Amazonlar’ın balta girmemiş ormanlarında yaşayan insanlara ilk kez ayna uzatılınca önce bir bakmışlar. Aynadakinin kendileri olduğunu anlamaları biraz zaman almış tabii. Bizi basit işleyişli canlılardan ayıran özelliklerden biridir aynadakinin başka biri değil, kendimiz olduğunu anlayabilmemiz. Birkaç karmaşık canlıda daha var bu yetenek.
Aksin kendilerine ait olduğunu anlayınca aynayı bırakamaz olmuşlar. Böyle bir kayıt seyretmiştim ben. Gülüyorlar, ağızlarının içine bakıyorlar, dişlerini inceliyorlar, vesaire.
Yine böyle, modern hayatla karşılaşmamış -modern demeyelim, onlar da kendi zamanlarında modern olduklarına göre- dünyadaki çoğunluğun hayatıyla karşılaşmamış insanlara fotoğraf kamerası ile yaklaşıp da fotoğraflarını çekip de gösterince, refleks biraz düşmanca oluyor. Ruhundan bir parça çalınmış gibi. Hoşlanmıyorlar bu işten.
(“Modern” milletlerde de kesilmiş saçını, tırnaklarını özenle çöpe atanlar vardır. Onlar da ruhlarının bir parçasının saç ve tırnakta olduğuna inanıyor olmalılar ki, korktukları şey bu parçaların kötü niyetli birinin eline geçip büyüde kullanılmasıdır.)
Videoları çekilen orman halkı daha bir sakin karşılıyor olayı. Herhalde gelip geçici bir kaçırma olayı gibi gördüklerinden.
Basit canlılar, birşeyin arkasına saklanmış objeyi yok oldu sanırlar. Bebeklerin de beyinleri belli bir olgunluğa gelinceye kadar, odadan çıkan annelerinin peşinden ağlamaları bundandır. Anneleri yokoldu sanırlar. İyi bir evrim taktiği. Böylece anne bebeği gözünün önünden ayırmaz ve ayıramaz ve bebeğin de güvenliği sağlanmış olur. Bazı az gelişmiş hayvanlar da mesela bir oyuncağı bir kutunun arkasına saklarsanız, oraya bakmayı akıl edemezler. Obje göz önünde değilse artık “yok” olmuştur.
Bazı küçük çocuklar, televizyonuın içinde minik bir dünya var zannederler. Televizyon açılınca ortaya çıkan- canlanan- “var olan”- artık ne derseniz ve televizyon kapanınca puf diye buharlaşıveren canlılar.
Şimdi, demek birşey kapatılınca kaybolmuyor. Yasaklanınca havaya karışıp bittiiii olmuyor. En güzeli, istenmeyen birşeyi zap diye zaplayıp kurtulmak. İnsan hakları filan ile olamayacak hale getirilmiş, ama çok çekici bir hayal. Ya da insanların beyinlerini çamaşır uvar gibi uvmak, çitilemek, kaynar suda bekletmek. Çamaşır suyunda beyazlatmak. Bize pek yabancı bir durum değil. Sağcıyı solcuyu böyle dizisever yapmışlardı. Fakat sayı çok olunca çitilemek de biraz el yıpratır gibi.
Ya da kapatacaksın televizyonu, bittiiii diyeceksin. Önüne oturmuş bebek salyaları arasından gülüp el çırpacak. Elini birşeye uzatacak, cızzzz diye bağıracaksın. Dudağını bükecek; eline bir şıngırmıngır sesli oyuncak tutuşturacaksın. Sen televizyondaki şeyin hala biryerlerde ilerlediğini biliyorsun. Çocuk da çocuk kalmayacak ya yirmi yıl! Belki biraz anlayışı kıt olur ona buna dokunma, cız diye bağırıp durursan. Belki pısırık olur ileride. Ya da ana babasından gördüğü gibi saldırgan olur hafifçe. Ama oh be! Şu televizyon vardı ya, amma kafa ütülüyordu. Ben şu köşede bir beş dakika kestireyim çocuğum. Sonra açar bakarız program değişmiş mi, değişmemiş mi diye, olur mu canım?

December 11, 2009





Kapatınca kurtuldular sanıyorlar, halbuki daha da alevlendirecekler haberleri yok. Kafayı yemiş bunlar iyice.
Bir musibet bin nasihattan iyidir!Bir dahaki sefere siyaset yaparken daha dikkatli olurlar! Bu sonucu sadece devlete yuklemesinler, kendileri de ellerinden geleni yaptilar dogrusu bu sonuc icin, bilmeleri lazimdi bu ulkenin bir anayasasi, siyaset hukuku var oyle ya da boyle, her vatandas gibi uymalari lazim, nihayetinde demokrasi cogunlugun istedigi sey zaten, kimse kimseyi inkar etmiyor ama herseyin bir usulu var!
