ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu

İnternette yazmak, okyanusa içinde mesaj olan şişe salmak gibi birşey. Benim şişemi siz buldunuz.

Arap Kızı Camdan Bakıyor

Yağmur yağıyor. Anneannem, ne zaman yağmur yağsa,

“Yağmur, yine çıt çıt camlara vuuuur,

Yağmur, tatlı, nazlıııı yağmuuur…” diye bir şarkı söylerdi. İlkokuldan bir müzik kitabı vardı. Üstte notalar, altta sözler. Şarkıların bir çoğu, yabancı çocuk şarkılarından Türkçe’ye çevrilmiş.

Şarkının bir yerinde ” kim vuruyor camlara?” diye birşey de vardı. Duyan, bilen varsa sözlerini yazıversin.

Şarkı söylemeyi çok severdi. İnce ve zarif bir sesi, kuvvetli kulağı vardı.

Balık-ekmek yiyorum. Çavdar ekmeği yapmıştım. Altına kabak çekirdekleri döşeyerek. Salata, balık-ekmek. Çay. Prokofief’in Romeo ve Jülyet’ini çalıyor radyo.

Ben yeni yetmeyken Mozart’ın Requiem’inin plağını koyardım ve bütün gün onu dinlerdim. Ağlayarak. Saç baş karışmış, ağlamaktan burnum şişmiş, başım ağrımış; oturup şiir yazardım. Adalar ve batan güneş manzarasına karşı. Ayın beşinde ölüm yıldönümüydü. O akşam ölümü bekleyen, can çekişen biri var gibi geldi evde bana. Mutlaka dünyanın bir yerlerinde vardır.

Şu molotof kokteylinden yanan kızcağız ölmüş. Hayda! Ölümcül değildi hali ama mikrop kapmış. Kapmıştır. Hastalıklı ve erken doğan bir bebeğin nasıl bakıldığına şaşkınlık duymuştum Türkiye’deki bir hastahanede. Ayakkabılarına galoş geçirip de ellerini yıkamayan bir sürü- hani koyun sürüsü anlamında- insancağız.

Binsekizyüzlerde sıradan bir Amerikalı genç kız, 17 yaşında regli oluyormuş. Bindokuzyüzlerde 14 yaşında, şimdi 12 yaşında.  Araştırmalara göre, tarım/böcek ilaçları, PCB ve cinsi kimyasal maddeler hayvanların daha erken yaşta regli olmasına sebep oluyor. Ne kadar erken regli olup, geç menopoza girersen, o kadar fazla östrojen hormonuyla içli dışlı olmuş oluyorsun. Meme kanseri riskin o kadar artıyor.

Ben 8 yaşında mıydım, neydim? Annemle babama söyledim- daha doğrusu tahminimi söyledim. Hep beraber pek bir sevinmiştik diye hatırlıyorum.

ABD benzinden kurşunu çıkaralı 35 yıl oluyor. Normal bir Amerikalı’nın kanındaki kurşun oranı %80 düşmüş. Çocukların zeka düzeyi (IQ puanları) 6 puan artmış.

Facebook’ta gördüm- Brian’ın dinci bir akrabası var, o katılmış: Kırmızı komünizmin yerini alan yeşil çevrecilik komünizmini durdurun!

Herifin 13 çocuğu var tabii. Arada geri zekalı olan çıkar, kanserden telef olan. Kalan sağlar bizimdir. Bende bir tane var; oturmuş derdime yanıyorum.

Şu Prokofief’in Romeo ve Jülyet’ini avaz avaz bağırtırdım yeni yetmeyken. Duştayken duyayım diye daha da açardım sesini. Bostancı’nın bizim eve yakın sokakları Tybalt’ın ölüm sahnesindeki korkunç akorlarla çın çın inlerdi. Bir keresinde aşağı kattan komşu geldi, yavrucuğum, kocamın mevlütü var, müziği azıcık kısar mısın, diye sordu. Hemen kapattım. 7 gün önce kızı ve karısının çığlıklarını duymuştum aşağıdan. Kalpten gitmişti galiba.

Mozart’ın Figaro’nun Düğünü operası Prag’da çok tutulmuş. Öyle ki Mozart bir mektupta şöyle yazmış: Sokaklarda insanlar operanın müziklerini ıslıkla çalıp duruyorlar. Müzikleri dansa uyarlamışlar, partilerde Figaro eşliğinde dans ediyorlar.

Doğaçlama yaptığı bir konserde, birşey çalarken seyircilerden biri “Figaro!!!” diye bağırmış. O da durdurmuş çaldığı müziği. Figaro’dan doğaçlamaya başlamış.

Saçıma çiçek takmayı seviyorum. Canlı, cansız. Bugün kırmızı güller aldım kumaştan. Noel partilerinde takmak için.

Geç kalma fobim var. Benim için bir yere zamanında varmak, 10 dakika erken gitmiş olmak. Geç kalacağıma, kapıda yarım saat beklemeyi tercih ederim. Geç kalacağım tasasına düşersem tahammül edilmez, korkunç bir yaratığa dönüşürüm. Etramındakilerin hayatını cehenneme çeviririm. Geç kaldığım şey hiç önemsiz birşey de olsa.

