ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu

İnternette yazmak, okyanusa içinde mesaj olan şişe salmak gibi birşey. Benim şişemi siz buldunuz.

Konfüç

Dün kısa bir belgesel seyrediyorum: Kuzey Kore ile ilgili. Yabancıların girmesi hemen hemen imkansız. Giren gazeteciler tek başlarına dolaşamıyorlar. Yanlarında birkaç kişi, arkalarında birkaç kişi. sadec bu kişilerin götürdüğü yerlere girebiliyorlar. Ayrıca dinleniyorlar ve giz<li kamerayla izleniyorlar ve çöpleri önce karıştırılıp, kontrol edilip öyle atılıyor.

Hiç alakası yok ama bana şu Darbe filmini yaparken karşılaştığım bir durumu hatırlattı. Harbiyeliler’in- hani şu başarılamayan darbeden sonra okuldan atılan Harbiyeliler’den bahsediyorum- toplantısına gittik. Kayıt için izin almışız. Herkesin haberi var. Ben tek kişi yerine topluca çekim yapayım dedim. Sohbet gibi, herkes katılsın. Önümde kazık kadar bir sürü adam. ama gittikçe azalıyorlar! Aaaa! Arkamı dönüp bir baktım, başkomutan efendi bunlara eliyle kaşıyla şiiişt, konuşma, çık, kalk filan yapıyor. Kaydı filmde kullanmamıştım.

Kuzey Kore’de bomboş yollar- insanların benzin parası yok. Zaten araba yok. ama nasıl bomboş? Resmen terkedilmiş gibi. Bomboş. Ve bir geniş dörtyolda bi kadın trafik memuru o bomboş yolu yönetiyor. Sokaklarda hiç durmadan hoparlörden müzik yayınlıyorlar. Halkın moraline ve iyi ahlakına uygun, yumuşak soprano seslerinden birşeyler. Yaşlılar ve sakatlar şehir dışlarında tutuluyormuş. Görüntüyü bozuyorlar. Sokakta insanların yabancılarla değil konuşması, gözgöze gelmesi yasak. O kalabalık metrolarda bu insanların böcek ilacı görmüş karınca gibi kameradan uzak durup başlarını eğip hızlı hızlı yürümeleri içler acısı.

Ama daha içler acısı birşey var ki, o da binlerce Kuzey Koreli’nin açlıktan ve hastalıktan telef olması. Ben bu açlık şeyinin oldu mu herkesi birden öldürdüğünü sanırdım. Sonra Etiyopya ile ilgili çok iyi bir kitap okudum. O gördüğümüz aç sefil çocuklar, ülkenin bir bölümündeki zavallılıklar. Diğer bölgelerde devlet adamları, vesaire, maşaallah damızlık boğa gibi kırıtıyorlar. K. Kore’de de hal böyle.

Bir zamanlar saçımı ördürüyordum ben 8 saat filan süren birşey. fildişi Sahilleri’nden, Yapo asdlı bir kadın örüyordu. Gerçek saçla, başkasının gerçek saçını karıştırıyorlar. Çok tehlikeli bir yerdeydi dükkanı. Hava kararınca kepenkleri indiriyorduk. Kadıncağızı Brian’la evine kadar götürüyorduk. arabada vudu müziği CD’si vardı bir defasında. Gözleri açıldı, nefes nefese: vudu bu. Bunu kapatır mısınız? demişti. Şimdi o CD’yi dinliyorum da, aklıma geldi.

Bu kadar milyonlarca millet, açlık içinde, 2004′te ölmüş önderleri ruhunu teslim ederken gökyüzünden kuşlar inmiş, ruhu alacaklarmış ama halka bakmışlar, inim inim inleyen halkın acısına dayanamayıp bırakmışlar yeryüzünde. Bunu suratlarında bir kıl kıpırdamadan, büyük ciddiyetle söylüyorlar. K. Kore’de diyorum. Laf karıştı.

Bu insanlar başkaldırsa ya! Ama dışarıdan pek romantik görünen bazı felsefe ve inançlar, içeride o insanların ruhlarına pranga geçirmiş olabilir. Cevap: Konfüşyus! Atalara ve yöneticilere başeğme, inançlarında var.

O çok romantik Budizm de pek hoş görünmemişti gözüme Tayland’da. Yeniden doğuşa inanmak sevimli, ama her doğuşta bir önceki günahlarına layık yaşayacaksın dedin mi, sakatların hali harap!

