğretmenini yiyen dinazorlar, ısıran dev tavuklar. Günlükte kadın hep ya bir canavar, ya bir robot, ya bir vampir tarafından kovalanıyor.  Kafası kopmuş, kolları kopmuş, Bir keresinde dev bir A harfi tarafından yutulmuştu.

Hergün oğlanı almaya gittiğimde, öğretmen kahkahadan ikiye bükülmüş, bugün Anatol beni nelere yedirdi, biliyor musunuz diye anlatıyor.

Bu günlükler her ay bize veriliyor. Bunları saklayacağım.

Okuma yapıyorlar, yazma yapıyorlar, biraz toplama, çıkartma. Bolca tarih. Lincoln, Martin Luther King Jr. Kölelik ve zenci ayrımcılığı karşıtlığının kahramanları. Bayrak öğrendiler. Harita çizmeyi. Doğa bilimleri en gözde. Ya ipek böceği üretiyorlar, ya kelebek çıkarıyorlar, ya fasulye yeşillendiriyorlar. Günde iki kere teneffüsleri var. Okul sabah 7:45’ten 2:15’e kadar. Gelinmediği gün için ebeveynden telefonla açıklama isteniyor.

Tuvalete çift çift yollanıyorlar.

Okulun hemşiresi var. Nedeni ne olursa olsun, çocuk kusarsa kendini hemşire odasında buluyor. Derhal eve telefon geliyor. Çocuğunu toplayıp götüresin diye. Ateşin yüksek olması lazım. İshal: ev. Burun akıntısı renkli ve koyuysa: ev. Öksürüğe pek karışılmıyor.

Okulun müdiresi sanat öğretmeni. O yüzden okulda sanata ağırlık hissediliyor. Her ay bir on yılla ilgili gösteri hazırlanıyor. Bizimkiler şimdi 1930’ları işliyorlar. O zamandan şarkılar, teknolojik bilgi. Gösteri yapılacak.

Konser salonu ve yemek salonu çok güzel. Biraz Harry Potter’ı hatırlatıyor bana. Bina eski, manastırdan dönme. İspanyol yapısı.  Arkada, 2. Dünya Savaşı’nda kasabanın Japonları’nın okula hediye ettiği bir minicik gölet var. Minicik Budist tapınağı ve taşlar.

Bahçede toz toprak, yuvarlanıp duruyorlar. Oğlanın pantalonları yırtık yırtık. Hergün ne böcekler bulduğunu anlatıyor Anatol. Okuldan dağlar görünüyor. Ufaklıklarla birinci sınıf ve ötesini aynı bahçeye çıkartmıyorlar. Güç eşitliği olsun diye herhalde.

Düz tişört ve blucin veya keten pantalon zorunluluğu var. Kızların etekleri çok kısa olmayacak. Cuma günleri yeşil tişört giyiyorlar. Doğaya saygı için.

Okulun test sonuçları oldukça yüksek. Iyi bir okul. Özel okul mu, devlet mi diye fenalıklar geçirdim başta. Çünkü Anatol sınıfından çok ileri ve acaba özel okul daha mı çok iter onu diye düşündüm. Ama araştırdım ve öğrendim ki özel okulda da daha fazla birşey öğretmiyorlar.  Fazladan aktiviteler var ama bu işin ehli hocalar değil, sadece sanat hocaları tarafından verilen şeyler. Devlet okulu parasız. Böylece diğer şeylere paramız kalıyor. Keman ve müzik- solfej eğitimi için konservatuvar, bale için bale okulu, Fransızca hocası ve at binicilik dersleri. Eylül’de piyanoya başlayacak. Şimdi günde yarım saat keman çalışıyor. Zamanla iki enstrümanın çalışma zamanları uzayacak. Bir de okul dersleri olacak. O yüzden sınıf atlatmayı düşünmüyorum. Okulda biraz rahat etsin, diğer konularda zorlansın istiyorum.

Devlet okulu olduğu için dini şeyler tamamen yasak. Öyle birşeylerin konusu bile geçmiyor. Ama çocuğun boynunda ufak bir hac işaretine izin veriyorlar. Müslüman nüfus olmadığı için, başı örtük olsa ne olur, bilmiyorum. Sanırım izin verirler.

Okulda hiç durmadan kermes var. Para vergilerden geliyor ama artı para lazım. Bir mahallenin okul vergisi, oranın oturanlarının geliriyle bağlantılı. Eğer millet orta ve yüksek gelirliyse, okul iyi ödenek alıyor. Ama devlet yardımi kesiliyor. O yüzden bizim okul için de ailelerin katılımı ve parası faydalı.

Ben mıyık mıyık işlerden hoşlanmadığım için, kermes filan içimi kıyar diye, bir topluca çek ile o işi hallettim. Gölge etmeyin yeter, buyrun bunu tepe tepe kullanın şeklinde. Yoksa kermes dışında baloları, yemekleri, dansları, kahvaltıları, yarışmaları var oğlu var.