Ağır yürüyen otobüsten fırlayıp, 2 kilometre hiç durmadan koştuğumu hatırlarım. Hem de pekçok kere. Gittiğim yere vardığımda: suratım kıpkırmızı, üst baş dağılmış ama saat tam da dediğim saati gösteriyor ya, ağzım huzurdan kaymış.

Ben, yetiştiğim ülkenin bozukluklarına refleksten başka birşey değilim. Karakterime bakıyorum: bir dolu şeyi, ülkede hoşlanmadığım şeylere duyduğum tepki şekillendirmiş. Bir nevi zıp zıp topuyum: yere atınca daha yükseğe fırlayan cinsten.

İlla duş yapacağım. Sıcak su yoksa soğuk suyla. Soğuk su yoksa şişeden içme suyuyla. Çıldıracakmışım gibi oluyorum duş yapamama ihtimaliyle karşılaşınca. Geç kalacağım hissi panik atağımsı iç kabarmasına sebep oluyor. Sadede gelmek benim için en önemli şey. Konuştuğunun arkasında durmak. İş olsun, torba dolsun diye sözler vermemek. Bir ben var ki benden içeri- her tarafı refleks ve gerisi kof mu ne?

Madagaskar’da yarım saat için pilav pişene kadar denirmiş. Yarım saat sonra deyiniz- ya da pilav pişene kadarki zamanda deyiniz. Ben orada yaşasam, geç kalmamak için elektrikli bir tencere ile koşturuyor olurdum buluşmalara. Hem de ayrıca, pilav demleme bölümü içinde mi? Suyu kaynadıktan sonra mı hesaplamaya başlıyoruz? Nijerya’da 15 dakika demek mısır tam olarak pişmeden hemen önce gibi bir zamanmış. Ayol, ben şak diye düşerim, bayılırım stresten. Yazarken bile içim katılıyor. Ya geçen mevsimin mısırıysa bu mısır? Daha geç pişmez mi? Hem kimi daha diri sever, kimi yumuşak! Ben kendimi Nijerya sokaklarında, iki farklı zamandan mısırı, iki farklı zevke göre pişirip sokaklarda bir tadan Allah’ın kulu hayırsever var mı da bana bu 15 dakikalık iş midir, bir söyleyiversin diye haykırırken hayal edebiliyorum. Peru’da geç kalan herkesin dakikasını toparlasan, yolda 3 milyar dakika ediyormuş. Kendimi o kadar ağırlığın altında hissediyorum ben şimdi. Bana ne başkasının kayıp dakikasından halbuki? Peru Devleti, zamanında yerinde olma kampanyası başlatmış. Malawi’da bozuk saatler yasaklanmış. Ben bu ülkelerin bakanı olmalıyım. Zaman Diktatörü filan.

(Özge Düzgün adlı bir blog okuyucusu, Elifbeeeeah! yazıma çok güzel bir yorum bırakmış. Tavsiyemdir.)

4 Comments on Arap Kızı Camdan Bakıyor

Yasemin ... 1

Benim ‘staple food’um Mozart’ın Requiem’i ilk dinlediğim günden beri. Ama zamanla favorilerim değişti: şimdiki gözdelerim Tuba Mirum ve ah Allahım Domine Jesu Christe…insan elinden çıktığına inanmakta zorlanıyorum her defasında!!! Küçük bir kız çocuğuyken de karanlıkta ve nedense yatağımın altında dinlerdim Requiem’i hep…
Şu sıralarda ise Monteverdi’nin Lamento della Ninfa’sından Amor’a ve Pergolesi’nin Stabat Mater’ine takmış durumdayım.Defalarca ve avaz avaz!!!

Posted date December 7th, 2009 at 9:51 pm
Açalya ... 2

Senin Amerika’da ne işin var? Almanya ve Japonya dururken!
Burda Cox’tan gelecekler, verdiği zaman aralığı sabah 8 ile 12 arası…eve tıkılman demek 4 saat.
Japonya’da kablolu TV’den geleceklerdi, 4:05 dediler, 4:05`te adam evin kapısını çaldı.
Postacı kutuları teslim almak için 10:30`da geleceğini söyledi. 10:30′da evin önündeydi. O ülkelerde zamanlama, iş ahlakı ile çok ilgili.

Posted date December 8th, 2009 at 12:48 am
Witchieofstars ... 3

Biriktip de okuduğum için yazılarını, ancak tepki verebiliyorum. Çok sevimli, çok keyifli bir yazı olmuş. Sabah huysuzluğumu aldı götürdü, sevimli bir gülümseme getirdi ve biraz da düşünce… Teşekkürler.

Posted date March 20th, 2010 at 8:45 am
travesti ... 4

amerikada ne işin var olujr mu açelya aaa

Posted date August 6th, 2010 at 12:34 pm

Leave a Reply

(required)
(will not be published, but required)
(opitional)
XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
 

Recently

© ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu