web analytics

Al birini…

ashura

Antik Yunan’da Delphi diye bir yer vardı. Tapınağıyla ünlü bir bölge. Tapınağın kalıntıları hala duruyor.

Orada rahibeler seans yapar, bir çeşit histeri krizine girer ve gelecekten haber verirlermiş. Bugün, tapınağın altındaki kırık faydan, rahibelerin halüsinasyon görmelerine sebep olan, kafa buldurucu bir gaz çıktığı tahmin ediliyor.

Ben, bütün Orta Doğu’nun altında bolca kafa buldurucu gaz çıkartan bir kırık fay olduğu kanaatindeyim. Yoksa bu kadar abuk sabuk, insan-karşıtı din aynı noktadan ot gibi fışkırmazdı. Belki fay bulunursa, insanlara da ilaç mı verilecek, şehirler mi taşınacak, her neyse, bu hastalığın bir çaresi bulunur. Tabii biraz geç. Salgın tüm dünyaya yayılmış durumda. Üstelik yeni bir dine de elverişli ortam yok. Yani o fayı bulsam içine sıçacağım ama bir fayda etmeyecek.

Biliniyor ki Muhammed’in çevresi Yahudi doluymuş. Müslümanlık dininin Hristiyanlık’tan çok, Yahudilik dinine benzemesi bundan. Yapmaya çalıştığı neydi, bilemiyorum. Yahudilik’ten gelenek yürütüp kendini peygamber soyuna mı katmak istedi, yoksa yeni din Yahudiler’inkine benzesin de, onlar da korkmadan katılsınlar mı istedi?

Şimdi şu aşureyi ben çocukken hiç sevmezdim. İğrenç, tatlı çorba gibi birşey. Bugün çok iyi olursa yerim. Tadı hala pek uygun değil bana. Ama arkasındaki hikayeler hoş. Brian çok sever. Ama ancak babamın karısının annesi pişirmişse.

Aşure, Arapça 10 demek. Muharrem’in onu. Yahudiler’in Yom Kippur dedikleri, günahlarından arınmak için bir günlük oruç tutup, hatta yasa girdikleri günle aynı.  Aynen çam ağacıyla başa çıkamayan Hristiyan din adamları gibi, Muhammed de oturmuş bir günle başa çıkamayınca günün şeklini biraz eğip bükmüş. Ama bugünkü haline geleceğini bahse girerim tahmin edememiştir!

Aşure günü, bir günlük oruç tutmak sünnet. Muhammed, Ramazan’da oruçtan sonra en değerli orucun bugün tutulduğunu söylemiş. Ancak kendisi, ayın hem 9, hem 10′unda oruç tutarmış. (Bazı dindar insanlar, bunun örnek alınmasını ve iki gün oruç tutulmasını tembihliyorlar. Ama ben din hakkında fikir beyan eden biri olsam, haşa derdim! sen kendini Muhammed mi sanıyorsun da, onunla Cennet’e gitme aşığı atıyorsun? Bir günlük orucunla idare etmeyi bil, seni arsız seni!) Muharrem’in 10′unda Yahudiler’in oruç tuttuğunu Medine’de görmüş de, firavundan Musa ve çocuklarını koruyan Allah, bizi de bu oruçla korur gibisinden birşey söylemiş. (Bütün bunları ve kaynaklarını internetten kolayca bulabilirsiniz. Benim anladığım kadarıyla olayı Ibni Abbas, İbni Al-Arat’a anlatmış. Ama ibnileri karıştırıyor olabilirim. Kusuruma bakmayın.)

O zamanlar millet hayatın önlerine koyduğu zorluklar karşısında birbirine anti-depresan tavsiye edecek değil ya, işler böyle yürüyordu doğal olarak. Ayrıca fay konusunu da unutmayınız.

Muharrem’in 10′unda İbrahim ateşe atılmış da yanmamış.

Adem’i cennetten attıran günahı affedilmiş. (Havva’ya ne oldu, bilmiyorum. Herhalde onunki affedilmedi ki, bahseden yok.)

Nuh’un gemisi batmamış.

Davud affedilmiş. (Evli kadına aşık olmuş, kocasını öldürmüş, Tanrı lanetlemiş, vesaire, vesaire)

Süleyman’ın kraliyeti geri kazanılmış. (Bunun hikayesi uzun.)

Yunus, balığın karnından çıkmış. (Bu da uzun ama çok enteresan. Tavsiye ederim. Pinokyo’daki bir sahneyi hatırlayacaksınız.)

Deniz yarılmış, Musa ve milleti geçmiş de, Firavun geçememiş. (İşte bu noktada Musa Tanrı’ya teşekkür etmek için oruç tutuyor ve Yom Kippur ortaya çıkıyor.)

Dikkatinizi çekerim, bütün bu kişiler Yahudi kahramanlarıdır.

Bu kadar iyi ve hoş olaydan sonra, aşure neden yas günü? Bence sevinçle kutlanmalı. Ama…

Muhammed daha ölüm yatağında can vermeden, tepesinde hükümdarlık kavgası yapan zatların itiş kakışı sonucu, Peygamber’in torunu Hüseyin, Kerbela’da öldürüldü. Kısacası, Muhammed tarafından, Yahudiler’den örnek alınan ve Musa’nın anısına oruç tuttuğu bir gün olan Aşure, katliam sonucu acı bir güne dönüşüyor.

(Muhammed’in, ben daha ölmeden tepemde kim başa geçecek diye kavga ediyorsunuz gibisinden bir cümlesi de var.)

Uzun süre, bugün pek üzerinde durulmadan geçip gidiyor da, 12. yüzyılda Safavi zamanında büyük bir törene dönüşüyor. Kerbela adı altında, özellikle İran’da tüm düşmanlara küfürler ediliyor, zincirlerle sırt dövülüyor, vesaire. (O sırada devletin karşı karşıya geldiği düşmanlarla ilgili, halkın girdiği psikolojik durumdan olabilir deniliyor.)

İranlı din adamları bu gösterişli kendini paralama olayından pek memnun değiller. Defalarca yapılanın din dışı olduğu hakkında fetva verilmiş, hatta kendini paralayanlara ceza bile vermişler bir zamanlar. (Kendini dövene nasıl ceza verilir, bilmiyorum! Deli gömleği mi giydiriyorlardı acaba? Sopa atacak halleri yokya! adam daha zevklenir…)) Sonradan bakmışlar ki engel olamıyorlar, pekçok dinde normalleşen anormallikler gibi, bunu da kendi haline bırakmış din adamları.

Bugün Şiiler (eskiden Sunniler de paralarlarmış kendilerini), ellerinde traş bıçakları, kılıçlar, uçları demir çivili zincirlerle Kerbela’nın hatırına kan döküyorlar.

Yahudiler’de böyle acaiplik yok. (Yanlış anlamayınız, başka acaiplikler bol ama…) Bu da Müslümanlık’tan önce zamanlardan kalma bir adet olsa gerek.

Bütün bunlara bakıp, kafasına bol gelen beyni taşıyamayan insanları seyrederken bir aşure yemek geliyor insanın içinden.

Bu gün, Müslüman olmayan Trinidad- Tobacco’da da olabildiğince şiddetiyle kutlanıyormuş ama sebebini öğrenemedim.

ashuraconfettibig

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

24 Responses to “Al birini…”

  1. Murat
    January 9, 2009 at 3:07 pm #

    Yahu ne salak şeyler yazmışsın. Sadece yazının girişi dikkatimi ve ilgimi çekti. Gerisi içi boş lakırdılar.

    Aslında yazdığın o saçma sapan ve hiç bir dayanağı olmadığı her halinden aşikar olan tezlerine (yazdıklarına demek daha doğru sanırım) bir bir yazmak isterdim ancak vaktimi harcamaya değmez. Zaten alacak kapasite de var mı, o da bilinmez!

