ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu

İnternette yazmak, okyanusa içinde mesaj olan şişe salmak gibi birşey. Benim şişemi siz buldunuz.

Gelen giden

Beş dakika ara.

Divan Consort konser ayarlamış. Ama o da nesi? Meğer kemankeş ve viyolonselist takvime yanlış mı bakmışlar, nedir? Önce evet, pek tabii demişler ve sonra meğer başka yerde konserleri var mıymış?

Olabilir. Terslik. Eh, o zaman derhal yeni eserler öğrenilecek. Eksiğimiz var ise birkaç konuk sanatçı alıveririz koynumuza ve Elifçim, biraz “Vurun soprano’ya” gibi oluyor ama bu eserlerin hepsinde sen varsın. Haydi bu çarşaf çarşaf şeyleri öğren canım. bi de ufak bir detay: biz pek prova yapamayacağız. Eser başı bir prova. Yaaa, biliyorum, hepsi modern beste, yani hem atonal, hem disonans, hem a-ritmik ve biraz da asimetrik şaşılık. Öğrenmesi zaman alıyor ve NŞA herhalde eser başı 10 prova uygun olurdu ama bizim buralarda çalgıcıların ekmeği aslanın kıçında, o sebeple NŞA’damız yok.

Provaların birinde: bendeniz paspas soprano, piyanist, flütist, klarinetist, perküsyon biraraya gelmişiz. Malum, değerli bir prova, konser başına bir tane düşüyor. Ama viyolonselci yok! Anacığım, içim yanıyor. Ayol, benim girişlerin atakları viyolonselde. Nereden alacağım atağımı, provasız????

Kadıncağız saatleri şaşırmış. Bir saat geç gelmiş. O gelmiş de, flütist ve perküsyon çoktan başka bir provaya gitmiş! delirmek işten değil. ama sese zarar. O yüzden büyük bir sükunetle bu sefer piyano, bendeniz paspas soprano ve viyolonsel, parçayı götürdük.

Hani 4dört dörtlük birşeyler olsa içim erimeyecek ama nereden bulduysak bu besteleri,  heriflerin derdi ben ne ederim de yedi sekizlik iki öiçüden sonra araya dört dörtlük bir ölçü ve soona dokuz sekizlik iki ölçü yazarım. Şarkı değil, sankim dantel örüyorum. say say say, notaları parmağımla takip ederken bir yanda sahnede, en önde hiçbirşey olmuyormuşum gibi rol keseceğim.

Allahım, kör et beni!

Bunlar, diğer enstrümanlar saklanıyorlar enstrümanlarının arkasına, nota sehpasını önlerine dikiyorlar, ayaklarıyla tempo tuta tuta, surat ekşite ekşite, ve hatta dudaklarını kıpırdatarak ritm saya saya ilerliyorlar. Paspas soprano hiçbirini yapamaz ki! böyle aslanlara atılmış tavşan halinde birşey.

Neyse efendim, konser günü iki saat önce buluştuk. Ben o birbuçuk saatlik programı prova şeklinde bir kere baştan aşağı şey ettim, sonra bir de konserde şeyettim. Konser sonrası horoz kesecektim de, neyse ki etrafta yoktu.

Kısacası iyi geçti. Öyle bir rahatlamışım ki, iki gün sonraki konserde odaklanma zorluğu çektim. aman bu da birşey mi derken iki tane hata yaptım! Allah’tan hiçbirşey belli olmadı ve seyircinin arasında oturan besteci bile beni yakalayıp boğazımı filan sıkmadı.

Mazoşizmden başka birşey değil.

Neyse ki konser öncesi kendime söyleyip duruyorum: sen Klasik Müzik diye ciddi ciddi olduğuna bakma. Hepimiz şurada birkaç saati iyi geçirmek için toplanmışız. AİDS’e çare arıyor değiliz. Eğer şansım yaver giderse, birkaç tüyü diken diken edeceğim, göz yaşartıp belki arada kahkaha attıracağım. Evlerine giderken arabada birkaç dakika konserden bahsedecekler. Ben de gidip şu boyaları yüzümden sileceğim. İşte bu kadar. Eğlenmene bak.

Sıra sıra konserler var gene. Ama bu sefer paspas ettirmem kendimi. 2 provadan aşağı olmaz! Diyorum ama bir iki ay sonra okursunuz burada başıma gelenleri. Belki yaz başı Türkiye konseri/leri ihtimali var. Hoş olur.

Başka? Ben bir hikayeler filan yazmıştım. Türkçe. Türkiye’de bir yayınevi basmaya talip. Detay yazmam. Türkiye’de işler öyle yürür ki, ben o kitapları kolide görmeden inanmam! Koliyi alınca fotoğrafını çeker, buraya koyarım. Siz de kitapçıdan sorarsınız.

Başka? Ne olsun? İyilik sağlık. Bu ay daha fazla mı blog yazısı yazabileceğim, nedir? Seviniyorum.

Başka? Belki sonbahar- kışla ilgili, iki arkadaşım hipnoz terapi için geliyorlar bana. Bir faydam olsa ne mutlu!

Şimdi gidip Lezzet Dergisi yazımı yazayım ben. İki gün geç kaldım! Sonra oğlumu okuldan alayım. O bana: Annecim, seni şeker gibi yemek istiyorum. Sen dünyanın en güzel annesisin, desin. Sarışayım. Derslerini yaptırayım. Solfej ve keman dersine götüreyim. Yemeğimizi yiyelim. Kitaplarımızı okuyalım. O uyusun, ben elini gıgıma koyayım. Kocam arasın. Dertlerini dinleyeyim. Filan falan.

Konser öncesi provadan birkaç fotoğraf:

blog1111111111111111

blog222222222222

blog4444444444444444

blog333333333333

14764_170353557blog55555555555555555555

blog6666666666666666n

blog7777777777777777

blog8888888888888888888888888888

3 Comments on Gelen giden

ekmekcikiz ... 1

Ohh! Sonunda haber çıktı senden. İyiden iyiye meraklanmıştım. Derler ya, iyi biten herşey iyidir diye, iyi olmuş işte. Merhaba! :)

Posted date November 9th, 2009 at 8:20 pm
kadri ... 2

Çarşıda dolaşırken, nihayet kepenginin açılmış olduğunu gördük. Kolay gelsin, özledik yav…

Posted date November 10th, 2009 at 2:13 pm
travesti ... 3

paylaşım için teşekkürler

Posted date August 6th, 2010 at 12:21 pm

Leave a Reply

(required)
(will not be published, but required)
(opitional)
XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
 

Recently

© ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu