Annem bu deyimi bir sokak kedileri için kullanır- hani şu ensesi kalın erkek kediler vardır, yüzü gözü çizik içinde, ağızları dam üstünde, karı peşinde koşup mauuuuvlamaktan yusyuvarlak kalmış, arka bacakları ön bacaklarından uzun kediler- bir de zamanında eğlenmesini bilmiş teyzem için.
Deyimin nereden geldiğine dair bir ortak görüş yok. Ben eskiden kabadayılara verilen bir ceza imiş diye biliyordum ama köpekler kavgada kaptırmasın diye kulakları kesilir ya, oradan geliyor diyorlar. Bir de muzurluk eden dervişin kulağından küpesini cart diye çekip kulağını hacamat ederlermiş, oradan geliyor diyen de var.
Benim bildiğim en ünlü kulak memesi Van Gogh’undur. Bir çılgınlık zamanında kesip bir orospuya hediye diye vermiş de, kadın şakkadanak düşüp bayılmış derler. Ama şimdi başka şey diyorlar: Dediklerine göre, kendini kesip biçen insanlar öyle bıçağı alıp kulak memesi zırtlatmazlarmış. Kollarını, bacaklarını keserlermiş, vesaire. Van Gogh’un olaydan sonra yazdığı mektuplarında da bir gizem var. Mesela canavar gitti diyor. Özür dilerim diyor.
Gauguin, Van Gogh’la o sırada oda arkadaşı. Van Gogh bir ressam komünü kurmak derdinde. Arles’in kadınları pek güzelmiş diye oralara gidiyor. Bir yerde bir kere tanıştığı Gauguin’e tutturuyor, buraya yanıma gel. Gauguin maço. İt. zengin. Karısını, çocuklarını terkedip, boyasını kanvasını almış, serseriliğe çıkmış. Öyle ressam komünü filan çekecek hali yok. Ama Van Gogh takıntılı. Sonunda Van Gogh’un erkek kardeşi- sanat galerisi sahibi, ağabeyine çok düşkün Teo Gauguin’in ağzından girip burnundan çıkıyor. Tablolarını galerimde satarım filan diye gözünü boyayıp Van Gogh’un yanına taşındırttırıyor.
Birleşme mutsuz. Van Gogh birkaç dilde devamlı kitap okuyan, düşünen, hiç durmadan konuşan, yazan, sinir sahibi bir adamcağız. Gauguin karı kız peşinde, içkici, dövüşçü. Usta eskrimci. Kılınçlarını bilem getirmiş küçücük kasabaya. Birlikte kerhaneye gidiyorlar. Van Gogh sıfır. Gauguin 10. Parasını bassa dinlemiyor kadın kısmı Van Gogh’u.
Netekim, şimdi sanat tarihçilerinin bir tahminine göre, birgün sokakta van Gogh sanat filozofisi, ben kimim, neden hiçbir kadın benimle şeyetmiyor diye vırvır ederken, Gauguin çekiyor kılıncını, eyyyt beah, mıçarım ben böyle sohbetin içine diyerek zavallı Van Gogh’un kulak memesini kopartıveriyor. (Ya da aynı orospuya mı aşıklardı belki de.) Van Gogh bir ressama yaraşır biçimde kulağından düşen parçayı alıyor. Zarfa koyup gözde fahişesine veriyor. Odasına gidip başını sarmalıyor ve bayılıp kalıyor.
Gauguin o gün, bir daha dönmemek üzere terketti o mahalleyi. Paris’e gitti. Teo’ya, ağabeyin zor durumda diye telegraf çektikten sonra. Sonra Tahiti ve Polonezya’ya gitti. Frengiden öldü. Bir dolu çok güzel tablodan sonra. Resimleri güzeldir.

Van Gogh (fan Hoh diye okunur) kendini tımarhaneye koydurttu birkaç kez. Kardeşi onu tımarhaneye koydu birkaç kez. Mahalleli bile imza toplayıp tımarhaneye tıktı bir kez. Birgün, çok ama çok depresyondayken tımarhaneden çıktı, yürüdü, yürüdü ve bir tarlanın ortasında kendini göğsünden vurdu. Yarasının ölümcül olduğunu bilemeden geri yürüdü. İki gün sonra öldü. 37 yaşında. Resimleri olağanüstüdür.


January 10, 2010





yazı çok güzel olmuş..teşekkürler