    Gerçi kapasite olsa neye yara, boş işlere yorduktan sonra.

    Yahu isteyen istediğini yazsın hiçbir zaman bir şey demişliğim yoktur ancak zekiyim kalıplarına sığınıp da UKALA UKALA ahkam kesmeyin lütfen?

    Neyse canım hadi kal sağlıcakla.

  2. January 9, 2009 at 3:16 pm #

    Yazinin basi ilgi cekmeyecek gibi degil. Hele fotograflar, harikulade! Yok, fotoshop degil, hepsi orijinal. ;o)

    Salaklik bende degil, konu hakkinda yazilmis yuzlerce yazi ve kitapta! Ustelik bilgileri Musluman Arap sitelerden bulmustum! Belki tam benim gibi yazmamislar ama bilgi ayni. Tabii, dinler tarihinin gidisine soyle bir bakan, kendisi de cikarir bu sonuclari ama bilenlerden ogrenmek daha bir armut pis, agzima dus oluyor ki, tembelligime uygun dusuyor. Ben sadece sozculuk yaptim.

  3. Arif
    January 9, 2009 at 5:03 pm #

    Murat, bir bir yazsana lutfen, cok merak ettim. Bence vaktini harcamaya deger. Bu kadarini yazdigina gore ne demek istedigini de yaz ki bir ise yarasin, oyle degil mi?

  4. Emre Dilek
    January 9, 2009 at 8:44 pm #

    Bende merak ettim Murat, yazarsan bizde bu bilgilerden faydalanir ufkumuzu acariz. Yanliz basit ve pedagojik yaz lutfen kapasite konusunda garanti veremiyorum.

  5. gokhan
    January 10, 2009 at 8:48 pm #

    kesinlikle dindar bir insan olmama rağmen elif hanımı nedense kötülüyesim gelmiyor…..çünkü zeki bir bayan olduğu belli…kapasite konusunda sorun çektiğini sanmıyorum….bende araştırdım olaylar doru sadece anlaatım dini biraz alaya aldıı için murat bey coşmuş…..nese herkeze birer aşure tavsiye ediyorum ağzınız tatlansın…..

  6. IMBAT
    January 11, 2009 at 12:34 pm #

    Murat Kardes,

    Haklisin da uslubunla haksiz duruma dusup,bu
    bolucu ve kuduruk homalara fırsat verme bre..
    Alin size siyonist pislik İsrail’in kisa bir
    tarihi sureci -:

    Bazi devletlerin kirli çamasirlari vardir. Ortaya çikmasini istemedikleri, bilinmesinden rahatsizlik duyduklari ve bu nedenle resmi tarihlerinden çikardiklari tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örnegin Vietnam Savasi sirasinda ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karsi uyguladiklari iskence ve katliamlar ki bunlarin sonucunda 1.5 milyon Vietnamli yasamini yitirmistir Amerikalilar tarafindan mümkün oldugunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savas sirasinda ört-bas edilmeye çalisilmistir, savas sonrasinda ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile ayni yol denenmistir. Bu “Rambo” filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam’da yasadiklari zorluklar anlatilir, Amerikali birliklerinin diri diri yaktiklari köylüler degil.
    Yine de Vietnam savasinin içyüzü pek çok insan tarafindan bilinmektedir. Çünkü savas dünyanin gözleri önünde yasanmis bir olaydir ve bu nedenle tam anlamiyla ört-bas edilmesi mümkün olmamistir.
    Ancak baska bazi devletler, kirli çamasirlarini çok daha basarili bir biçimde gizleyebilmislerdir. Bu devletlerin belki de en basarilisi ise, Israil’dir. Siyonizm’in 1930′lu ve 40′li yillardaki tarihi sözkonusu kirli çamasirlarla dolu iken, Yahudi Devleti bu gerçekleri yalnizca gizlemekle kalmamis, dahasi kendi lehinde bir propaganda aracina dönüstürmüstür.
    Öncelikle Israil’in nasil bir imaja sahip olduguna bakalim.
    Israil’in Iki Yüzü
    Israil, onyillardir tüm bir ulusu isgal altinda yasamaya zorlayan dünyadaki yegane devlettir. 1948′de Filistin topraklarinin önemli bir bölümünü isgal etmis ve Filistinlilerin bir kismini kendi yönetimi altinda yasamaya zorlamis, bir kismini sürmüs, hatta bir kismini da “imha” etmistir. 1967′de tüm Filistin topraklari Israil isgali altina girmistir. Ayrica Israil; Misir, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarini isgal etmis, yillarca bu topraklardan çekilmemistir. Israil’in isgal ettigi bölgelerdeki halka karsi uyguladigi devlet terörü ise oldukça ünlüdür. Israil ayrica dünyanin baska bölgelerindeki acilarda da pay sahibidir: Dünyanin dördüncü büyük askeri gücüne sahip olan Yahudi Devleti, Üçüncü Dünya’daki baskici diktatörlere, fasist rejimlere destek olmus, onlara silah satmis, onlarin ordu ve gizli polislerini egitmistir. Pinochet, Idi Amin, Bokassa, Mobutu, Marcos, Noriega gibi eli kanli diktatörlerin tümü, Israil’in yakin birer müttefiki olmuslardir.
    Kisacasi, Israil, oldukça “kirli” bir devlettir. Birlesmis Milletler’de aleyhine en çok karar çikartilan, ama bu kararlarin hemen hiç birini tanimayan Yahudi Devleti, dünyanin dört bir yanindaki pek çok insanin gözünde saldirgan, zorba ve küstah bir çete devletidir.
    Ancak Israil’in bir baska yüzü daha vardir. Daha dogrusu Israil çogu zaman bir baska yüzle insanlarin karsisina çikar. Bu yüz, Israil’in bir “çete devleti” degil, aksine bir “mazlumlar ve magdurlar yuvasi” oldugu imajini verir. Bati’daki pek çok insan da Israil’i bu yüzüyle tanir. Bu görüse göre, Israil, dünyanin dört bir yaninda irkçilarin hedefi olan yahudilerin yegane siginagidir. Bu düsünce, temelde “yahudi soykirimi”na dayanir: Buna göre Israil, Naziler’in Yahudi irkina yönelik korkunç iskence ve katliamindan kurtulan yahudiler tarafindan kurulmus bir siginaktir. Naziler 6 milyon yahudiyi acimasizca öldürmüslerdir. Bu bir daha asla yasanmamalidir. “Bir daha asla” seklinde sloganlasan bu mantik, Israilliler tarafindan son derece ustalikla kullanilmakta ve üstte sözünü ettigimiz tüm “kirli” isler, bu yolla hasir alti edilmektedir.
    Bu yolla Israil’in isgalleri ve devlet terörü mesrulastirilir: “Israil, güvenligini saglamak zorunda, yeni bir soykirim mi yasansin?” mantigi kullanilir. Israil Devleti sürekli olarak soykirim konusunu gündemde tutmakta ve bunu varliginin bir numarali mesruiyet kaynagi olarak göstermektedir. Israil’i ziyaret eden her yabanci devlet adami, ilk olarak mutlaka Yad Vashem adli “Soykirim Müzesi”ne götürülür.
    Tarihin Perde Arkasi
    Israil’in sözünü ettigimiz iki farkli imaji, takdir edilir ki, birbiriyle uyusmasi oldukça zor olan imajlardir. Bir yanda açikça saldirgan, irkçi, isgalci ve baskici bir devlet, öteki yanda “mazlumlarin siginagi” seklinde bir görüntü vardir.
    Iste “Soykirim Yalani” adli kitabi ortaya çikaran arastirmayi yapmamiza neden olan sey de, bu iki zit görüntüdür. Bu iki zit görüntünün ardinda farkli bir gerçek olabilecegini düsündügümüz için bu kitaba konu olan tarihsel bilgileri arastirdik. Ve sonuçta ortaya pek az kimsenin farkinda oldugu bir gerçek çikti.
    Bu gerçek, özetle sudur: Israil devleti, ikili bir karaktere sahip degildir. Yani bir yandan baskici ve saldirgan, bir yandan da “mazlumlarin siginagi” degildir. Aksine, baskici ve saldirgan karakter, Israil devletinin, bu devleti kuran ve yasatan siyasi kültürün yegane özelligidir. Israil’in “mazlumlarin siginagi” olarak bilinmesine neden olan sey de, aslinda bu siyasi kültürün kendi halkina reva gördügü bir takim zulümlerden ibarettir.
    Bu genel yorumu yapmamiza neden olan somut gerçek ise, öncelikle Nazizim ve Siyonizm arasindaki bilinmeyen tarihsel iliskidir. Soykirim Yalani adli kitabimizda bu konuyu ayrintilariyla gözler önüne serdik. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmak için yeterli sayida Yahudiyi Avrupa’dan göç etmeye bir türlü ikna edemeyen Siyonistlerin, II. Dünya Savasi öncesi dönemde Naziler’i ve diger pek çok fasist hareketi destekleyerek zoraki bir göç sagladiklarini ortaya koyduk. Almanya’yi Yahudiler’den arindirarak etnik yönden “saf” hale getirmek isteyen Nazilerle, bu ülkedeki sözkonusu Yahudiler’i Filistin’e götürmek isteyen Siyonistlerin nasil dogal müttefik olduklarini inceledik. Naziler’in Alman Yahudilerine yaptiklari baski ve zulümlerin, Siyonist liderler tarafindan neden sevinçle karsilandigini ve iki tarafin ne gibi isbirlikleri gelistirdiklerini ortaya çikardik.
    Bu tablo açikça göstermektedir ki, Israil, antisemitizm (Yahudi düsmanligi) tehlikesinden kaçan Yahudiler için bir siginak degildir, aksine bu Yahudileri tehdit eden antisemitik hareketler, Siyonizm tarafindan en basindan beri desteklenmistir.
    Bu gerçegin bilinmesinde ise büyük yarar vardir, çünkü bu gerçek, Israil devletinin kendi mesruiyetinin dayanagi olarak gösterdigi en büyük gerekçeyi çürütmektedir. Nitekim bugün Israil’in politikalarina, hatta varligina karsi çikan “anti-Siyonist” Yahudiler de bu tarihsel gerçege isaret etmekte ve Siyonizm’in Yahudiler için bir kurtulus degil, aksine en büyük tehlike oldugunu savunmaktadirlar.
    “Soykirim Yalani” kitabinin verdigi en önemli mesaj, bizce budur. Israil, hem isgal ettigi Arap topraklarinin gerçek sahiplerine, hem de bu topraklara zor yoluyla getirdigi Yahudiler’e baski ve zulüm uygulamis bir devlettir. Israil’in resmi ideolojisi olan Siyonizm, bu nedenle asla ve asla gerçek anlamda baris yanlisi olamaz. Baris ve huzura dayali bir siyasi kültür, her irkçi ve fasist hareket gibi Siyonizm’in de yok olmasina neden olacaktir çünkü.
    Israil’in bir “baris ve demokrasi” ülkesi olarak tanitildigi Türkiye’de, bu gerçeklerin bilinmesi gerekmektedir. “Soykirim Yalani”, iste bu yönde atilmis önemli bir adimdir.
    Soykirim Efsanesi Nasil Dogdu?
    Nazi Almanyasi’ndaki Yahudilerin baski ve iskence politikasina maruz kaldiklari konusu, Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yilindan itibaren Bati’daki yayin organlarinda islenmeye baslamisti. Medyayi bu konuda besleyen en önemli kaynak ise birer sivil toplum örgütü niteligindeki Yahudi kuruluslariydi. Nazilerin Yahudilere karsi toplama kamplarinda sistemli bir “soykirim” yürüttügü yönündeki iddialar ise, 1942 yilinda yogunluk kazandi. Bu iddialari dile getirenler Dünya Siyonist Örgütü ve onun Batili ülkelerin hemen hepsinde kurulmus olan kollariydi. Örnegin Yahudilerin Nazi toplama kamplarinda “sabun” haline getirildiklerine dair saiyalar, ilk kez Amerika’daki Siyonist hareketin lideri ve Amerikan Yahudi Kongresi’nin (AJC) baskani olan Stephen Wise tarafindan duyuruldu. Wise, 1942 yilinda resmi bir açiklama yaparak, “yahudi cesetlerinin Almanlar tarafindan sabun, yag ve gübreye dönüstürüldügünü” iddia etti. Gaz odalari iddialari da yine ayni dönemde resmi siyonist kuruluslarin temsilcileri tarafindan duyuruldu.
    Bu iddialarin genel medya tarafindan desteklenmesinin ise iki nedeni vardi: Birinci neden, Yahudi sermayeli yayin organlarinin bu konuya gösterdikleri özel ilgiydi. Ikinci ve daha önemli olan neden ise, bu haberlerin Batili ülkelerin savas halinde olduklari Nazi Almanyasi’na karsi kullanabilecek iyi bir karsi-propaganda malzemesi olusuydu. ABD yönetimi bu propagandayi çok gerekli buluyordu; çünkü “kendi çocuklarimizi neden Avrupa’da savasmaya gönderdik” diye düsünen genis halk kitlelerini savasin gerekliligine ikna etmek için, “gaz odalarinda öldürülüp sabun yapilan” masum insanlari kurtarmak kadar iyi bir gerekçe bulunamazdi. Nitekim Almanlar hakkinda buna benzer gerçek disi bazi vahset hikayeleri, I. Dünya Savasi sirasinda da Amerikan kamuoyunu ülkelerinin savasa girmesine ikna etmek için üretilmisti.
