
Bir açılsak, pir açılsak ama öyle olmuyor, bir yandan açılacağız diye yırtındıkça, öbür taraftan kapanacağız diye çığlığı basıyoruz. Bir açıyoruz, bir kapıyoruz; biz bunu hep yapıyoruz.
Bindokuzyüzkırklı yılların İngiltere’sinde çocuğuna bakamayan kadınlar veya fakir aileler, çocuğu bakımevine bırakınca hop! Çocukların adı değişiyor, doğum yıllarında oynanıyor, aile kısmına ölü yazılıyor ve kendilerini Avusturalya’da buluveriyorlarmış.(Bazı anneler, gazetede gördükleri ilanlara cevap veriyorlarmış: Çocuğunuz için Avusturalya’da daha iyi bir gelecek, vesaire.)
Kimsesiz çocukları yeni kıtalarayollamak yeni bir gelenek değilmiş de, 17. yüzyıldan beri bu çocuklar İngiltere’nin yeni sömürgelerine yollanırmış zaten. Ama 19 ve 20. yüzyıllada iş çığrından çıkmış; birkaç yüzbin çocuğu Avusturalya,
Kanada, Yeni Zellanda ve Rodezya’ya sepetlemişler.
Sahne Dickens romanlarından fırlama: aç biilaç çocuklar, İncil hariç hiçbirşey öğretilmeden tarlalarda çalıştırılıyorlar. Şanslı olanlar biraz sopa yiyor, şanssızlara tecavüz ediliyor.Geçenlerde Avusturalya açıldı da, bu çocuklardan resmi olarak özür diledi. İngiltere, çocuklara ödenecek paralar üzerindeki davalar bitene kadar bekliyormuş özür dilemek için. Yani yeni yılda. Kanada, hani şu çok medeni denip durulduğu, ben de medeni bunun neresinde, çöpsüz üzüm ülkenin medeni halleri hangi turnusol kağıdıyla ölçülür deyip durduğum, pek beyaz ve ruhsuz ve dörtköşe bulduğum Kanada özür dilemeyecekmiş. Para da ödenmeyecekmiş. (Boşuna Türkiye’den göçmen alıp durmuyorlar. Asimilasyona bile gerek yok! Kanada ruhu içimizde.)
İngiltere bu çucukları uzaklara yollamakla ne yapmaya çalışıyordu? Biraz realpolitik, biraz idealist ve dinci hisler. Çoğunluğu fahişe olan annelerin etkisinden uzaklaştırmak. İngiltere’nin bir türlü düzeltemedikleri sisteminden, daha yeni ve idealist bir sisteme yerleştirmek. Devletin ekonomik açıdan altında ezildiği, pislik içindeki yurtlarındansa, belki ileride gittikleri ülkede faydalı birer yurttaş olurlar hayalleri. Çocukları kabul eden ülkelerin, beyaz ırkı yerlilerden daha kalabalık yapma çabası.
Enteresanlığa bakın ki, sonuçta, bu çocukların büyük çoğunluğunun geleceği parlak olmuş. Bu yüzbinlerce çocuk en az orta sınıf ve daha da yüksek, kariyer sahibi, başarılı, topluma yararlı insanlar olmuşlar.
Yine de özür özürdür. Arada bazı alaycı kimseler, ulan ne güzel işte! Orospu anandan almışız, adam etmişiz, fena mı, diyebilirler. Dayak ve tecavüz fasıllarını açıklamaz ama açılıp kapanırken böyle detaylar gözden kaçabilir. Normaldir.
Dersim öksüzleri de başka ailelere dağıtılmışlar. O çocukların hayatlarına ne oldu, öğrenemedim. Ama bazı insanlar, fena mı, Alevi yetişip cehennemde yanacaklarına, Sünni olup adam olmuşlar diyebilirler. Ermeni çocukların da, zamanında kıyımdan kurtarılmak için aileleri tarafından Müslüman ailelere verildiğini duymuştum. Bu çocukların isimleri alelacele değiştirilip hayatları kurtarılmış. Bazıları, eğer o zamanlar çok küçük idilerse ve olanlar kendilerinden saklandıysa, şimdi başka dilden rüya görseler ne düşünürler acaba? Uykularında annelerinin gelip kulaklarına Ermenice birşeyler fısıldadığını bilirler mi?