Yeni parti illa gelir ve umarim daha akillica davaranirlar da demokrasi adina guzel seyler olur… Anayasa, hukuk degismedikce baska yolu yok! Kapatilmasinin aksi ancak hukuka aykirilik olurdu…
beni de kapatsınlar
İnanmak istediğiniz varsayımlarınız hoş
)
Basit canlı diye bahsettiğiniz şey obje saklanınca yok oldu varsayımında bulunmaz.durağan gözükmesi sizi aldatıyor olabilir (domuz gribi virüsü bile kendisini geliştiriyor her şarta karşı, kendine tehdite her an hazırlıklı).Basit canlı düşüncesi kişinin kendini fazla akıllı sanmasının zannı mıdır?..:)
Her neyse hiç bir varlık göz önünden kaybolan yok oldu farzetmez,bu epeyce hüsnü-kuruntudur.Ah derseniz ki pavlov’un şartlı refleksine göre eğitiliyoruz veya tepkisizleştiriliyoruz buna evet derim.Her basit varlık dediğiniz(basit canlılarınız yani)kendisini geliştirmeye matuf planlanmıştır.Yokluk üzerine işlemez onun varlığı.Vahşi doğada av peşindeki vahşi hayvan aniden gözden kaybolan avının şaşkınlığını çok yaşamaz yok olmadığının bilincindedir.Pusuya yatmaya oradan ayrılmamaya ve kararlı duruşunu sektirmeden sergiler.Bebek konusuna gelince daha dikaktli incelemenizi salık veririm bu konuyu.Acaba ağlayış yok olmanın korksuyla mı ilgilidir yoksa elde var olan tek silahın ustalıkla kullanılışı mıdır?..Yokluk varsayımınızı tepkisizleştirmenin sistematize etkileşimden sonra kabul edebilirim ancak.İlkellik dediğiniz şey o açıdan sistematik tepkisizleştirilmeye maruz bırakılmanın etkisinden çok daha farkındalık içeren bir durumdur.Sevgiler
Daha basit ifadeyle “basit canlılar, birşeyin arkasına saklanmış objeyi yok oldu sanmaz”..Anlayabilmeniz için vücuda giren mikrop bertaraf edildi diye önlem almaktan vazgeçmez vücut(bağışıklık sisteminin onlarca yıla uzanan önlemi sürer).İlkelliği basitize etmek toptan canlılar aleminin evrimini hiçe saymak olacaktır.En basit canlı bile kendisi dışındaki varlıkların var olduğunun bilinciyle davranış kalıplarını belirler.Dediğim gibi görmediğini yok saymak olsa olsa başını deve kuşu misali kuma gömmeyi size empoze eden birilerinin sistematiğiyle edinebilirsiniz.Kendi sezgi ve güdüleriniz etkisizleştirilmeye maruz bırakılırsa bunu yaparsınız..Basit canlı herşeyin çok daha fazla farkındadır bilesiniz !..
Tv kapatmak birşeyi yokluğa itmek anlamı da taşımıyor.Sorunları görmezden gelmek insanın problemden kaçma, sorun istememe, huzurunu bozmama arzusundan mı acaba?Var olan meseleyi ertelemeyi seçmek(günlük hayatta da bunu yapmıyor muyuz)ağızları kapatınca yok saymak mıdır? Yoksa yüzleşmekten mi kaçınmaktır?Bu insan psikolojisini diğer canlılar(basit) üzerinden açıklamaya çalışmak ne derecede doğru o halde? Oturup düşünmek gerek
)
Cano, bu kapatilan 10. Kurt asilli parti. Insan kafasini 10 kere duvara vurur mu? Bizde kapatan da, kapatilan da vuruyor. Demek baska bir cevap lazim.
Yasal ama hukuki degil. Hukuki olmasi icin anayasanin degismesi lazim. Ona da sira gelecek gibi degil sanki.
Parti kapatmak, kapatilan partiye oy verene haksizlik ama sanirim kapatildigi ulkenin halkini da olgunlasmaktan alikoyuyor.
Mtn,
Basit canlilardan kasit, basit memeli canlilardir. Benim gozlemlerimle ilgisi olan birsey degil. Uzerinde deneyler yapilmis, universitede davranis psikolojisi derslerinde ogretilen deneyler bunlar. Siz basit organizmalarin hayatta kalmak icin kendini uyarlamasiyla, bir canlinin kendi ve baskasi oldugu- benlik bilinci konusunu birbirine karistiriyorsunuz. Bir organizmanin savunmaya gecmesi icin, karmasik benlik bilinci olmasi sart degildir. Mikrop, virus, kendi kendisinin kendisi oldugunu bilemez. Ama bilen memeliler var. Bahis buydu.
Bebekle ilgili bahis de aynen, deneyler ve sonuclarindan alinti.