    Savas yillarinda bu sekilde üretilen Soykirim söylentileri, Nazi toplama kamplarinin Amerikan, Ingiliz ya da Sovyet birlikleri tarafindan 1945 yili içinde ele geçirilmesiyle birlikte iyice güçlendi. Çünkü müttefik ordulari bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya’daki Belsen’de binlerce yahudi tutuklunun korkunç durumdaki cesetleriyle karsilasmislardi. Bunlarin fotograf ve filmleri dünya medyasinda yayinlandi. Bu cesetler soykirimin açik birer delili sayildilar. Oysa sözkonusu cesetlerin ölüm nedeni Nazilerin her türlü önleme ragmen bir türlü basa çikamadiklari tifüs salgini ve savasin son aylarinda Alman tasima sisteminin çökmesi nedeniyle bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya’daki büyük kamplarda basgösteren açlikti. Buna karsilik, daha Bati’da yer alan kamplardaki Yahudi tutuklularin gayet sihhatli ve psikolojik yönden de rahat bir durumda oldugu gözlenebiliyordu.
    Nürnberg Mahkemesi
    Soykirim efsanesini “adli” bir anlamda tarihsel literatüre geçiren en önemli gelisme ise, 1946 yilinda Nazi savas suçlularini yargilamak için düzenlenen Nuremberg Mahkemesi oldu. Bu mahkemede bazi “tanik”lar kürsüye çikarildilar ve toplama kamplarindaki yahudi tutuklularin gaz odalarinda sistemli bir biçimde ihma edildigini anlattilar. Bu verileri degerlendiren mahkeme, “6 milyon Yahudinin Nazi toplama kamplarinda imha edildigini, bunlarin dört milyonunun özel üretilmis imha araçlariyla katledildigini” kabul etti. Bu mahkemede delil olarak sunulan malzeme ve ifadeler, Soykirim literatürünün hala en büyük dayanagidir.
    Ancak mahkeme gerçekte pek dürüst ve tarafsiz bir ortamda yapilmamisti. Nazi Almanyasi’ni yenilgiye ugratmis olan müttefikler-ABD, SSCB, Ingiltere ve Fransa-Nazi rejimini ne kadar korkunç ve acimasiz gösterebilirlerse, kendi argümanlarini o kadar iyi savunacaklarini düsünüyorlardi. Bu nedenle Siyonistlerin savas sirasinda ürettikleri tüm Soykirim hikayeleri mahkeme tarafindan ciddiye alindi ve hepsi kabul edildi.
    Yahudi kuruluslari tarafindan mahkemeye getirilen “görgü taniklari”, toplama kamplarinda sahit olduklari gaz odasi manzaralarini anlattilar. Bu sahitlerin verdikleri ifadelerin çok büyük bölümünün gerçeklerle uyusmadigi bugün biliniyor. Örnegin mahkemeye çikarilan ve Dachau toplama kampindan kurtulduklari söylenen pek çok tutuklu bu kamptaki gaz odalari hakkinda detayli ifadeler vermislerdi. Oysa Dachau’da “gaz odasi” olarak gösterilebilecek tek bir bina dahi olmadigi için, Soykirim literatürünün savunuculari ilerleyen yillarda bu iddiayi geri almak zorunda kaldilar. Bugün Dachau’da gaz odasi oldugunu savunan hiç kimse yoktur.
    Diger toplama kamplarindaki sözde gaz odalari ile ilgili ifadelerin çogu da çeliskiliydi. Bazilari gerçeklesmeleri bilimsel yönden imkansiz hikayelerdi.
    Nuremberg Mahkemesi’ne sahit olarak çikarilan en önemli kisi ise Auschwitz toplama kampinin kumandani Rudolf Höss”tü. Höss, çok önemliydi, çünkü mahkemeye çikarilan sahitlerin ezici çogunlugunun aksine bir Yahudi degil, bir Nazi subayiydi. Hem de Auschwitz’de iki yildan uzun bir süre en üst düzey yetkili olmustu. Höss “itiraflarinda”, Auschwitz’in içinde “Wolzek” adi verilen özel bir imha kampi oldugunu, kendi komutasi altinda burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldügünü söyledi. Ama “Wolzek” diye bir yer hiç bir zaman bulunamadi, dahasi Auschwitz’de 2.5 milyon Yahudinin öldügü iddiasi da bir süre sonra Yahudi tarihçileri tarafindan geri alindi. Rakam önce 1.25 milyona, en son olarak da Yahudi tarihçi Jean Claude Pressac tarafindan 775 bine düsürüldü.
    Peki Höss neden yalan ifade vermisti? Basit; Höss’ü sorgulayan Ingiliz gizli servisi, ona agir bir iskence yapmis, dahasi ailesini ve çocuklarini öldürmekle tehdit etmislerdi!… Bu, bugün ispatlanmis tarihsel bir gerçektir. Höss bu durumda kendisini ve ailesini kurtarmak için her seyi imzalayabilirdi, nitekim öyle yapti.
    Soykirim hikayesi Nuremberg mahkemesine dayanarak hizla büyüdü. Yahudi tarihçiler mahkeme tutanaklarindan alintilar yaparak kitaplar yazdilar. Baska tarihçiler bu kitaplardan alintilar yaparak yeni kitaplar yazdilar. Ilerleyen yillarda yeni bazi “soykirim sahitleri” çikti ve bunlar yazdiklari kitaplarla Nuremberg’teki verilmis olan ancak sonradan “siritan” bazi ifadelerin yerlerine yenilerini koymaya çalistilar. Israil’de özel bir Soykirim Arastirmalari Merkezi kuruldu. Dünya kamuoyunun soykirimi kesin bir tarihsel gerçek sanmasinin en önemli nedeni ise, Hollywood’un Yahudi sermayeli film sirketleri ve Yahudi yönetmenleri tarafindan çevrilen 100′e yakin Soykrim filmi oldu.
    Soykirimin sorgulanmasi ise 60′li yillarda basladi. ABD’deki Northwestern University’den Dr. Arthur Butz, Fransa’daki Lyon Üniversitesi’nden Robert Faurisson ve pek çok “best-seller” kitabin yazari Ingiliz tarihçi David Irving sözkonusu revizyonist akima öncülük ettiler. Revizyonist akimin bugün en önemli entellektüel merkezi, California’daki Institute for Historical Review adli kurumdur.
    Israil’in Terör Gelenegi
    Bir süredir “baris” rüzgarlarinin estigi Ortadogu, son bir hafta içinde Israil’in Lübnan’da gerçeklestirdigi bombalamalarla yeniden isindi. Bu durum, bazilari için sasirticiydi. Bir “baris ve demokrasi sembolü” olarak gördükleri Israil’in, içi küçük çocuklarla dolu bir ambulansi nasil olup da havaya uçurdugunu, ya da sivil yerlesim bölgelerini nasil olup da fütursuzca bombaladigini anlamakta güçlük çektiler.
    Oysa, Bati medyasinin propaganda ilüzyonundan kurtularak ve Israil’in gerçek kimligini göz önünde bulundurarak vaziyete bakildiginda, Israil’in sözkonusu “gazap üzümleri” operasyonunun hiç bir sasirtici yönü olmadigini görebiliriz. Çünkü Israil, bir terör devletidir; terör, Yahudi Devleti için olagan bir dis politika aracidir.
    Israil’in geçmisine bir göz attigimizda ise, bu tanimi kesinlestiren yüzlerce örnek bulmak mümkündür.
    Terörizmden Basbakanliga
    Israil’in kuruldugu yillar, ayni zamanda Ortadogu’nun da terörle tanistigi yillar olmustu. Yüzyilin basindan beri sistemli bir “devlet kurma” programi izleyen Siyonist hareket, 1940′li yillarda Filistin’de olusturdugu terör örgütleri ile bölgeyi kan gölüne çevirdi.
    Sag kanat Siyonistler, Filistin’deki Araplara ve ilerleyen yillarda da Ingilizlere karsi savasacak olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal Askeri Örgüt) ya da kisaca Irgun adli silahli yeralti örgütünü kurdular. Irgun ve 1940 yilinda ondan ayrilan Avraham Stern’in kurdugu LEHI (Lomamei Herut Yisrael-Israil’in Özgürlügü Savasçilari), Araplar’a ve Ingilizlere karsi kanli terör eylemleri gerçeklestirdiler (LEHI, kurucusunun adindan dolayi Stern Çetesi olarak da anilir). Irgun ve Lehi’nin iki aktif teröristi, yillar sonra tüm dünyanin taniyacagi isimler haline geleceklerdi: Menahem Begin ve Yitzhak Samir! Ikisi de, sirasiyla, Basbakan oldular.
    Bu sag kanat teröristler ile sol kanat Siyonistler arasinda da gizli bir ittifak vardi. 16 Eylül 1948 günü Stern örgütünün teröristleri, Birlesmis Milletler’in Filistin arabulucusu olan ve Siyonistlerin isgal politikalarini elestirmesiyle taninan Kont Folke Bernadotte’u Kudüs’te öldürdüler. Yeni kurulmus olan Israil Devleti’nin Basbakani Ben Gurion, Stern militanlarinca gerçeklestirilen suikasti lanetledi ve Bernadotte’un BM karargahindaki cenazesine de katilarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu olan Stern üyeleri ise kayiplara karistilar. Ancak bir süre sonra bu militanlar ortaya çiktilar, hem de çok ilginç bir biçimde… Bernadotte’u vuran Joshua Cohen adli tetikçi, Basbakan Ben Gurion’un özel korumasi oluverdi birden bire.! Suikast emrini verenlerden Yitzhak Samir ise Mossad’in Avrupa masasi sefligine getirildi.(1) Ben Gurion’un basbakanliginin sürdügü bu dönemde, Samir’in de katkisiyla, çok sayida “Israil düsmani” Mossad ajanlarinca Avrupa’da öldürüldü. Kisacasi Israil’in liderleri aktif birer teröristtiler, ya da terörizmi el altindan destekliyorlardi.
    Terör, Israil’in kurulmasiyla bitmedi, azalmadi da. Aksine, daha da çok kan dökmeye basladi.
    Israil Tarzi Terör
    … 80-100 kadar erkek, kadin ve çocuk öldürülmüstü. Çocuklari kafalarina sopalarla vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kisinin canina kiyildi. Köylerde erkek ve kadinlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatildilar. Sonra da sabotajcilar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek, havaya uçurmak istedigi bir evin içine 2 kadin kapatmasini söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir Arap kadinin irzina geçtigini anlatti. Yeni dogmus bir çocugu olan Arap kadinina birkaç gün süreyle etraf temizlettirildikten sonra kadin ve çocuk öldürüldü. ‘Harika bir adam’ diye nitelenen iyi yetistirilmis, iyi bir egitim görmüs kumandanlar, asagilik katiller haline gelmisti. Hem de gelisen korkunç olaylarin içinde ister istemez bu duruma düsmüs degillerdi. Aksine soykirimi ve yoketme metodlarini bilinçlice kullaniyorlardi. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalirsa, o kadar iyiydi…