Zaten genel olarak insanların doğasında derin filozofiyi bir kenara bırakıp, şekle yapışmak vardır. Budizm de gayet banal yaşanıp gidiyor.

Şimdi efenim, bu sefalet, K. Kore’de var, bir de devlet insan haklarına karşı olduğu için yurtdışından yardım yok. Yani sonuçta cezalandırılan devlet adamları değil, birkaç milyon baldırı çıplak insancağız. İnsancağızların beyni, dışarının korkunçluğuyla yıkanıyor, zaten açlar. Nerelerini kaldırıp devrim yapacaklar? Ama dış ülkeler de yardıma başlarsa, yine semiren devletin başıdakiler olacak. Hem de dış ülke, insan haklarına yapılan saldırıları destekliyormuş gibi görünecek. İki ucu boklu değnek.

Çin’de işler farklı oldu. Mao öldü, Komünist Parti’nin belkemiği kişiler yaşlandı. Amerika kapıları açıverdi. Altına hücum! Çin, devlet yönetimi komünist, ancak ekonomisi kapitalist bir ülke bugün. Amerika’nın en büyük dış borcunun olduğu bir ülke. Dolar milyarderleri ile dolu, ortasınıfı gün geçtikçe güçlenen, bildiğimiz serbest pazar, serbest para ülkesi. Millet iş bulmaya oraya gidiyor. Herkes harıl harıl Çince öğreniyor. Ama başta tek parti, ekonomide değil de, politika hakkında konuşanı idam ettikleri bir acaip yer.

Herneyse. Ben Kore yemeklerine bayılırım. En sevdiğim mutfakalardandır. Burada okula geldiğimde farketmiştim: Koreliler- tabii Güney Koreliler hep biraradaydılar. İngilizce’leri yok gibiydi ve başka ülkelerden insanlara pek açık değillerdi. Ama üç tane Koreli arkadaşım vardı. Bir tanesi eve çıkmıştı. Bana yemek yapmıştı. Kimçiyi lilk kez onun evinde yedim. Çok acı lahana turşusu gibi.

İşim komik tarafı, Güney Kore’de de Konfüçyus felsefesi güçlü. Ama orada fabrika patronlarına yöneltmişler hayranlıklarını. Hyundai’nin seksen yaşındaki patronuna tapınıyorlar mesela. Tabii diğer Kore’deki kadar vahim değil. O ölünce kuşlar ruhunu bırakır mı, alır mı, bilemem. Ne de olsa öbür kuşlar komünist kuşlardı. Ruhu kendilerine almadılar. Bunlar kapitalist kuş. Belki adamın ruhunu konserveleyip tüketicinin beğenisine sunarlar.

Ben çocukken çok okumuştum Konfüçyus. O felsefedeki düzen, hayatın tamamen emniyetli olması- kim alt, kim üst, kime boyun eğilinecek, kim sana boyun eğecek- tatlı ve korunaklı gelmişti. Ama onu okurken ve içim ısınırken neden içimin ısındığını ve neden tam doğru olamayacağını ve insanın iç ısınıklık halinin illa da yaşanabilir ve istenebilir ve tahammül edilebilinir bir hayat olmadığını anlamıştım.  Arada bir din tarafı ağır basan Türk gazeteleri okuyorum. Köşe yazarlarını takip ediyorum. O ısınıklık hali geri dönüyor. Sonra kolları sıvayıp, demir alıyorum. Yelkenleri açıyorum ve yola devam.

One Comment on Konfüç

hülya ... 1

selam
blogunu ilk ziyaretim ve ilk okuduğum postun.
o korelilerin, çinlilerin, fildişlinin (var mı böyle bir ulus:) sinmişliği çok yabancı değil bize bence. misal; 80 darbesinden hemen sonra bu yazdıklarını dile getirmek bile imkansızdı türkiyede. kaç kişi abudik gubidik suçlamalarla hapislerde çürüdü, işkence gördü, asıldı. şimdi durduğumuz yerden bakınca acıyoruz biz o adamcıkların haline.. ironik değil mi?

Posted date February 4th, 2010 at 7:38 pm

Leave a Reply

(required)
(will not be published, but required)
(opitional)
XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
 

Recently

© ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu