Ağlıyoruuuum, gülüyor musun?

Bu dünyada insanoğlunun ne tek alet kullanır özellikli yaratıklığı kaldı, ne tek çocuğuna öğretir özellikli yaratıklığı. Hepsi araştırmalarla silinip gitti. Biryerlerden sopalar bulup, birbirine tutuşturup ağaç kütüğünden karınca çıkartan maymunlar sayesinde neredeyse hiçbir özelliğimiz kalmadı diyeceğim. Ama meğer hala dünyanın tek ağlayan hayvanları insanlarmış. Neden? Bilmiyorlar. Sosyal yaratıklar olduğumuz iin diyemiyoruz, çünkü bizim gibi toplu ve sosyal yaşayan bir dolu hayvan var.

Ama birşey öğrenmişler ki; kadınların döktüğü gözyaşı erkeklere koklatılınca, erkeklerin seksüel istekleri birden bire en aşağılara iniveriyormuş. Tecavüzcü erkeklerin burnunu tıkayan bir çeşit alerjileri olmalı. Burnu tıkalı dolaşmak yasaklanmalı erkeklere. Her cebe bir antihistamin!

Seneler seneler önce hödük doktorun biri, uydurma bir araştırma yayınladı: otizmi körükleyen çocukluk aşılarıdır. Otistik çocukları olan aileler ne yapsınlar? En uyduruk cevap, hiç bilememezlikten iyidir diye araştırmaya gönülden atladılar. Çocuklarınızı aşılatmayın diye çıktılar ortaya.  Adamın araştırmasının sahteliği, yanlışlığı ve bile bile istediği yöne çektiği ortaya çıktı. Elinden doktorluğunu aldılar. Ama ne yazık ki hala yanlış bilgiye dayanıp çocuğunu aşılatmakta tereddüt eden ve hatta reddeden, o yüzden de evde okutan aileler var Amerika’da. Bu ailelerin yüzünden de o bir aşıyla korunulabilinecek çocukluk hastalıkları hortluyormuş. Hortlamakla kalmayıp, azıyorlarmış.

Bence o doktor müsvettesi hapse girmeli. O da yetmez, tivilere çıkıp özür dilemeli, eğitici programlarda kullanılmalı.

Nasıl oluyor da bütün kar kristalleri eşsiz oluyor diye sorardım kendime. Hayır, çok mantıksız ama öyle deniyor, o bilgi kulağımın bir köşesinde takılı kalmış, ne araştırıp işin gerçeğini öğreniyorum, ne de bilgidir diye ortalığa yayabiliyorum.

Her bir kar kristali kendine özel ve dünya da tek mi? Yarım bilgi kadar feci bilgi olamaz. Meğer her kar kristali hemen hemen aynı şekilde doğuyormuş. Ama buluttan yeryüzüne düşene kadar geçtiği yollarda birleşip ayrışıp, kırılıp yapışıp, eriyip, donup, ıslanıp kuruyup hemen hemen sadece kendinde olan bir şekle bürünüyormuş. Giz burada. Bizler gibi hemen hemen aynı doğuyor ve hayatın şamarını kucaklamasını yiye yiye şekilleniyor. Kendine öz, sui generis bir kar tanesi olup çıkıyor!

Tabii iç karanlıklarından bir sav bulup çıkartıp tam tersini de savunabilirim: Bizlerin tam tersine, hepimiz tamamen kendimize özgü doğmuşken, hayatın sillesi ve öpücükleri, tecrübeler ve asla farklı olma sakın e mi tembihleri arasında sonunda birbirimize benzerleşiyoruz. Donuk. Korkak. Uyum sağlamaya çalışan karıncalar. Ağaç kütüğünün içinde, ha bir maymun gelse de bizi karanlıktan aydınlığa çıkartsa diye bekleşiyoruz. Oysa kar tanelerinin herbiri sonradan, tecrübeleriyle özelleşip güzelleşiyorlar. Kar tanesi: 1 İnsanlık: 0

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


seven + sixteen =