    Üstteki satirlar, Israil’in Davar gazetesinin 9 Haziran 1979 tarihli sayisinda yayinlandi. Yazilanlar, 1948′de Dueima adli Filistin köyünün ele geçirilmesi sirasinda yapilanlara taniklik eden Israilli bir askerin katliam hatiralariydi.
    Önemli olan bu satirlarda anlatilanlarin, istisnai bir terör eylemini degil, Israil’in kutsal terörünün siradan bir örnegini tarif etmesidir. Bir diger “siradan örnek”, Israillilerin devlet kurduklari yilda, 1948′de Deir Yassin köyündeki Arap halka giristikleri katliamdir. Menahem Begin’in yönettigi Irgun ve Stern teröristleri, Kudüs yakinlarindaki Deir Yassin köyüne düzenledikleri baskin sirasinda, hamile kadinlarin ve çocuklarin da dahil oldugu 280 kadar Arap köylüsünü önce sokaklarda dolastirdiktan sonra kursuna dizmislerdir. Ancak bir de önemli “detaylar” vardir: Öldürülen genç kizlarin çogunun irzina geçilmis, erkeklerin cinsel organlari koparilmistir. Siyonistler bazi kurbanlari öldürmek için biçak kullanmislardir. Raporlarda “ortadan ikiye biçilen” küçük bir kiz çocugundan da söz edilmektedir.(2)
    Bu sekilde alti ay içinde Arap köylerine düzenlenen sayisiz baskinlarla 400 bine yakin Arap, yurdunu terketmek zorunda kaldi. Deir Yassin Katliami bu baskinlarin sadece birisiydi. Israilliler’in yillar içinde terör yoluyla bosalttiklari köy sayisi, Israil’in az sayidaki “muhalif” seslerinden biri olan Israel Shahak’in tespit ettigi rakama göre, 385′tir. Bu köylerde yasayanlarin içinde korku yöntemiyle kaçirilanlarin yaninda, Deir Yassin’le ayni kadere ugrayanlar da vardir.
    Israil’in terörü, ilerleyen yillarda da kan dökmeye devam etmistir. Kibya ya da Sabra Satilla katliamlari, yine buzdaginin görünen kisimlaridir. Israilliler çogu kez bu açik eylemleri bile üstlenmemeye çalismislardir. Örnegin Israil’in 1982 yazindaki Lübnan’i isgali sirasinda Sabra ve Satilla mülteci kamplarinda öldürülen 1.500′ün üstündeki Filistinli’ler hakkinda Begin “yahudi olmayanlar, yahudi olmayanlari öldürdü, bize ne!” demisti. Oysa kisa süre sonra katliami gerçeklestiren Falanjistlerin Israil subaylarinin komutasinda oldugu ve Israil ordusunca silahlandirildiklari ortaya çikti.
    Israil Tarzi Iskence
    Israil’in kutsal terörünün önemli bir parçasini ise iskence olusturmaktadir. 1967′den bu yana iki milyondan fazla Filistinli’yi isgal altinda yasamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin muhalefetini kirmak ve onlari göçe ikna etmek için sistemli bir iskence politikasi uygulamistir.
    Yahudi Devleti’nin korkunç iskence yöntemleri, ilk kez Londra’da yayimlanan Sunday Times’in 1977 yilinda yayinladigi uzun bir arastirmada ortaya çikti. Belgelenen vakalar, 1967′den itibaren on yillik Israil isgali sirasinda iskence gören kirkdört Filistinlinin durumlarini ortaya koyuyordu.
    Buna göre, Israil’in; Nablus, Ramalla, Hebron ve Gazze’deki hapishanelerinde, Kudüs’teki Rus sitesi ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözalti merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanilmaz iskenceler uygulaniyordu. Sistemli dayak disinda, Israillilerin kullandigi iskence türleri arasinda; cinsel organlara elektrik verme, tutukluyu çirilçiplak buzlu suya sokma, gözleri baglanmis olan tutuklunun üzerine özel egitilmis köpekleri saldirtma, vücudun degisik yerlerinde sigara söndürme, arkadan tecavüz, tirnaklarin ve saglam dislerin sökülmesi gibi yöntemler vardi. Bazi tutuklularin kizlari da tutuklanmis ve bunlara babalarinin gözü önünde tecavüz edilmis, sonra da tutuklu kendi kiziyla cinsel iliskiye girmesi için zorlanmisti. Bazi erkek tutuklularin cinsel organlarina ince cam çubuklar sokulmus ve sonra da bu çubuklar organin içindeyken iskenceciler tarafindan kirilmisti. Erkek tutuklularin hayalarinin sikistirilmasi da çok kullanilan yöntemlerin biriydi. Bu iskenceler sonucunda çok sayida Filistinli tutukluda kalici sakatliklar meydana geldi. Çogunun cinsel fonksiyonlari sona erdi, görme ve isitme duyularini ve akli dengelerini yitirenler oldu. Bu fiziki iskencelerin yaninda psikolojik yöntemler de vardi. Siyasi tutuklular, kasten, Israil ordusuna çizme, kamuflaj agi, vb. malzeme imal etme islerine kosuluyorlar, reddettiklerinde fiziki yöntemlere basvuruluyordu.(3)
    Sunday Times’in ortaya çikardigi bu vakalar, 1967-1977 yillari arasindaki iskence vakalariydi. Ilerleyen yillarda da Israil’in kutsal terörü ve kutsal iskencesi sürdü. Yalnizca 1987-1993 döneminde; Israil birlikleri tarafindan 1.283 Filistinli öldürülmüs, 130.472 tanesi hastaneye kaldirilacak derecede yaralanmis, 481 tanesi sürülmüs, 22.088 tanesi gözaltina alinmis, 2.533 ev mühürlenmistir. (4) Gözalti ve tutukluluk sirasinda kullanilan iskence yöntemlerinin hangi boyutlara vardigini bilmek de mümkün degildir.
    Israil iskence gelenegi ile ilgili olarak en son 1995 Agustosunda ortaya bazi yeni bilgiler çikti. Emekli Albay ve tarihçi Mose Givati, “Çöl ve Alevlerin Içinde” adli kitabinda, 1948, 1956 ve 1967′deki Arap-Israil savaslarinda Israil ordusunun savas esirlerine inanilmaz iskenceler yaptigini yazdi. Buna göre, esir alinan Misirli askerlerin gözleri sigara ile oyulmus, cinsel organlari kesilerek agizlarina tikanmisti…
    Burada önemli olan bir nokta var. Israil devlet aygiti, terör ve iskenceyi yalnizca pragmatik bir uygulama olarak degil, bunun da ötesinde kutsal bir misyon olarak görmektedir. Israil’in terörü, Livia Rokach’in ifadesiyle, “kutsal” bir terördür. Çünkü bu terör, yahudi dini kaynaklari tarafindan emredilir.
    Terörün “kutsalligi”
    Eski Ahit’in Tesniye kitabinda, 7. Bap söyle baslar:
    “Allahin Rab, mülk olarak almak için gitmekte oldugun diyara seni götürecegi ve senin önünden çok milletleri, Hittileri ve Girgasileri ve Amorileri ve Kenanlilari ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacagi; ve Allahin Rab onlari senin önünde ele verecegi ve sen onlari vuracagin zaman; onlari tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acimayacaksin ve onlarla hisimlik etmeyeceksin; kizini onun ogluna vermeyeceksin ve onun kizini ogluna almayacaksin… Çünkü sen Allahin Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allahin Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti.”
    I. Samuel kitabi 15. Bap’in basinda ise su ayet yer alir:
    “Ordularin Rabbi söyle diyor: Amalek’in Israil’e yaptigini, Misir’dan çiktigi zaman yolda ona karsi nasil durdugunu arayacagim. Simdi git, Amaleki vur ve onlarin herseylerini tamamen yok et ve onlari esirgeme ve erkekten kadina, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden esege kadar hepsini öldür.”
    Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler gibi kavimler, M. Tevrat’in yazildigi dönemlerde Ortadogu’da bulunan toplumlardir. Bu nedenle bu ayetlere (ve M. Tevrat’in içindeki yüzlerce benzerlerine) göz atan pek çok kisi, tarihin derinliklerinde kalmis birer siddet olayinin hikayesini okudugunu sanabilir. Oysa gerçek böyle degildir… Israil’in “güvercin” siyasetçilerinden Amnon Rubinstein, su satirlari yaziyor:
    “(Israilli radikallerin) kullandigi lisanda, günümüzdeki Araplar; Yebusiler’dir, Amalekler’dir ya da Kenan diyarinin Tevrat tarafindan lanetlenen yedi kavminden herhangi birisidir… Tesniye’de, ‘geride hiç bir sey kalmayacak sekilde’ Amalek’i yok etmek üzere verilen emir, dogrudan bugünkü Araplar’a yönelik olarak yorumlanmaktadir… Israil’in savaslari da bu çerçevede anlasilmakta ve bu savaslarda bu ‘yeni Amalekler’e karsi insancil davranilmamasi gerektigi söylenmektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967 savasindan sonra yazdigi bir yazida, Tevrat’in ‘onlari sizin önünüzden yavas yavas azaltacagini ve yurtlarina sizi yerlestirecegim’ seklindeki ifadesinin, Israil’in Araplar’la olan iliskisini tarif ettigini yazmistir… Bar Ilan Üniversitesi’nden Haham Israel Hess, daha da ileri gitmis ve ‘Tanri’nin Amaleklere karsi girisilen savasa bizzat katildigini’ söylemistir. Israel Hess’in konuyla ilgili yazisinin basligi ise, ‘Tevrat’in katliam emirleri’dir.” (5)
    Kisacasi, Israil kimligi olusturan en büyük faktör olan “dinci” ekol, Muharref Tevrat ayetlerini bu sekilde yorumlamakta, ve böylece Yahudi Devleti’nin uyguladigi teröre teolojik bir mesru temel olusturmaktadir. Iste bu nedenle terör ve Israil, birbirinden ayrilmaz iki parçadir. Yahudi Devleti, mevcut ideoloji ve kurumlariyla ayakta kaldikça, terörü mesru bir siyaset araci olarak görmeye devam edecektir.
    “Gazap üzümleri”nin bombalariyla ambulans içinde parçalanan çocuklar, bu gerçegin ne ilk ne de son kurbanlaridir.