Çocuklar için okul otobüsü var. Ama biz kullanmıyoruz. Okul yürünecek kadar yakın. Ve park sorunu da yok diye. Yemek ücretli. Ama bir öğün 1 Dolar, 50 sent mi ne.  Fakir çocuklara kahvaltı ve öğlen yemeği bedava. Bu mahallede fakir çocuk nereden bulunacak? Okulun kontenjanı var. Etraftan başvuruyorlar. O yıl ne kadar açık varsa, önce fakirler olmak üzere dolduruluyor. Bekleme listesi çarşaf kadar. Çünkü iyi bir devlet okulu bulmak California’da çok ama çok ama çok zor. Devlet okullarında sadece eğitim değil, güvenlik de problem. O yüzden çok şanslıyız.

Eve her ay ödev yolluyorlar. Bir ayda bitip geri veriliyor. Zorunlu değil. Ama Anatol o ödev dosyasını gördü mü, zevkten dört köşe, ilk gün üstüne atlıyor. Bir çeşit eğlenceli etkinlik diye görüyor olmalı.

Sınıfta höt zöt yok. Çocuklar çok sakin ve sessiz. Ama aralarında konuşuyorlar. Sadece öğretmen konuşurken kesif bir sessizlik oluyor. İlk günden birbirlerine saygı, el kaldırıp söz istemek ve birbirlerine asla dokunmamak öğretiliyor. O ufacık veletlerin birbirlerinden oyuncak rica etmeleri, sıra beklemeleri, birbirlerinin hiçbiryerlerine dokunmadan oynamaları görülecek şey.

Bir tane azgın çocukcağız vardı. Yazmıştım. Ben de öğretmene hafif şikayet etmiştim durumu çünkü Anatol çocuktan ürküyordu. Sadece ona hakim olsun diye bir öğretmen belirdi sınıfta. O gün bu gün o oğlanın başında özel bir öğretmen var.

Brian’ı sadece haftasonları görüyoruz. O yüzden Anatol için çok değerli haftasonları. Bütün gün babasıyla oturup satranç oynamak istiyor. Henüz yeni satranca. Ama bir hırs! Kendisine karşı. Yoksa karşı taraf kazanınca çok seviniyor, bir saat tebrik ediyor. Ama kazaninca popo dansi yapiyor. Babasi ogretti.

Bolca müze geziyoruz. Ressam olacakmış. Kalem ve kağıtla tablo, heykel önünde oturuyoruz. Belki bir saat. Büyük bir ciddiyetle gördüğünü çiziyor. Tablonun konusu, sanatçı, resmin dönemi sohbetleri yapıyoruz. Benim için herşeyin tadına vardığım en güzel saatler.

Daha vardır yazacak şey. Şimdi bu kadar geldi aklıma anne blogcu olarak.

17 Comments

  1. Çikolata kızın yanında pek hoş. Keratanın mutlu gözleri aynı zamanda velfecir okuyor.İyi yetiştirildiği her halinden belli. Kolay gelsin. Bahtı da güzel olsun.BB

  2. Normalde anne yazılarını ve bloglarını hatta hiçbirşeyini okuyamam. Sevmiyorum öyle agucuk gugucuk gibi yazıları 🙂 o yüzden de okumuyorum. Ama şimdi bu yazıyı baştan sona sıkılmadan okudum kendi kendime şaşırdım :s

    Galiba sorun anne yazısı değil de bunun yazılış şekli aktarım şekliydi. Ama güzel bir yazıydı. Biraz kitap gibi sanki ama güzel sıkmıyor.

  3. okurken ay ne güzel okul dedim. hani amerika’nın eğitim sistemiyle belki doğru belki yanlış kulaktan dolma ya da filmler dizilerden öğrendiğimiz bir takım bilgilerimiz var. bu ne kadar güzel bir okul. sanki özel okul gibi. çocuk olasım geldi beni tekrar eğitip öğretseler diye:)
    anatol da çok sevimli.

  4. Unutayım geçmişi, yeniden yeniden oluşsun Anatol gözümün önünde. İdealize edilmiş geçmişine bir özlem duymak istemiyorum. Daha ufakkenki fotoğraflarına bakmak bile enteresan gelmiyor. Şimdiki haline bakmakla meşgulüm. Gelecekle ilgili de merakım yok. Büyüyünce nasıl görünecekmiş? Hiç aklımda değil. Nasıl olsa büyüyecek ve öyle görünecek. Şimdiki hali bana şimdi lazım.
    Çok içten ve nacizhane güzeldi.Kutlarım ellerine sağlık,Saygılarımla.

  5. sevgili elif, anneler gününü kutlarım.her gördüğümde annelerin en kızacağı biçimde yanaklarını sıka sıka sevme isteği uyandıran minik bıcırık anatol’u kocaman kocaman öperim.

  6. Oğlunla ilgili ne güzel yazmışsın. Okurken çok imrendim; oradaki devlet okulları ne kadar özelmiş. Keşke Türkiye’de de eğitime bu kadar önem verilse ve çocuklar iyi okullarda okuyabilse! Sen ve oğlun şanslısın!..

  7. Atlamisim ben bu yazini, iyi bir devlet okulu bulmak gercekten cok zor, sansliymissiniz. Ben simdiden kara kara dusunmeye basladim.
    Kac yasinda baslamisti Anatol baleye? Karar veremiyorum ben bir turlu cok mu erken bir takim seylere degil mi diye.

  8. Calanon-

    Ikibucuk yasindaydi Anatol. Biraz eglencelikti o. Daha dogrusu bir grupla oturup kalkmayi ogrensin diye yollamistim. Hepsi ordek gibi dolaniyorlardi. Ogretmen disiplinliydi ama tabii iki yasinda cocuk kadar disiplin. Ucbucuk yasinda gercek baleye basladik ve amma faydasi varmis meger! Hemen uyum sagladi, sakin, cok dikkatli.

    Oglan cocuklari cok daha gec baslatiyorlar ama benim merakim sirf bale degil ki! Vucudunun neresinde ne var ogrensin, disiplinle zevk almayi bilsin… Yoksa simdiye kadar ogrendiklerini 7 yasinda cocuk bes derste ogreniverir. Dedim ya, mesele o degil. :o)

    Kemana baslayali 1 yil olacak. Demek dortbucuk imis. Tam bes yasinda ata basladi. Bilemiyorum ki! Her cocuk farkli. Piyanoya 6 mi, 7 mi diye dusunuyorum. Arkadasim konservatuvarda ogretmen. El yapisini kontrol edip karar verecegiz.

    Ben kemana 6 yasinda basladim. Keman icin 5-6 normaldir.

    Sevgiler!

  9. Elif,
    Cok tesekkur ederim bilgilere.
    Benim de korkum belli bir seye sIkIlmadan, zorlanmadan odaklanabilir mi odaklanamaz mi, tabi yoksa ciddi ciddi bale yapmasini beklemiyorum. Hayatina bir an once muzik girsin, sanatla ilgisi erkenden baslasin istegi daha cok.

  10. çocuğu o yaşta bir takım kollara yönlendirmek ve de cocugun bu “sizin seçtiğiniz zevklere” adapte olmakta zorluk çekmemesi.. bu çocuğun sızın sectıgınız zevkler için uygun olsada .. bakalım çocuğun asıl istediğimidir!!!
    bence cocuk 8-10 yaşına kadar adam gibi çocukluğunu yaşamalıdır..
    demişsiniz.. sınıfta birisi var. ondan biraz ürküyor!!!… ürkmek başka bişi.. halbu ki.. korkması lazım.. kızması lazım.. sevmesi lazım!!
    daha çlocuk yaştan itibaren. aklın mantığın paralelinde gelişim gösteriyor..
    doğru gibi gözüksede.. doğru mu bakalım acaba!!
    valla ben cocugun resmıne baktım.. sacına gözüne falan..bu cocuk aslında tam bir asi.. kişiliğinde ailik barındırıyor..
    bu şu demektir.. ola ki.. yonlendırdıgınız zevklerınızde tam teşekkül devam ederse.. iki sonuç çıkar.. ya üretken yaratıcı bişi.. ya da kaybolan yıllar.. ortası yok yani..

  11. çocuk konusu olunca yazasım geliyor.
    benım oğlano zamanlar 5-6 yaşlarında. okul spor organızasyonu.. futbol sahası. mac mı ne yapacaklar..bööl velilik işleri bana angarya gelir. nasıl olduysa işte. gittim. iyi ki gitmişim.. mıss gıbı anneler. gıymişler bıkınılerını. yanlarında cocukları. hem guneşlenıyorlar. her sanıyenın tadını cıkarıyorlar. guya bence kafamca kesık atıyorum taa ki benım hatun gelene kadar neyse..
    futbolu severım. istiyorum ki oğlan eğer bana çekmişse.. super oynucak. super oynamasa bile. benden olduğuna daır işaretleri bi şekilde göstericek..
    mac başladı..kızlı erkeklı oynuyorlar..
    oğlan sahada..top bı orda bı burda. baktım benımkısı saha dışına çıkıyor. börtü böcek kel alaka bişilerle uğraşıyor.. bana gram çekmemiş.. hafiften bi düş kırıklığı.. harala gürele..bişi biş oldu bunu kaleye geçirdiler..
    bı baktım. kalede kazara buna top değdi..kazara mazara. olsun varsın. it surusune cocuk var orda. bi şekilde topla munasebetı oldu ya. içimdeki umutlar yeşerdi..
    derken. az daha benım oğlan kendı kalesıne gol atacaktı.. sakarlıgı tuttu.. yıne kendısıne çarptı falan. oyunla gram alakası yok..
    moralım bozuldu vay a.q dedim.. bu anasına çekmiş. mac bitti… ki ben bu sırada bir başka cocukla top oynuyorum (içimden de keşke bu benım cocugum olsa dıyorum:)))
    oynarken o sırada. top kactı benım kızımın önüne geldi.. daha yenı yenı yuruyor. kıcında kocaman bez..koşarken ha düştü ha düşecek diyorsun.. lem kızım topa bı vurdu. vay anasına.. vallada guzel vurdu bılla da şahane vurdu.. ahha.. demek ki neymiş.. oğlan anasına kız da bana çekmiş…:))

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


1 × five =