Acıların Darwin’i

brain

“Zengin olmak, yıllık gelirinin karısının kızkardeşinin kocasının yıllık gelirinden en az 100 Dolar daha fazla olması halidir.” Amerikalı satirist H.L. Mencken

“On The Origin of Species” basılalı 150 yıl olacak.

Kadınlar neden zengin koca arar? Darwin Teorisi altında çalışan bilimciler, eskiden, bunun doğacak cocukların geleceğini garantileme içgüdüsü olduğunu düşünüyorlardı. Ama bugün, Darwin’in deha fikirleri öyle değişik şeylere tohum oluyor ki! Şimdi evrimleşme biyolojicileri, aslında zengin koca arayışının sebeplerinin genlere kadar indiğini söylüyorlar. Kadın sadece çocukların beslenmesi, giyimi, vesaire için av peşinde değil. Aslında “zengin olmayı başarma” geninin peşinde. Zenginlik, yüksek statünün ve hiyerarşide tepelerde olmanın belirtisi. Bu gibi erkeklerin genleri daha sağlıklı, zeki. Karşı cinsin de bu genlere, olabileceğinin en iyisiyle birleşip, olabileceğinin en iyisini doğurma şeklinde gelişen evrimleşme sonucu cazibe duyması normal.

Erkek nasıl olabileceğinin en iyisini arayıp, en iyisini doğurtma peşindeyse. Düz karın: hamile değil. Büyükçe ve dik memeler: gençlik ve sağlık ve emzirmeye uygunluk. Parlak saçlar: bakınız: gençlik ve sağlık. Vesaire.

Bunlar oturulup düşünülen şeyler değil tabii. Bilinçaltının sembolleri doğru okuması. Milyonlarca yıldır eğitilen bir bilinçaltı, milyonlarca yıldan öğrenilen dersler.

Acı ile ilgili çok güzel bir yazı okudum:

Eğer birisi canınızı yanlışlıkla acıtırsa, eh, acımış oluyor. Ama özellikle acıtırsa canınız çok acımış oluyor! Acı sadece kişiden kişiye değişken değil (herkesin acı sınırı farklı) ama aynı zamanda kişinin kendi içinde, sebebine göre izafi. Sadece hissedildiği zannedilen acı değil, acının kendisi, özellikle yapılmışsa daha fazla, yanlışlıkla yapıldığına inanılıyorsa daha az. Üstelik de, bilerek verilmiş olduğu düşünülen acı daha uzun sürüyor!

Araba kullanırken hayvanın teki birden önüme fırlarsa, ama elini kaldırıp, özür dileyen bir hareket yaparsa, tansiyonum aynı kalıyor. Ama hiç umursamazsa, aynı derecede tehlikeli ve hayvanca hareket kanımı beynime sıçratıyor.

Evrimleşmede haksızlığa uğradığını düşünüp sinirlenmek, buna uygun hareket etmek toplumu haksızlıklara karşı hassas hale getiriyor olabilir. Böylece bir çeşit düzen sağlanıyordur. Ayrıca kendi hassasiyetlerimizi görerek, başkasına haksızlık yaptığımız zaman daha duyarlı oluyoruzdur.

Tabii arasıra endazesinden fırlayıp, ulan sen bana mı çarptın da sonra özür dilemedin şeklinden doğan kavgalara da sebep oluyordur. Ona ne diyeceğiz? Diyeceğimiz şudur ki, bu şekilde babalanan bir adam, genlerinin agresifliğini olası çiftleşmeler için gösteriye çıkartmıştır.  Etrafta gösterilecek dişi olmasa bile! Agresiflik eşittir kafaya odun indirme becerisi eşittir kafaya odun indirilenin elindeki avı alıp hazıra konma yeteneği eşittir aynı yetenekte çocuk yapacak cinsten sperm taşıma ihtimali. Yeme de altına yat!

Herkesin reklamını yapacak zeka geni yok ki.

13 Comments

  1. Erkek nasıl olabileceğinin en iyisini arayıp, en iyisini doğurtma peşindeyse. Düz karın: hamile değil. Büyükçe ve dik memeler: gençlik ve sağlık ve emzirmeye uygunluk. Parlak saçlar: bakınız: gençlik ve sağlık. Vesaire.