    DIPNOTLAR
    1) Richard Curtiss, “The Good Cops and Bad Cops Who Killed the Peace Process”. Washington Report on Middle East Affairs. Haziran 1995
    2) Lenni Brenner, The Iron Wall: Zionist Revisionism from Jabotinsky to Shamir, London: Zed Books, 1984, ss. 141-143
    3) Ralph Schoenmann, Siyonizm’in Gizli Tarihi, Kardelen Yayincilik. 1992. ss. 79-95
    4) Washington Report on Middle East Affairs, Haziran 1994
    5) Amnon Rubinstein, The Zionist Dream Revisited: From Herzl to Gush Emunim and Back, 1.b., New York: Schocken Books, 1984, s. 116

  7. IMBAT
    January 11, 2009 at 12:58 pm #

    Emre Dilek’e-:

    Aydinlanmak istedigin baska seyler de varsa
    canim,cekinme yaz…aydinlatayim!

    Homolar aydinlatilmaz…onlara guvenmem !!

    Imbat

  8. gokhan
    January 11, 2009 at 1:18 pm #

    sayın imbat……….haklısınız ama bunları bir önceki yazıya yorun olarak yazsanız daha hoş olurdu bence…..birde eşcinselde olsalar bu onların tercihi olmadığı için lütfen alay konusu yapmadan saygıyla karşılıyalım……onlara sagınız olmasa bile inancınız gereği böyle bir küçükmseme hoş değildir……….israil e gelince kesinlikle insani ve ahlaki duygulardan yoksunlar….aslında bu kadar güçlü olmalarına karşın bir türlü galip gelememelirinin sebebide budur….inşallah onlarda iflah olur:D

  9. IMBAT
    January 11, 2009 at 3:54 pm #

    Sayın Gökhan,
    Yazım uzun bir inceleme ve dosyalama sonucu
    yazıldığı için;ayrıca hafta içi çok dolu olduğum için,anca bu sayıya yetişti o)

    Eşcinsellere gelince;aynı uzunlukta yazabilirim.Doğuştan değil,psikolojiktir…
    Yandaş medyanın kanallarında bolca özendiriliyorlar ya..Genç nesil özenip,tercih
    değiştirip,ruh hastası yapılıyor.Bu da ”psikolojik savaş”ın bir sonucu.

    Yok yok siyonistler iflah falan olmaz:D

  10. gokhan
    January 11, 2009 at 4:05 pm #

    açıkcası ben doğuştan olduğunu biliyorum….aksi konusundaki bilgilerinizi yazarsanız sevinirim….sonuçta kim içinde bulunduğu toplum tarafından dışlanan bir gruba özenirki…

  11. January 11, 2009 at 5:19 pm #

    Sevgili Gokhan, homoseksuellik bir secim veya psikolojik durum degil. Bunun tamamen dogustan oldugu kanitlanali oldukca uzun zaman oluyor. Ama bilimin buluslari, eger halkin takintilari veya inanclarina ters dusuyorsa, halka ulasmasi sasirtacak kadar uzun zaman aliyor. Bilim uzun zamandir kanitladigi halde, halk uzun zaman dunyanin duz olduguna inanmisti! :o)

    Her toplumun homoseksuelleri disladigi da dogru degil. Birinci dunya ulkelerinde ve hatta bizlerin en geri saydigi ucuncu dunya ulkelerinde homoseksuelligi olmasi gerektigi gibi, dogal sayan kulturler var.