Bak, yine karıştı! Ben Timur’dan bahsedecektim. Ve Beyazıt. Bayezit. Bajezit. Hani Aksak Timur. Handel’in bir operası var bu konuda. Başka operqalar ve tablolar da var bu konuda. Bir zamanlar dünyada modası varmış bu acıklı konunun. Neyse, ben haftasonu bu operayı gördüm. Beyazıt rolünde Domingo. Allaam, işte şu an ruhumu teslim etsem gam yemem diyecek hallere düştüm. Her bir operacı, her bir orkestra üyesi o kadar kusursuzdu. CD dinliyormuşum hislerine kapıldım.
Timur’a Timurlenk de denir ya, Lenk eki çince’den, aksak demek. Timur, Budist Sanskrit dilinde demir demek. Timur- demir- Timur- temur- demur- demir. Farkında mısınız? Türkçe’de var.
Bu Timur, Moğol. Moğollar kimlik ve dil olarak Türkleşmiş, din ve kültür olarak Farsileşmiş bir millet. Nasıl???? Hım???? Hani bizim de din Araptan, kültür arabeskleşmiş, kimlik alt ve üst ve orta olmuş, dil şekerim ya. Olabiliyor demek ki. Timur karmaşık bir kişilik. Yani dünyanın bir yandan diğer yana, hiç bölünmeden gitmek suretirle en büyük imparatorluğunu kurmuş adam. buna Moğol demiş adam. Ama Moğol Altınordu’nun ağzına şeyetmiş adam. Müslüman da, binlerce Müslümanı, kadın, çocuk demeden katlettirmiş, çok normalmiş gibi günlüğüne kendi elleriyle yazmış, hatta ordusunu savaşı kazandığı yerlerde nasıl sivillerin üzerine salıp talan ve tecavüz ve kılıçtan geçirme sosis ettirdiğinden bahsetmiş bir adam. Ama Bağdat halifesine, ben kan döken bir insan değilim, düşmanlarım başlarına ne geldiyse hak etti diyen adam. Müslüman olmayanları da kılınçtan geçirmiş; yanlış anlaşılmaya. Hakları geçmesin diye olacak. Hak edince, Hak uğruna haklamak gerek.
Ama sanatı çok severmiş. (Sanatla içli dışlı bir insan olarak söyleyeyim: Sanatçı, sanatsever ince ruhlu olur diyen ya sanatın yanına yaklaşmamış, ya ince ruh nedir, bilmiyor!)
Timur’un uzun adı Tīmūr bin Taraġay Barlas.
Aaaa! Barlas! Barlaslar, Orta Asya’yı ortaçağlara kadar kontrol altında tutmuş, Türk- Moğol bir topluluk.
Timur büyüyünce adıTimūr Gurkānī olmuş.
Aaaaa!!!! Gürkan! Belki de gür kandan gelmiyor mu o kelime yoksam? Meğer Gürkan, Moğolca kürügän kelmesinden. Damat demekmiş! Haaa? Nası yani? Meğer Timur’un dedelerinden biri, Cengiz Han’ın oğlu Çağatay Han’ın kızıyla evlenmiş, Müslüman olmuş. Adına da böyle bir ekleme yapılmış. Timur’un Gürkan’ı yani Timur Damat. Demir Damat gibi birşey. Damat kelimesinin nereden geldiğini bilemedim. Bilen varsa yazıversin.
Bağdat Seferi’nde her askerinden en az iki kelle istemiş; askerler de öyle korkmuşlar ki, daha önce yaptıkları savaşlardan kalma esirlerin bile kafalarını kesip getirmişler adama. sonra Timur’la Beyazıt’ın küfürleşen mektupları var. ankara savaşı var. Beyazıt’ın esir düşmesi var. Hikaye, Beyazıt’ın ölümüne kadar kafeste dolaştırıldığı. Ama aslen Timur, Beyazıt’a iyi bakmış, ölünce de çok üzülmüş. Timur, Beyazıt’a neden saldırmış? Çünküm Osmanlılar, anadolu’nun hakimiyetini Selçuklular’dan kapmışlar. (Haaa? Hani Osmanlı Selçuklu’nun ipinin ucuydu? Bi dakka! Daha çok açılım yapacak konu var galiba.) Selçuklular Beyazıt’ı Timur’a şikayet etmişler. Timur, Anadolu’nun Selçuklu’ya ait olması gerektiğine inanıyormuş. Ankara Savaşı odur yani. Arada bir de Ceneviz ve Venedikliler kılıçtan geçirilen Osmanlılar’ı kurtarmışlar diye kızmamış mı? Oooof! Çok karışık. Meğer İtalyan milleti, bildiği düşmanı, bilmediğine tercih edermiş, o yüzden Moğollar’ı değil, Osmanlılar’ı tutmuş.