    Öğrenilen ve sistemin dikte ettiği “genel geçer” yargılar artık çok daha hızlı değişiyor. Moda dediğimiz kavram daha fazla şeyi kapsıyor artık. Bilinçaltımızın altını üstüne getirmek için yüzlerce reklamcı kafa patlatıyor. Düşünsenize Darwin’den sonra kabul gören kadının güzellik anlayışı nasıl da değişti? Etli butlu, tombul, iri memeli kadınlardan (ki 19. yüzyılın, yanılmıyorsam 18. yüzyılın da kadının güzel olma kriterleri bunlar) şimdiye…

    Zengin olma geni ise -eğer mevcutsa- herhalde yüzyıllardır evriliyor, daha da zengin olmak yönünde 😉

    Erkeklerin babalanmaları ile ilgili söylediklerinize ise biyolojik olarak tamamen katılıyorum. “Spermlerini saçmakla yükümlü erkek hayvan” her zaman kendini göstermek zorunda. Bunun için ölümcül kavgalara tutuşuyor, bu yolda ölüyor, öldürüyor. Bir anlamda “bu yolda ölen de öldüren de şereflidir” durumu. Ne ironik!

  2. Yazın da,bireyin hiçbir iz kalmamacasına tasfiye edilmekte olduğunu düşünmek aşırı iyimserlik olur.Çünkü onun kestirmeden olumsuzlanışı, dayannışma ile ortadan kaldırılışı,ancak genele oranla tikel haline gelen tek varlığın kurtuluşuna da zemin hazırlayacaktır.Bugünkü durumsa bundan çok farklı.Felaket,geçmişte varolanın radikal bir tasfiyesi biçimini almıyor;bunun yerine,tarihin mahkum ettiği her şey,cansız,nötrleştirilmiş ve aşağılık bir yük gibi iktidarsızca oradan oraya sürükleniyor.Standartlaştırılmış ve örgütlenmiş insanbirimlerinin ortasında birey hala varlığını sürdürmekte.Hatta korunduğu ve bir tekel değeri kazandığı da söylenebilir.Ama gerçekte kendi eşsizliğinin ürünündem fazla bir şey değil:

    O da tıpkı çocukların eskiden hayranlıkla,gülerek,,ama çok da inanmadan seyrettiği anormal dölütler gibi bir sergi parçası şimdi.Artık bağımsız bir ekonomik varoluşu kalmadığı için karakteri de nesnel toplumsal rolü ile çelişmeye başlıyor.Ve tam da bu çelişki yüzünden doğal park gibi korunaklı alanlarda,eylemin uzağında tadı çıkarılacak bir şey gibi bakılıyor ve özen gösteriliyor bireye.Amerika’ya ithal edilen ve bu ithal işlemi içinde bireyselliklerinden de arındırılan bireyler ”renkl kişilikler” olarak anılıyor.Bu kişilerin hiç ketlenmemiş fevrilikleri,apansız kaprisleri,özgün bir iğrençlikten başka bir şey olmasa bile ”özgünlükleri”,hatta bozuk ağızları,tıpkı bir soytarı kostümü gibi insani nitelikleri paraya tahvil ediyor.Evrensel rekabet mekanizmasına boyun eğdikleri ve dondurulmuş başkalıklarının dışında pazara sunacak şeyleri olmadığı için de benliklerişnin imtiyazına öyle tutuku ile dalıyor,haa kendilerini öyle abartıyorlar ki,sonunda insanların onlarda var sandığı şey tümüyle silinip yokoluyor.Safdilliklerini -kısa sürede öğrendikleri gibi,iktidardakilerin çok değer verdiği bir özellik-Bir arkadaşım vardı,kirli parasına,zenginliğine rağmen,beğenmediği kadınlara ”fakir edebiyatı”yapardı çakal…Ama,mecidiyeköy mankenlerine de 40 bin usd atıverirdi bi gecede.Bakar mısınız ahlaka feminist hanım???

