Burada haftabaşından beri sel götürüyor ya, benim de biraz boğazım şeyediyordu haftabaşı. Gideyim, dedim havuza. Nasıl olsa yıldırım hali yok- her havada açığız diye hava atıyorlar. Gideyim ben havuza, yağmur yere paralel yağıyor ve hatta yerden yukarı yağıyor, hava o kadar berbat ama şöyle hiçbirşey yokmuş gibi ortada, burnumdan su damlayarak gireyim içeriye. Aaaaa, ne cesaret! Bugün kimse gelmez sanmıştk filan desinler. Bir tane zavallı can kurtaranı yollasınlar peşimden. Can kurtaran şakır şakır yağmurun altında bana küfrede ede beklesin 4 kilometre yüzeyim diye. Bir özel hissedeyim kendimi, yenmeyeyim de yanımda yatılayım!
Ama bir gittim ki havuza, otopark araba dolu! İçeriye girdim- günaydın filan. Gayet sıradan. Havuzda kim hangi bölümde yüzüyor, seçilmiyor. o kadar çok sis ve o kadar sert yağmur. Bir de su jimnastiği bölümü var ki, yüzlerine aşina olduğum bütün ihtiyarlar aynen, müzik eşliğinde zıplayıp duruyorlar.
(Hasta iken jimnastik işlerine aynen devam etmek benim özelliğim sanırken, New York Times’da okuduğum bir yazı ile dünyam başıma yıkılmıştı. Ama yıllar önce. Meğer genel birşeymiş ve üstelik bazı doktorlar, hiç işleri yok, araştırmışlar. Ateş değil- hatta hafif ateş- ama boğaz ağrısı, soğuk algınlığı, burun tıkanıklığı sırasında zaten başka zamanlarda da spor yapanlar spor yaptıklarında kendilerini daha iyi hissediyor ve hatta daha çabuk iyileşiyorlarmış. Kanın pompalanmasına bağlıyor doktorlar. Ben de boğaz ağrımın spordan sonra çok hafiflediğine, burnumu açılıp, başağrımın geçtiğine şahidim. Kendi iyileşmeme şahitlik etmek ne demekse! Yani özel bir durum, bir çılgınlık, vay beeeeaahhh olayı değil.)
Hadi ordan, siz de be! İnsanın özelliğine turşu suyu sıkarsınız zaten hep!
Haftasonu bir Haiti restoranına gidelim, dedim. Hani içeriye gireceğim, selamın aleyküm, aleyküm esselam- hiç Haiti yemeği yememiştik ama işte bu felaket vesile oldu, kısmet bugüneymiş.
Restorana bir girdik ki, içerisi benim gibi Haiti’yi uzaktan kucaklamak isteyen beyaz müşterilerle dolu! Kimi aşçının fotoğrafını çekiyor; bloguna koyacak. Kimi elinde çek, sırtında torba torba yiyecek, giyecek, kime vereyim de yollansın diye bakınıyor. Duvarlarda aşçı ve hem de restoran sahibinin Bill Clinton’la filan resimleri. Masalarda komünist manifestolar. Ulen, dedim! Burada da rahat yok! Bir özel hissedemedim kendimi!
Sonra oturup düşündüm: Ama özelim işte. Bana ne!!!! Yani o kadar Haitili öldü ama neresinden baksan birkaç baldırı çıplak. Ha ölmüş, ha yaşamış! Ne faydası var dünyaya? Ne özellikleri olabilirdi ki? Halbuki ben ölseydim orada! Ü-hüüü! Yer yerinden oynardı!
Sonra bir düşman gibi haberler üzerime üzerime gelmeye başladı: Haiti’de kadın haklarının savunucusu, başını bu yola koymuş bir kadın aktivist ölmüş. Bir adam, kimsesiz çocuklar için yurt kurmuş, kurmak için, o parayı bulmak için yıllarca karnı sırtına yapışık, fakirlik içinde gezmiş de yine de vazgeçmemiş hayallerinden. Başka birisi dünyanın öbür tarafından gitmiş oralara. Hastalıklarla savaşmak için. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın hemen hepsi ölmüş. Ayol bu ne? Özel insan özerk bölgesi midir, nedir? Ben de en özel yemeği ısmarlayacağım menüde ama en özel görünenler hep geleneksel Haiti yemeği!