Bu arada Çin, Moğolları topraklarından atmaya bakıyormuş. Önce Timur’u vergiye bağlamışlar. Adam ödemiş ama ı-ıh! Çıkın evimden! (Bu zorbalıkla alınan paralara da tarihte kibarca vergiye bağlanmak denmesine bayılıyorum ben! Mafya kocanı gebertip, dükkanını vergiye bağlıyor gibi! Sen bana vergi ver ki, seni öbür cins mafyalardan koruyayım ben, e mi?) Timur’da ben bir gidip o işi halledeyim demiş. Toplamış orduyu, allahın kara kışında (Kışın ortasında, Rusya’da helak olan Napolyon ve Osmanlı ve Naziler’den ders almamış mı diye soramayacağım, çünkü onlar sonradan olmuştu.). Moğol askerlerinin ağaçlara kazıdıkları yazılar bugün bile okunabiliniyormuş, düşünün donmuşluğun böylesini!
Bizim Damat demir orada donmamış da, veba ve ateşten ölüp gitmiş. Cesedini buzlamaya gerek yok tabii, o soğukta, sadece gül suyuylave miskle uvmuşlar, Semerkant’ta güzel bir mezara gömmüşler. sonrasını yazmayayım artık. Bu ne böyle, dizilerden beter!
Beyazıt’ın annesi Yunanmış, bilen var mı?
Ben çocukken de tarihi çok severdim de, tarih derslerinde sınıfı çok zar zor geçerdim nedense.
Londra’da bir İtalyan Operası varmış. Burada sergilenen eserlerin çoğunun konusu oriyent, doğu. Osmanlı, Hint, Mısır, vesaireymiş. Nedeeen? Çünkü operanın kurucuları, oralarla iş yapan tüccarlarmış. Bunlar, millet doğuya yatırım yapsın istemişler. İlgi artsın diye bu operaları yazdırtmışlar. İyi de etmişler.

November 23, 2009





tŞkler bilgiler için
“Ben çocukken de tarihi çok severdim de, tarih derslerinde sınıfı çok zar zor geçerdim nedense.”
Elifcim,
Anlattıklarını okuduktan sonra, ben anladım tarihten neden zorlukla sınıf geçtiğini. Sen yine şükret ki, yekten bırakmazlarmış!
of nefessiz okudum, cok karisik bu tarih ve milletine gore degisip yontuluyor, ozurler dilensin bir sunger cekilsin ve gelecege bakilsin. Simdiye bakilsin hala kiyimlar onlenemiyor dunyada cok ama cok is var daha!
Hep derim bir ulkeye turistik ziyaretle gorulen ile icinde yasanirken gorulenler baskadir diye!Algida secicilik olayi!
Yillar once Kanada’ya ilk geldigimde 6 ayi zor edip kosa kosa donmustum memlekete. Simdi 11 sene yasadiktan sonra ise donmeyi birak, yaz tatiline gidesim yok! Oysa bizim memleketin uzumunun sapi ile buraninki mukayese mi olur gectim Amerika’yi…Sanirim is insanin huzuru nerede bldugu, yasamini nerede kurup neye alistigiyla ilgili…
Senin cephede kac ulkenin Kanada’dan daha medeni durdugunu da merak ettim aslinda, Amerika deme de!;-)
elif, bugün tatil, çocuklarla birlikte uzun uzun kahvaltı yaparken, senin yazının timurlenk bölümünü okudum. ankara savaşı bizim evde herkes sular seller gibi bilir, nedense. çok eğlendiler, senin anlatımını da çok sevimli buldular. teşekkür ederiz.
Güzel paylasım.teşekkürler