    çok kurnazca mı.:)Ticaretin soğuk dünyasında yürekleri ısıtan sıcakkanlı varlıklar olarak satıyorlar kendilerini,koruyucularının mazohist bir zevk aldığı saldırgan şakalarla dalkavukluk yapıyor ve haysiyetsiz taşkınlıklarıyla
    evsahibi ulusun değerini ve değerbilirliğini kanıtlamış oluyorlar.Bireyselliklerini satışa çıkaranlar,toplumun onlar hakkında verdiği mahkumiyet kararını kendi gönüllü yargıçları olarak benimserler.Böylece kendilerine yapılan haksızlıgı da nesnel olarak hakllı çıkarmış olurlar.Yaptıkları,özel gerileyiciler olarak genel gerilemenin önüne düşmektir ve gürültülü muhalefetleri bile zayıflıktan ötürü başvurulan uyarlanmanın daha ince bir biçimidir sadece.

    Elif senin ahlakında aristokratik doğasına karşı bir sokratescilik vardır.”Kimse isteyerek zarar vermez kendine,demek ki kötülük istenmeden yapılan bir şey.Çünkü kötü insan kendine haksızlık etmektedir,kötülüğün kötü olduğunu bilseydi kötülük yapmazdı.Sonuç olarak kötü,yanlış olduğundan kötüdür.Yanlışlıktan kurtulunca da ,zorunlu olarak iyi oluruz.”

    Böyle bir sonuç sıradan insanın işi.Kötü bir eylemden can sıkıcı sonuçlar çıkaran,gerçekte ”iyilik” ile ”yararlı ve hoş olan”ı özdeş kılarak ”kötü davranmanın aptallık olduğunu” düşünen insanın işi anlattığın….Her yarrarcı ahlakta aynı kaynağı görebilir ve onun sezgisine güvenebiliriz:pek de yanılmayız.Hocalarının ve her şeyden önce de kendinin öğretmenliğine biraz soyluluk ve incelik katman gerek,seni daha dişi kılacaktır:))Yani kendi maskelerini ve engin doğanı..Senin bu iki karakterin çelişik ittifakını nasıl anlamalıyım?Çünkü söz konusu olan,elbette tipolojidir,tarih ve somut değil.Tarih değil.Antropoloji ile aynı şey olan bu tipolojinin SENDE DE ANLAMI VE DEĞERİ YOKTUR,FELSEFEYE YENİ BİR AÇI KAZANDIRMAKTAN BAŞKA.Yine de kafan çalışırken;hince ve kurnazca,biraz da safca gidiyorsun..Helal olsun yine de sana güzel kız Eliff…

  3. Ama, ama… Ben, ben… :o)

    Dogrusu ben etik acidan degil, doganin isleyisi acisindan dusundum konuyu. Doga iyi, kotu bilmez. Cikarlarin (hayatta kalmak ve uremek) isleyisini bilir. Cikarlar da insanlarin toplum icinde yasamasinin korunma vesaire acisindan daha iyi oldugunu gosteriyor. Toplu halde yasamak icin de iyi ve kotu mefhumlari lazim. Doga zaten bireysel sagliga pek aldiris etmez. Grubun ayakta kalmasi esastir, degil mi? O zaman, doga iyilikten yanadir bile diyebilirim. Cunku kotuluk kisinin cikarina olabilir, ayakta kalmasini saglayabilir ama toplumun dokusunu bozar.

    Ben feminist degilim dogrusu. Humanistim diyelim.:o)

  4. Gunlerin Tortusu,

    Zevkler degisiyor ama altinda akan su yine ayni. Eger tombul seviyorlardiysa, biraz da tombul olunabildigi icin. Tombul demek, yiyecek fazladan yemegi var demek. Ustelik o zaman icin saglik belirtisi! Simdi atletik ise, demek atletik olma luksu var. Kosacak zamani var, saglikli beslenecek parasi ve egitimi var. Sekil degisiyor ama sanirim ana fikir, ya da bilincalti ana fikir (!) ayni. :o) Sonunda sistem de insan isi.

  5. Herkeze Selamlar,
    Ben bu bahsi gecen konuda milyonlarca yilda egitilen bir bilinc altindan ziyade sosyel cevredeki farklilasmanin sonucu, bilincli gelistirilen sosyal reflexler oldugunu dusunuyorum. Sosyal konstruktivizm denilen,
    (kopyala-yapistir textimiz) Bilginin, kurumların ve görüşlerin kazanılmayıp üretildiğini, nesnelerin insan zihni tarafından pasif bir biçimde algılanan zihinden bağımsız varlıklar değil, ancak insan zihni tarafından inşa edilen kavramlarla algılanabilen varlıklar olduklarını savunan yaklaşım.
    Kisaca kadin ve erkek biyolojik olarak mevcuttur fakat bu cinslerin davranis hareket, toplumda yerleri, sonradan sosyal olarak insa edilmis olgulardir. Gecenlerde 5 postadaki bir yazida Isvecte erkeklerin, ev islerini yaptigi, baska toplumlarda kadin isleri olan görevlerin ayni ölcude erkekler tarafindanda yerine getirildigi belirtiliyordu. Dolayisi ile isvecte kiz cocuklarinin pembe , erkek cocuklarin mavi seklinde bebeklikten baslayarak siniflandirilmadigi, yuvalarda ve okullarda erkek cocuklarinda bebeklerle oynadigi (oynatildigi) bir yapilanma sözkonusuki bu ilerleyen yaslardada kurumlarda devam ediyor. Sanirim bir kac onyil sonunda isvecte farkli bir sosyal yapi görucez.

  6. sayın emre dilek,
    başkalarının sayfasından
    cevap vermeyi hiç
    sevmem.ancak yazdıklarınıza
    genelinde hak verdiğim
    halde,isveçte bir kaç on yılda
    değil de,1987 yılında,
    sözkonusu olguya bizzat şahit
    olmuştum.malmö’de okyanusa bakan
    bir apart dairede
    ‘gun’adında bir hatun arkadaşım
    vardı.sosyal bilimci olan bu
    hatun;isveç toplum yapısının
    1960 sonrası esen özgürlük
    rüzgarlarıyla hiç te iyi
    bir sosyolojik değişime
    uğramadığını vurgulamıştı.

    özgürlük adına
    başlayan rüzgara kapılmış
    12-24 yaş arası gençler
    aynı tip tezgahtan çıkma
    birer robota dönüşmüştü.
    tıpkı yetişkin ebeveyinleri
    gibi.dünyanın en mutsuz
    kadınlarının alman ve isveçli
    olduğu söylenir,doğrudur da.

    işin değişik bir boyutu da,
    küçük yaşlarda başlayan seks,
    alkol ve uyuşturucu tüketimi
    konusudur.otuzuna gelen erkekler
    de tık yok,her türlü sapkınlık
    onlarda…istatistiklere göre,
    intihar olayında da dünyada
    birinci sırada.

    farklı sosyal yapı görme
    konusu sadece isveç’in değil,
    bütün avrupa’nın sorunudur.
    ekonomik ve siyasi varoluşun
    kalmadığı,iflas etmiş
    sistemlerden başka ne
    beklenebilirdi ki?

  7. selamlar ,
    Bence herkezin sayfasindan cevap vermelisin, bu blogg dunyasin bir amacida bu zaten. Ben kendi adima bana cevap verildiginde memnun oluyorum, görus alisverisi oluyor, her yazi yeni bir perspektif aciyor.

    Ben tolganin yorumundan sonra kendi yazimi bir kere daha okudum ve sanirim farkli kelimesi benim kullandigm anlamda anlasilmamis. Ben farkli bir sosyalyapi derken hakikaten farkli oldugunu belirtmek istedim, yani farkli kelimesine köu anlamini yuklemedim.

    Burda maalesef tolga ile görus ayriligi oldgumuz noktalar olucak, aha dogrusu görus ayriligi degilde, onun yargilarina benim tecrubelerimle bakildiginda ulasamiyor olmam. Bende 19 senedir isvecte yasyorum, isvecte universite master gibi yuksek okul okudum, ilk esimde isvecliydi, 16 yasindada bir kizim var.

    Avrupa icin ekonomik ve siyasi varolusun kalmadigi iflas etmis sistemler, yargisi. Bu nedemek bana biraz hamasi turk politikacisi söylemi gibi geldi anlamadim acikcasi.
    Istatistiklere göre isvec intiharda birinci sirda degil.Siralama su sekilde romanya, macaristan, dogu almanya,finlandiya, avusturya, isvicre,danimarka, almanya, isvec, luxemburg, japonya, vs.vs
    Ayrica mesela turkiye gibi ulkelerde bu katolik ulkelerdede göruluyor söyle bir saptama var intiharla ilgili olaylarda.
    Ülkemizdeki intihar oranları 1974-1998 arasında çok fazla değişmemiş genelde yüzbinde 1.5 ile 3 arasında kalmıştır. Son 10 yılda erkeklerdeki intihar oranları artma eğilimi göstermiş yüzbinde 2.5’in üzerinde değerler görülmüştür. Ülkemizde intihar sayıları ile ilgili veriler gerçeği tam manasıyla yansıtmamaktadır. İntihar dünyadaki birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de inançlarımızdan ve kültürel niteliklerimizden dolayı pek hoş karşılanmayan bir olaydır. İntihar etmiş kişilerin cenaze namazlarının kılınmıyor olması aileleri utandırabilmektedir. Kimi zaman aileler intihar olaylarını haber vermemekte, isterlerse gizleyebilmektedirler. Benzer durum hristiyan katolik ülkelerde de görülmektedir. Son yıllarda hristiyan ülkelerde intihar oranlarının artmasını bazı yazarlar kilisenin son zamanlarda intihar etmiş kişilerin cenaze törenlerini yapmayı reddetmiyor olmasına bağlamaktadır. Ülkemizde kadın erkek oranları dünyadaki verilerle uyum gösteriyor olsada intihar miktarının kayda geçenlerden daha fazla olma ihtimali yüksektir.

    Uyusturucu her ulkedeki gibi isvectede kullaniliyor ama toplumu kemiren tarzda bir sosyal problem degil.
    Kisaca söylemek istedigim kendimizin deger yargilari disindaki toplumlara garip bir ön yargi ile yaklasma durumu var. Sehir efsaneleri zaman zaman mantik ve aklin önune geciyor. Yani isvecli kadinlar dunyanin en mutsuzu diye yargilamak, guneydogudaki kadinlarimizin halini görmemeizi engelliyormu.
    Yine daha önceki yazida belirttigim sosyal kontruktivizmin bizim algilarimizi nasil etkiledigi, bizim bu yapilari nasil kendimize göre insa ettigimiz ve bunun snucunda o insa edilen olgularin dogal bir yaratilis gercegiymis gib kabul etmemiz , falan filan.

  8. Merhaba,benim Elif hanımın bloğundan cevap vermek istememem,etik olmayacağı düşüncemden kaynaklanmıştır.Sizin tezlerinize antitez oluşturmak gibi bir düşünce taşımıyorum.Sadece göreceli bazı kavramları tartışmaktır dileğim.Son derece yapıcı bir ifadeniz var,bu belki de gerçek yapınız,bilemem.Farklı bir ”sosyal yapı” söyleminizin ”olumlu” olması sizi bağlar.Ben bu şekilde düşünmüyorum.Sizin 19 yılınız İsveçte geçmiş,benim de uzun yıllarım Avrupa,Ortadoğu,(filistin kampları)ve Hindistan’da geçti.Bu açıdan,değişik sosyal kültürleri tanıma fırsatı buldum.
    Batı medyasının,çifte standartlı,hamasi batı politakacıları ve söylemlerini de iyi bilirim.Bisiklet veya yürüyerek sinemaya giden,ancak gen özelliğinden gazeteci döven vizyonsuz başbakanlarıda iyi bilirim.Karşı kültür deyimi, radikal öğrenciler, hippiler ve kimi entellektüeller, 19601ı yıl­ların sonlarına doğru, siyaset, iş ve aile ya­şamı konusunda, uzlaşımsal bir çerçeve içinde kabul görmüş değerlerle davranış ka­lıplarına ters düşen görüş ya da teoriler geliştirdikleri zaman popüler hale gelmiştir. Karşı kültür her şeyden önce geleneksel ve uzlaşımsal aile yaşamının engelleyici ve bastırıcı yönlerine karşı çıkışı, İnsanlara kendi hayatlarını yaşamalarına izin verme konusunda ısrarlı olmayı, çok çeşitli türden uyuşturucuyla tanışıklık içinde olmayı ve cinsel özgürlüğün erdemlerinin savunuculunu yapmayı içerir.Ayrıca Batı Kapitalizmi , belli bir sözde sosyal adalet öğretisiyle bireysel haklar anlayışını içeren bir ideoloji olarak yanlış değerlendirilmiştir.. Buna göre, kapitalizm ideolojisi,gelir ve refah düzeyiyle ilgili eşitsizliklerin, bireylerin ekonomik faaliyetlere yaptıkları farklı katkıların toplumsal bakımdan adil olan karşılıkları olduğunu savunduğunu ileri sürer;ne kadar büyük bir yanılgı,gerçekleri görmemek için gerçekten aptal olmak lazım veya tuzu kuru.. Söz konusu ideoloji, kapitalist toplumun var oluşu ve sağlıklı gelişimi için, belli bir takım hak ve özgürlüklerin gerekli olduğunu iddia eder. Buna göre, örneğin bireyler devletin keyfi iktidarından korunup, aynı devlet bireylerin ekonomik çıkarlarını, mülkiyet hakkını savunmak ve ticari sözleşmelerin geçerliliğini teminat altına almak suretiyle korumalıdır anlayışı yanlış olup;ilk başlarda geçerliliğini sürdürürken,kapitalde de belitildiği gibi ,kaçınılmaz olan gerçekleşmiş ve rayından çıkmıştır.AB’nin saçma bir ütopya olduğu,iflas eden liberal globalizmle şimdiden bittiği,ayağı sağlam yere basan Avrupa’lı entellektüeller tarafından ortaya konmuştur.

