Açlık

Çok cocukken, nereden esmişse aklıma, bir Ramazan’ın ilk günü oruç tutacağım dedim evdekilere. Pekiyi çocuğum dediler, ben ağzıma minik minik çikolata parçaları atarken. Açlıkla ilişkim, kanımdan şeker boşalınca sinirlerim oynayacak kadar.

Brian’ın büyükhalası Nazi kamplarında görmüş açlığı. Bana patates, turp demeyin derdi 99 yaşında ölmeden önce. Gizlice tarladan söküp, kumlu topraklı demeden, pişmemiş köklere geçirmiş dişlerini hayatta kalabilmek için. Yahudiler’in oruç zamanı gelince ben 5 sene oruç tuttum, yetmez mi der, olur ha, oruç muyuz diye kaşlarını gözlerini karartıp bakardı yüzümüze. Yeterince uzun zaman olmayan tanrılardan da yardım istemiş zamanında. Ya yoklar, ya sağırlar.

Hayatta kalabilmek için tercümanlık da yapmış Naziler’e. Daha çok görüşebilseydim belki öğrenirdim neleri tercüme ettiğini. Ama olmadı. Çok zor açabildim, o da azıcık. Sokakta öldürülen kocası, kendinden kopartılmış çocuklarının kampın birinde hastalıktan öldüğünü anlatan komşularına yıllarca inanmaması. Hala belki biryerlerdedir diye düşünür müydü acaba? Hayaletlerle yaşamak zor.

Biz genellikle başkasını öldürerek protesto eden cins kültürdeniz. Kendini ateşe veren Budistler bize yabancı. Teröriste bakıp anlıyoruz sanki de, kendini açlıktan ölüme yatırmışlara pek de acımamız yok. Din için açlık çeken bir kültür olduğundandır belki. Ya da yatakta yatmak güçsüzlük belgesi mi, ne? Belki intihar günah sayıldığından, ekmek Allah’ın nimeti olduğundan. Ya da belki yavaş ölüm olduğu içindir. Dikkatimizi çalan o kadar çok şey var ki!

Efenim açlık grevine yatan ciğerle besleniyormuş, terörist başı için kendini feda eden fanatikmiş, mişmiş li gelecekmiş. Ben bilmem. Dönülmez bir noktası olduğunu biliyorum, o kadar. O noktadan sonra bir şekilde besleseler de böbrekler unutuyor yaşamayı. Beyin gözü aç, şeker, yağ ister Allah’ın günü! O noktaya geldi mi şalteri indiriveriyor. Tek tek ölüyor hücreleri.

Diktatörlüklerin en büyük silahı halkına açlık çektirmek, yediğini kontrol etmek, dilerse elinden alıp binlercesini telef etmektir diye yazıyordu biryerde. Çin’de milyonlarcası ölmüştü, ilerliyoruz, ilerliyoruz diye diye yamyamlığa kadar düşmüştü halk. Nazi kamplarında mide sırta yapışınca ancak iyi huylu tutukluya dönüşülebiliniyordu. Etiyopya’da azınlıklardan kurtulmak için Avrupa’ya haber vermediler. Meğer ağzında sinekler yürüyen çocuklar yollarda açlıktan pıtpr pıtpr dökülüyorlarmış. Bugün Kuzey Kore’de insanlar açlık sınırında yaşıyor. boynuna bıyunduruk vurulmuş sıska katırın teptiğini görmedim ben. Belki başka bir yol da var. Aşırılığa yatana mantıkla ulaşmak yerine hadi hadi yalancı diyerek itmek uçuruma doğru. Bu da bir tarzdır sonuçta, üstelik belki mahkemelerde suç olduğu biraz daha zor kanıtlanıyordur, kimbilir? İntihar için çatıya çıkmış, çaresiz, histerik, stres altında insana atla atla diye tempo tutmanın yasal bir sorumluluğu yok mu her neye inanıyorsanız onun aşkına?

1 Comment

  1. Pislik nazilerin Yahudilere yaptıklarını hiç bir zaman tarih silemeyecek. Okuduklarımı hatırladıkça çok sinirleniyorum. Bu kadarını da yapmamışlardır diyorum. Dünya çoktan yok olmalıydı bence, sonu gelmeliydi. Çünkü suçsuz yere çok insanın canı yanmış. Dünyanın aslında bir anlamı yok…

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


4 × 2 =