  12. January 11, 2009 at 5:26 pm #

    Escinsel olmayan escinsellige ozendirilemez. Nufusun buyuk bir bolumu, hayatinin bir zamaninda homoseksuel iliskiyi deneyecektir. Zaten insanlarin buyuk bolumu biseksuel oldugu icin, bunda sasilacak bir durum yok. Ancak konu sizin baside indirgediginizden cok daha karmasik. Hayatinda hic homoseksuel iliskiye girmemis insanlardan homoseksuel olanlar oldugu gibi, homoseksuel iliskiye girenlerin de tam olarak homoseksuel oldugu iddia edilemez.

    Turkiye gibi seksuel acidan baski altinda yasayan kulturlerde ornegin, genc erkeklerin ilk iliskilerini yine erkeklerle yasamasi oldukca yaygin bir durum. Oyleyse Turkiye’de, baska ulkelerden daha cok mu homoseksuel var? Hayir. Kulturun zorlamasi. Ama Bati’da gorunen homoseksueller cok diye, orada cok mu homoseksuel var? Hayir. Sadece kultur, insan yerine konulduklari icin ortaya cikmalarina izin veriyor.

  13. January 11, 2009 at 5:27 pm #

    Homofobik insanlarin buyuk bir yuzdesinde, bastirdiklari homoseksuel duygular oldugunun da kanitlandigini yazmadan gecemeyecegim. ;o)

  14. IMBAT
    January 11, 2009 at 9:22 pm #

    Gökhan kardeşim,dünyanın düz olduğu kanıtlanalı çok olmuştu,valla ben hala ben merkezciyim ve öyle olduğuna inanıyorum:))konu iyice dağıldı ve bu Elif hanımın işine yaradı.Eşi Yahudi olabilir,benim de bu ırktan dostlarım var,ne olmuş..Yasak mı yani?
    Ne fark eder yani…Dünyanın her yerinde İsrail’in yaptığını kınayan,miting düzenleyen milyonlarca Yahudi var.Ancak Elif
    hanım,mailine gelen birkaç mesaj için,durup duruken savuma mekanizmasına girerek,objektif kriterlerin ucunu kaçırdı,döşendi ve bu yorumların yazılmasına sebeb oldu.Yani hiç gerek yokken dolmuşa bindi..Kendisi sanatçı ve uçlarda yaşıyor.Bir gün dengeler unsurunu bulmasını canı gönülden diliyorum.Haa bide omolara,pardon homolara takıntısı,devamlı onları gündeme getirmesi,benim de aklıma bazı düşünceler getiriyor.Neyse onlara girmeyeyim,eşinin ve kendinin özelidir.Ancak modern psikoloji der ki:”Kişiler bir konuyu çok dile getiriyorsa yetişkinlikte ki (sonradan oluşan)nörobilişsel ve çeşitli karmaşık algı bozukluklarına veya kayıplarına sahiptirler.Rehabilitasyon psikologları,işlevsel yetersizliği olan bebeklikten yaşlılığa kadar olan her yaştan bireye,eşcinsele ve obsesyon sahiplerine yüzde 100 iyileşme umudu olduğunu müjdelemiştir…Ancaak Elif hanım 40 yıl önceki kavramlara ve olgulara takılmış kalmış…Ben homoluğun bir zengin hastalığı olduğunu da düşünüyorum,elbette istisnalar kaideyi bozmaz.Çalışmayan,üretmeyen,devamlı kendi vücuduna endeksli yaşayanların takıntısıdır diye düşünüyorum.Ben heteroyum,homo değilim.Velev ki öyle olsaydım gider tedavi olurdum.Gökhan,sen hiç çalışan,hayatla mücadele eden,ekmek parası için anası ağlayan homo gördün mü?Ben hiç görmedim de…Bir de dejeneri bloglarda,baba parası ile, refah içinde homoluğun reklamını yapanları görmüyormuyum ,hayret be kardeşim kadınlar da bayılıyorlar hani…Talebeyken bir arkadaşım vardı,o yıllarda da homoluk moda olmaya başlamıştı.O ayaklarda,Uğur Dündar’ın işlettiği Çınar Otelinde götürmediği sosyete hanım kalmamıştı.Eee seviyorlar homoları kadıncağızlar.İğrenç ve kapitalist ürünün bu zavallılarını sadece kınıyorum.Vaktim yok,ancak ilerki günlerde;-
    Eliot,The rehabilititation psychologist,you do have choices – Holbrook,children with visual impairment – Scherer,2.6.2004 yazılarının tercümesini yapıp;Transpersonal psychology,Eşcinsellik -yazısını bu sayfalarda görebilirsin.40 yıl öncenin magazinvari psikolojisi ile bu işler yürümüyor.Yine uzun oldu,ancak bu olay psikolojiktir.Kalın sağlıcakla,

    İmbat

    Bütün yanlıştır!Dimi gri renklerden bahseden
    Elif hanım,psikoloji de hep değişim içinde o)
    Neden bu takıntınız,tahmin edebiliyorum.:)
    Beni takip etmeye devam edin…

  15. January 12, 2009 at 2:31 am #

    en çok eşcinselliğin daha çok zenginlerde görülen bir şey olduğu teşhişisine üzüldüm ve 10-15 liraya seks yaparak aç kalmamak fuhuşla geçinmeye çalışırken, neredeyse haftada bir yurdum psikopatlarınca öldürülen bir sürü travestinin ruhlarının acıdığını hissettim…

    burada konu hakkında yarım yamalak bilgileriyle zırvalayan arkaşların Prof. Dr. Sahika Yuksel ve Dr. Nesrin Yetkin’in tv programında yaptığı bu konu hakkında en son bilimsel bulgular ışığında ki açıklamalarını biraz zaman ayırıp izlemelerini isterim…

    http://vimeo.com/2790885

    elif bu kisa tv programini sana mail olarak gonderecektim aslinda ama buraya kısmetmiş :D sende mutlaka izle derim canim, çoğu konu hakkinda bildiğimiz şeyler ama şu kilise destekli eşcinselleri Rehabilitasyon zirvalari hakkinda ve bir kaç konuda daha ilginç şeyler var ve tabi program ilerleyen dakikalarda daha da ısınıyor…

  16. January 12, 2009 at 4:48 am #

    Sevgili Imbat, dogrudur. Sanatci oldugum icin uclarda dolasiyorumdur. Sanatci olmak, sadece bir sanata yetenegi olmak demek degil tabii. Bazi karakter ozellikleri de gerektiriyor. Kendisinden farkli olani anlamaya calisma, tolerans, en oryargili kimsenin bile yuzune ayna tutup, icindeki adil, haksever, dogru ve iyiyi bulma takintisi… Cunku uc olmamak nefret, anlayissizlik, dislama, farkli olana tahammul edememek demek oluyor. Yaygin olan bu. Sanatcilik bir kisilik bozuklugu olsa gerek!

    Sanirim benim blogumda insanlarin sinirini en cok bozan sey, bir problemin iki tarafina da bakmaya calismam ve bazen hakli olanin olmadigini dusunmem. Insanoglu mutlak cevaplar seviyor. Sanirim Filistin yazim da o yuzden rahatsiz etti sizi. Cunku tam olarak anlatmaya calistigim seyden cok uzakta kalmissiniz. Ben sizin yazdigimi sandiginizindan cok baska birsey yaziyordum oysa. Ama hata bende olmali. Iyi anlatamamisim.