    Güneydoğu kadınımız;içinde yaşadığınız ülkenin ve müttefiklerinin oyunuları ve kışkıtmalarına rağmen,çoğu batılı kadından daha barışık,hümanist,sevecen ve misafirperverdir.Keşke o silahları,mayınları bize satmasaydılar.Keşke,bölücülerimize arka çıkmasaydılar.O kadınlarımız daha mutlu olabilirdi.Her iki taraf da evlat acısı yaşamazdı!Ancak bu,bugünün politikası değil,Yüzyılların politika ve entrikası…Silah da satmasalar
    ne yapacaklar?Yapacaklarını ben söyleyeyim mi?Vatanımızı Lozan’da parçalamayanlar,
    demokrasi ve özgürlük adına teröristlere
    yataklık yapacak,besleyecek,eğitecek.

    Din ve intihar konusuna gelince,Türkiye’de intihar edenlerin namazı kılınır.Türklerin ve doğunun temel taşlarını (buna laiklik ve aydınlanma süreci dahil)çalan batı için,başka bir deyişle,
    o felsefede ki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek olması gerekirken, daha sonra
    ahlakın ve dinin rasyonelliği­ni savunmak olduğuna inanmıştır,bu hiç de kolay bir iş değildir, çünkü bilim ve din
    yüzyıllardır birbirlerine karşı amansız bir mücadele içinde olmuşlar ve bilim, dinin otoritesi
    karşısında mutlak bir zafer kazanma yoluna girmiş,ancak batı için ahlak ve
    dinin bakış açısından tam bir felaket olmuştur.

    Bilimin dinin müdahaleleri karşısında özerkliğini kazanması hiç kuşku yok ki iyi bir şeydir…Batının yaşlı nüfusunu,iflas etmiş ekonomilerini en iyi sizin sentezlemenizi beklerdim…Önümüzde ki yıllarda,uzakdoğu ve asyadan yana tavır alınacağı apaçık gözükmektedir.Bunu ben söylemiyorum,sistemlerine sosyalist çıkış arayan,kafası çalışan batılı ekonomi profları söylüyor.Kapalı kapılar ardından,
    Rusya,İran,Suriye,Hindistan,Çin vb ülkelerle yapılan görüşmeler bunun en çarpıcı örneğini göstermektedir.Enerji ve maliyetsiz işçi konusuna hiç girmeyeceği.İsveç yazılı ve görsel basını sizleri yanıltmasın…Batı üçüncü dünya ülkelerine çifte standart yapar,kendi iflas etmiş ulusal değerleri olduğu zaman faşist ve acımasızca aslan kesilir.Filistin’deki soykırıma neden ses çıkartamıyorlar?Onların özgürlük ve demokrasi demogojilerine inanmıyorum.

    Siz intihar konusunda rakkamalar vermişsiniz,biraz da AB ülkelerinde ki işsizlik , büyük şirket iflasları,varoşlarda ki sosyal patlamalar ile ilgili istatistiki bilgilerde verirseniz çok aydınlanmış olurum…

    Gecenin 2:30’u ve biraz hızlı yazdım,imla hataları için affola…

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


4 × 2 =