Hani bizim Divan Consort’un Avrupa turnesi var ya, onun Portekiz ayağında (!), Portekizli bir yeni besteci seslendirelim diye tutturmuştum. Türk soprano, çok özel bir ses, özel bir oda orkestrasıyla bizim şu fukara bestecimizin bir eserine hayat verecek!!!! Cek cek cek!!!! Eseri buldular. Tutuşturdular elime. Ama yanında bir de kayıt. Bestecinin bulunduğu bir konserden bir kayıt. Bir de soprano söylemiş o eseri! anacığım ne güzel söylemiş! Yav, özelim demekle olmaz, en az o kadın kadar iyi söylemek lazım ki, gururumuza halel gelmesin! Bir de kendi başıma bu çalışmalı, zorlu eseri çıkarttım, iyi mi?
Haiti ile ilgili bir yazı okuyorum. Altında bir not: dini kuruluş yoluyla değil, başka şekillerde para yollamak isterseniz – ki Amerika’da zordur, her tarafımız fener burada- şunu tavsiye ederim.
Tıkladık. ve bir dünya açıldı ki bana, hani ben bundan yapsam, yapsak, olsa, ama yok ki, çünkü ben özelim ya, o yüzden başkaları düşünememiş, eh, benim de zamanım yok şeklinde beynimde yoğurduğum her halt zaten var: Ateist Yardımseverler, Ateistler İş Başında, Ateistler Evsizliğe Karşı, Ateistler Okul Kuruyor. Aklınıza gelen her ne kadar sosyal yardımlaşma cinsi var ise, meğer onun bir ateist tarzı da var ki, ben yoktur ve sadece ben düşünmüşümdür, özel biri olarak diye ümit ediyordum.
Vay anasını sayın seyirciler! Bu ülkede özel hissetmek için ne yapmak lazım?
Bugün, yine yağmurdan burnumun ucunu göremeyerek, ama komşuların kulaç çırpıntılarını gayet net duyarak yüzdüm. Sonra çıktım, bir marketten donmuş kurbağa bacağı aldım ki, bir Lübnan restoranında yediğimde, ekşili ekşili, çok beğenmiş, hatta ben bu çok özel ağız tadıma nereden bulacağım bunları da, evde pişireceğim diye hayıflanırken bizim komşu markette marka marka bulundurduklarını farkettim. Neyse efendim, yağmur her yönden yağıyor, araba rüzgardan savruluyor. Ve herkes sağdan tıngır mıngır giderken, ulan dedim, ben bu özel olma işine çare bulmazsam gözüm açık gideceğim. Geçtim en sola, bastım gaza. İbre 140 kilometreyi gösterirken, tek başıma sol şeritte kendimi bir özel hissettim, görmeyin!
Şimdi çok özel bir blog arkadaşımın isteği üzerine, çok özel bir adamdan haberler:
Anatol ile 4. sınıf yazması yapıyoruz. Aavallı öğretmeni kocaman bir liste hazırlamış, sevinçle getirdi: Bu kelimeler, 4. sınıfta bir çocuğun okuması gereken kelimeler. Al Anatolcuğum, öğrenmeye çalış ve oyalan. Bu sene. Anatol kağıdı eline alıp baştan sona okumaz mı? Kadıncağızın suratındaki ifade… Ama dedim, üzülmeyin. Bu kelimeler çok zor. Yazamaz. Ben hegün 5 tane öğreteyim, siz hergün kontrol edin. İşte böyle idare ediyoruz. 1. sınıfların matematiğini de bitirmek üzere. Önce biraz zorlandı. Ben de sevindim. Hah, yavaş yavaş, bir soru bir soru yaparız bunları. Sonra anladı birden, şimdi şakır şakır, toplama, çıkartma. Benden daha hızlı yaptığı için çok bozuğum.
Biz en derin sohbetlerimizi tuvalette veya duşta yaparız. Geçen gün bir vücut ölünce ne olur, onu konuştuk. Oradan hücre yapısı, orada DNA. Sonra beyin. Korteks nedir, cerebellum nedir. Gözlerini açmış dinlemiyor mu, sıcak suyun altında. Hem öpüp kokluyorum, hem de anlatıyorum: “Beynin bir bölümü de taa belkemiğinde, ne acaip, değil mi?????”







January 21, 2010





seni bilmem (bana göre özelsin de) ama Anatol pek özel.
Binicilik, bale, keman, yuzmeden baska bilmedigimiz daha ne ugraslari var, annesi?
Sevgiler…
Yuzmeye ara verdik. Birkac ogretmen degisimi icine korku verdi. Biraz bekliyoruz.
) Fransizca’ya basladik simdi. Dili kirilsin diye- ne demekse! Hani aksani zordur diye, ondan baslayalim dedim.
Su attan bir onceki resimdeki cocuk en iyi arkadasi. Cinli. Anne ve babasi hemen hemen hic Ingilizce bilmiyorlar. O da bir dev melek! Oyle uysal, sessiz bir cocuk ki. Ama gordugun gibi, enine, boyuna!
Onun bir ustundeki, sincaplari korkutmadan seyretmek icin kendisinin yaptigi bir gorunmezlik kostumu.
Onun bir ustunde bana karides ayikliyor.
Boyle iste… Erkek cocuklarinin macera ve hayalguclerini anlatan kitaplar vardir ya, oyle yasayip gidiyoruz.
))))
Benim kendimi en özel hissettiğim an Adalın beni öpüp en sevdiğim kişi sensin , seni çok seviyorum dediği veya kapıdan içeri girince Koral ın alkış alkış yaparak bana koştuğu anlar. Onların yerini başka bir özellik tutamaz herhalde.
Anatol ile ilgili yazdığın için çok sevindim. Valla sizin kadar bizde gurur duyuyoruz onunla ve özledik hepinizi. Svg.
Kitapcida haitili yazarlarin kitaplari diye bir bolum acildi, bana garip geliyor, felaket dayanismasindan ziyade sov ve satis amacli duyarlilik! Oglus sahane, karides ayiklarkenki ciddiyeti ve kivircik saclarini oglusuma benzettim:)
Neee 4 km mi?!:-o Bravo sana!;-)
Anatol icin home school durumu aklindan geciyor mu? Zira boyle giderseniz normal okula baslayinca mutsuz olabilir bu cocuk. Ben degil uzmanlar diyor! Daha grade 1 olmadi di mi? Ya da ozel bir programa devam eder belki. Bravo ona.
Daha neler, elbette cok ozelsin, en azindan biz arkadaslarin hissettiremedik mi bunu sana, ayip bize!:-)
cok mutlu oldum, sagol..:)
Size İstanbul’dan çok özel selamlar sarkıtsam, sevgiler göndersem olur mu?
Sayfanızda bir yıl dönümünü ben hatırlatayım..siz hüthüt(israil) kuşunuzla havuza girmeye devam edin
…….Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde Mossad ve Barzani isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?
http://www.youtube.com/watch?v=rf6v6tGS0V8
http://www.frmtr.com/turkiyeye-sahip-cik/1106145-24-ocak-ugur-mumcu-nun-anisina-ugur-mumcu-ve-kurt-dosyasi.html
http://www.youtube.com/watch?v=VfqMPKPPYgc
Selda Bağcan – Uğurlar Olsun
http://www.dailymotion.com/video/x4xlvn_uurlar-olsun-selda-bacan-uur-mumcu_music