    Homoseksuel olsam ne olur? Farzedin ki homoseksuelim. Lezbiyenim. Kadin haklarini savunmak icin kadin, hayvan haklarini savunmak icin hayvan mi olmak lazim? Ama homoseksuel de olabilirim. Bence hicbir sakincasi yok.

    Haklisiniz, size ragmen dunya yuvarlak ve sizin gibi dusunenlere ragmen donmeye devam ediyor.

  17. emre dilek
    January 12, 2009 at 4:27 pm #

    kisa yorumlar yapmam lazim,
    1. bu israil ile ilgili makale icin tesekkurler ama elif hanimin yazisi ve benim yorumumla ilgisini anlamadim.
    2. Devletlerin siyasetleri beni cok ilgilendirmiyor, insana bakmak lazim Turkiye cumhuriyetinin her politikasindan nasil sorumlu degilsem, her yahudide israilin politikasindan sorumlu degildir. israilde filistinde savasmak istemedigi icin askerlikten firar etmis ve bu yuzden hapisenelerdeki sayisi yuzlerce ifade edilen israilli gencleri, Gazze saldirisini protesto icin sokaga dökulen israillileri görmemezlikten gelmek yanlis olur.
    3- yazidaki iskence tanimlamalari 12 eylulu hatirlatti
    4- Homolar anlamaz önergesinide bilimsellikten uzak buluyyorum:)))), beyin vucudun bas bölgesinde bulundugundan , escinsel iliskide zarar veya tahrip görmesi mumkun degildir.

    Bitiris: fikirler ne olursa olsun paylasilmasinda ifade edilmesinde herkez icin fayda vardir.

  18. January 15, 2009 at 7:40 am #

    Benim birlikte büyüdüğüm, homoseksüel bir arkadaşım var, arkadaş ve dost kavramları hafif kalabilir, birlikte büyüdük, kardeşimdir, deli gibi çalışır, hayatla mücadele eder, alın teriyle kazanır. Şu anda aynı zamanda akşamları ikinci üniversiteyi okuyor. (Hukuk) Ve ayrıca İmbat Bey, homoseksüel denilince sadece efemine, kadınsı davranan homoseksüelleri kastediyor. Evli, çocuklu bir sürü homoseksüel var, gizlice homoseksüelliğini de yaşıyor. Ama toplum önünde, evli, çocuklu.

    Nedir bu nefret ya? Neden?

  19. NAZAN
    January 16, 2009 at 2:36 pm #

    asliberry hanımefendi,

    milletin derdi kalmadı da,homoluğu bari bütün
    dünyaya yayalım,sizin gibi düşünenler de rahat etsin.

    bir toplumu yıkmak istersen,önce aile kavramını yıkacaksın,değerlerini çürüteceksin
    ve bölücü miyonerleri içinde besleyeceksin…

    ben size yanmam da, beyni sizin
    gibi düşünenler tarafından,propaganda ile
    yıkanan 12-17 yaşında ki çocuklarımıza yanarım.sizlere rağmen çürümeyecek bu toplum.

    nefretimiz homoluğu gizleyenlere değil,pislik
    bloglarda ve tv’de bunu ahlaksızca yapanlara!
    onları seyreden , özendirilen çocuklar derdimiz.ama siz oralarda değilsiniz,olamazsınız.

    anlayabildiniz mi derdimizi?
    sol birlik adına ,nazan

  20. January 16, 2009 at 3:35 pm #

    Nazan,

    Bu bloga gelen yorumlari, ne kadar agir olurlarsa olsunlar, silmiyorum. Prensip olarak, agzindan kopukler cikacak kadar kudurmus birisiyle bile aklin cercevesi icinde sakince iletisim kurulabilecegini varsaymaya calisiyorum.

    Son yorumunuz bu cins hakaret iceren yorum kategorisini bile zorluyor. Mantik ve terbiye kurallari icinde yazmaya gonulluyseniz benim icin gorusleriniz her ne kadar cehaletle doluysa da buraya koyarim. Ama sadece onyargi ve nefret dolu duygularinizi herkesin gozune sokmak istiyorsaniz ben yokum. Boyle bir masturbasyona aracilik edemem.

    Toplumlarin curukluklerini kilotlarinda ariyorsaniz cok yazik. Sizi temin ederim, Amerikan toplumu, homosuyla, heterosuyla, su anda Turk toplumundan cok daha saglam ve sagliklidir. Toplumumuzun irkci, fasist, homofobik, rusvetci, yalanci egilimlerini yatakodasinda kendi cinsiyle becerilmekten hoslanan insanlara mi mal edeceksiniz?

    Sol birligin (?) sizin onlar adina boyle seyler yazdiginizdan haberi yoktur umarim. Sol demek insana deger vermek, haklarini savunmak demektir. Ezilenin yaninda olmak, para hirsi icin insanlarin uzerinden gecip gitmeye razi olmamaktir. Acik fikirli ve toleransli olmaktir. Sizin birlik baska birlik olsa gerek.

    Burada hepimiz mukemmel olmayan bir grup insan olarak goruslerimizi tartisiyoruz. Uyum saglayacaksaniz hosgeldiniz.

  21. NAZAN
    January 16, 2009 at 5:55 pm #

    elif hanım,
    sizi objektif bilirdim,maalesef yanılmışım.
    ”tuncay güney”e iyi mukayet olun,zira
    komşunuz kanada’da cıa destekli eğitimi ile
    aynı kafada homoseksüelcik!
    sizin ve diğer arkadaşlarınız gibi her fırsatta türkiye’ye saldırmakta.lütfen
    bana solculuğun ne olduğunu öğretme gafletine
    düşmeyin.beni,bizi tanımazsınız.hayatlarımız
    hangi kavgalarla geçmiştir,neler çekmişiz
    bilmezsiniz.esas size yazıklar olsun.

    evet sol birlik hareketi içinde,yazı yazan
    biriyim.isterseniz nette bulup,grubumuz yazılarını okuyun.Ve insanları tanımadan
    peşin hükümlü olmayın.

  22. elif
    January 16, 2009 at 8:26 pm #

    Sizin hakkinizdaki pesin hukumum: Homofobiksiniz. Cahilsiniz. Bu konuda objektif olmak eger homoseksuellere hakarete acik olmak ise, objektif degilim. Fikrinizi dinlerim, ama hic saygim yok.

    Yanlis kavgaya bas koymussunuz Nazan. Insanlarin haklari icin kavga vermeli. Eger solculuk sizin dusunceleriniz ise, ki degil, boyle solculuktan uzak durmak lazim.

  23. January 17, 2009 at 4:29 pm #

    milli denyolarımızdan doğu perinçek tayfasının sol!’undan olabilir hanımefendi elif :D

    çünkü yıllar önce perinçek’te her toplum ve çağda görülen eşcinselliği kapitalizmin insanları delirtmesine bağlamış, kendisine cevap çeşitli bilimsel ve eşcinsel oluşumlar tarafından verilmişti.

    bu arada insanoğlunun yakından inceleme fırsatı bulduğu 500′e yakın canlı türünde gözlemlenen eşcinsellik (150′si kuş türü) kimse korkmasın bulaşıcı falan değil, sadece doğada çok rastlanan bir cinsel çeşitlilik…

    (yukarıda verdğim video da prof. açıklıyor; dünyada eşcinsel gettolarda yaşayan çocuklar ve ergenler üzerinde yapılan araştırmalarda, hiç bir artış saptanmamış, eşcinsel oranı dünyanın her toplumunda hemen hemen aynı, sadece görülebilirlik ve gizlenme oranları yani gizli ve açık eşcinsellerin sayısı değişiyor)

  24. August 15, 2012 at 12:54 am #

    Tesekkurler guzel bilgi

Leave a Reply