Sanirim tam anlasilamayan detaylarda kaybolmussunuz.
)
Yazınızda herhangibir bilimsel deneye atıf göremedim.Benlik bilinci her organizmada var ne yazık ki.Bu sizin adlandırdığınız basit organizmalarda bile söz konusu.Yani sizin benlik kavramından anladığınız anlamıyla değil(benim ismim ahmet mehmet demiyor tabii bu basit organizma).Bilimsel veri veya atıflarda bulunarak yazınızı desteklemeniz benim arzum.Ben yazdım öyleyse doğru mantığınızı kabul edemiyorum açıkçası.Buyrun size basit organizmanın kendi benlik tanımlamasıyla ilgili bir yazı(Penn State Üniversitesi araştırmacısı Omer Falik-Ben de Varım!
Hayvanlarda benlik bilincinin yokluğunu savunanlar,
acaba bu haberi okuyunca ne diyecekler?!
Benlik ‘duygusu’, bırakın hayvanları, bir bezelye tanesinde bile
var; ama belki tam olarak anladığımız biçimiyle
değil. Falik’e göre, yanyana büyüyen
iki bezelye tohumunu toprağa ekmek, kardeşi
kardeşe düşman etmek anlamına gelebilir.
Ya da aynı bitkinin farklı parçalarını. Bir
bakmışsınız ki bu farklı bölümler, bir kez
ayrıldıktan sonra birbirlerini birer yabancı
olarak algılamaya başlamışlar.
“Asıl sorumuz” diyor Falik, “sınırlı kaynaklara
ulaşmak için başkalarının kökleriyle rekabet
halinde olan bitkilerin, kimin dost kimin
düşman olduğunu nasıl anladıklarıydı.)
……….Kısa bir kesitini sunduğum bir bilimsel yazı bu.Her dakika yeni birşey keşfedilirken bilimi sabitleyici önyargılardan arınmak gerektiği açık.Daha bu yıl yeni hiç bilinmeyen canlı türleri keşfedildi biliyorsunuz.Bu yüzden benlik olgunuzla ilgili yazınızı yeniden gözden geçirmenizi tavsiye ederim.Sevgiyle kalın..
Araştırma hakkındaki makale:
BEN DE VARIM!
Hayvanlarda benlik bilincinin yokluğunu savunanlar,acaba bu haberi okuyunca ne diyecekler?!
Penn State Üniversitesi araştırmacısı Omer Falik diyor ki benlik ‘duygusu’, bırakın hayvanları, bir bezelye tanesinde bile
var; ama belki tam olarak anladığımız biçimiyle değil. Falik’e göre, yanyana büyüyen iki bezelye tohumunu toprağa ekmek, kardeşi kardeşe düşman etmek anlamına gelebilir.Ya da aynı bitkinin farklı parçalarını. Bir bakmışsınız ki bu farklı bölümler, bir kez ayrıldıktan sonra birbirlerini birer yabancı olarak algılamaya başlamışlar.
“Asıl sorumuz” diyor Falik, “sınırlı kaynaklara ulaşmak için ‘başkalarının’ kökleriyle rekabet halinde olan bitkilerin, kimin dost kimin düşman olduğunu nasıl anladıklarıydı.Öyle ya, aynı bitkiye ait olan köklerin birbirleriyle rekabet etmesine gerek de yok.” Öyleyse bitkiler kendi köklerini tanıyorlar mıydı?
Evetse, nasıl? Ben Gurion Üniversitesi’nden
Ariel Novoplansky’nin de dahil olduğu çalışmada, araştırmacılar iki köke sahip
bitkiler kullanarak bunları, hem kendi, hem
de kökleri arasında belirli bir mesafe olacak
şekilde dikmişler. Her bir kökün ‘yabancı’
köke dönük yüzeyinde çıkan ikincil köklerin,
daha uzun ve sayıca da daha fazla olduğunu görmüşler. Ardından, her biri iki sürgün,
iki de kök içeren bitkileri ortadan bölerek,
bunları iki ayrı (ama genetik bakımdan
aynı) bitkiler olarak yine toprağa dikmiş ve
ayrılmış ‘ikizlerin’ de benzer tepkiler verdiğini gözlemişler.
Araştırmacılara göre bu sonuçlar (en azından
üzerinde çalışılan bitkiler için), bir kimyasal tanıma mekanizmasının devreye girmiş olma olasılığını dışlayarak ‘ben – ben olmayan’ ayrımını, aynı bitkiye ait kökler arasındaki fizyolojik eşgüdüm mekanizması temeline dayandırıyor.
Penn State Üniversitesi Basın Bülteni, 12 Ağustos 2005
Önemli not:”Hayvanlarda benlik bilincinin yokluğunu savunanlar,acaba bu haberi okuyunca ne diyecekler?!” cümlesi orijinal makaleye aittir,ben eklemedim.