Eskiden, çok eskiden, mesela binaltıyüzlü yıllarda kürdanı altından yaparlarmış. Ya da gümüşten. Lal taşlarıyla süslenmiş minicik altın ellerin tuttuğu kürdanlar. Bir süre modası varmış da, millet boynuna asıp dolaşmış ama moda gettoya çabuk düşmüş. Ama belinde zincire asılı kaşık ve bıçak taşımak, misafirlikte heeeyt diye kendi kaşığıyla yemek bayağı bir uzun süre yadırganmamış. (Aşağıdaki şey [...]
ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu
Argggg!
Ben çocukken ve hatta genç kızken ortalıkta bin kanal yoktu. Hatta ilk renkli yayını hatırlıyorum. İkinci kanalın günde iki kere, ara ara yayın yaptığını. Tek kanalda marşlı, bayraklı yayın açılışını. Ama bir de gece yarılarına kadar opera, bale ve klasik film yayınladıklarını, ertesi sabaha rağmen ekrana yapışık şekilde seyrettiğimi. O yayınlardan Türkiye gibi kültürden uzak [...]
Yazmıyordum
Geçenlerde, bir hafta önce belki, sol kulağımda kanalına ayarlanmamış televizyondan gelen çok yüksek sesli hışırtı gibi bir gürültü. Sonra bir uğultu ve sarsıntı. Sonra yine hışırtı. Gözlerimi açtım. Saat beşbuçuk. Akrep, yelkovan sayıların tam üstünde. Her sabah kalktığım saat. Yer sarsıntısı olamaz. Benim uyanma saatime ayarlanmış zelzele olacak değil ya. İçimdeki çalar saat ayağımı şöyle [...]

May 28, 2009

