<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ELİF Savaş Felsen - Hüthüt Kuşu</title>
	<atom:link href="http://www.elifsavas.com/blog/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.elifsavas.com/blog</link>
	<description>İnternette yazmak, okyanusa içinde mesaj olan şişe salmak gibi birşey. Benim şişemi siz buldunuz.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Aug 2010 15:55:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Dönüyorum gündüz gece</title>
		<link>http://www.elifsavas.com/blog/?p=1940</link>
		<comments>http://www.elifsavas.com/blog/?p=1940#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 15:45:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>anatol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.elifsavas.com/blog/?p=1940</guid>
		<description><![CDATA[Aktüel Dergisi&#8217;nde gelmiş geçmiş en damardan arabesk şarkısını seçmek için jüri üyesi seçmişler beni. Sevinçten kollarımı doğrayasım geldi. Ama ürktüm de. Bildiğim dolmuş, taksi kültürü. Nasıl oldum da bu konuda uzman oldum? (Ben en damardan arabesk şarkısı değil ama en arabesk şarkı için birkaç fikir verdim. Fark var yani, anlatabiliyor muyum?) Yatağımda uslu uslu kitap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aktüel Dergisi&#8217;nde gelmiş geçmiş en damardan arabesk şarkısını seçmek için jüri üyesi seçmişler beni. Sevinçten kollarımı doğrayasım geldi. Ama ürktüm de. Bildiğim dolmuş, taksi kültürü. Nasıl oldum da bu konuda uzman oldum? (Ben en damardan arabesk şarkısı değil ama en arabesk şarkı için birkaç fikir verdim. Fark var yani, anlatabiliyor muyum?)</p>
<p>Yatağımda uslu uslu kitap okuyorum. Geeeel! Elif, gelsene! Yok, ben gelmeyeyim. Bak tivide ne var! Bakmayayım. Ama Allah aşkına! Bir bak ya, ne inatçısın!</p>
<p>Basket sahasının zeminini &#8220;yüksek aksiyon sporları&#8221;na uygun bir maddeyle kaplıyorlar. Polypropylene. Kimyadan aldığım özel dersler gözüme dizime dursun ki, poli hani iki atom filan ama başka bir halt hatırlamıyorum. Bir çeşit plastik olmalı. Kaymayacak ama esnek olacak, filan. Demek sema törenine de uygun bir zemin ki, dervişler dönüp duruyor. Yahu, tamam, biz allah mallah anlamayız emme, ne bileyim, bi kıytırıgıkkık basketbol şampiyonasında- tamam dünya şampiyonası ama dünya işte: hani fani dünya filan- tanrıya yakınlık duyma babında dönülen, bir çeşit transa geçilen şey, rengarenk spotların altında, size verilmiş 10 dakika içinde, dansözden sonra, türkücüden önce fır fır&#8230; Ne bileyim? Ben bile şey yapamadım.</p>
<p>Herşey satılık demek.</p>
<p>Ben demiştim kitap okuyorum diye ama. Sözüm geçmiyor bazen. Önce dinlemek istemiyorlar, hele sonra hiiiç duymak istemiyorlar ne diyeceğimi.</p>
<p>Avusturalya yerlileri ve birkaç daha &#8220;yerli&#8221; milletinde- yersiz milletler modern, yerliler primitiv mi oluyor anlamına geliyor- mesela sol ayak denmezmiş de, güneydeki ayak denirmiş. Kitabım nerede? Evin batı tarafında, yatağın kuzey ucunda. Ama bana göre değil, planete göre! Yani öyle bir bulunma bilinci varmış ki bu &#8220;yerliler&#8221;de, her an vücutları ne tarafa dönük, biliyorlarmış! Tabii yerli olmanın avantajı kanıksanamaz. Yani diğerleri gibi ikide birde yeni ortamlara girmiyorlar ki. Bir köyde yaşıyorlar, şuracıkta avlanıp, oracıktan su taşıyorlar.</p>
<p>Daha uzundu bu konu, çok da enteresandı ama şimdi anlatmaya sıkıldım birden.</p>
<p>1 Eylül&#8217;de Yitik Ülke&#8217;den Olimpos Öyküleri adlı kitap çıkıyor. Toplama yazarlar kitabı. Benden de bir hikaye var. Büyükler İçin 17 Masal kitabımdan dönüşüm yapmıştım. Kısacası oradaki bir hikaye. Büyükler İçin 17 Masal kitabından olanlar almasın demeyeceğim. Çünkü başka yazarlar var. Çok az kitap satılan şu ülkede, bu kitaba emek vermiş bir dolu yazar var. Alın diyeceğim. Öbürünü de alın. Severseniz bir sevdiğinize verirsiniz. Sevmezseniz bir sevmediğinize.</p>
<p><a href="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2010/08/yitikkkkkkkkk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-1943" title="yitikkkkkkkkk" src="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2010/08/yitikkkkkkkkk.jpg" alt="" width="484" height="720" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.elifsavas.com/blog/?feed=rss2&amp;p=1940</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Somebody&#8217;s Watching Me!</title>
		<link>http://www.elifsavas.com/blog/?p=1938</link>
		<comments>http://www.elifsavas.com/blog/?p=1938#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 04:22:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>anatol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.elifsavas.com/blog/?p=1938</guid>
		<description><![CDATA[Belki 18 yıl, belki daha uzun zaman önce, Harbiye Açık Hava&#8217;da Zeki- Metin&#8217;in geyik muhabbetinden hallice oyununu seyrediyoruz. Araya Sezen Aksu&#8217;nun oyunculuğuna kılıf bulunsun diye mi, yoksa seyrettiğimiz oyun yutulsun diye mi, bilmiyorum, bir konser ufacığı serpiştirmişler. Sezen Aksu, o zaman çok yeni olduğunu hatırladığım Gitme şarkısını söylüyor. Sıcak. Seyirciler herkes kendi terinden mukabil minyatür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belki 18 yıl, belki daha uzun zaman önce, Harbiye Açık Hava&#8217;da Zeki- Metin&#8217;in geyik muhabbetinden hallice oyununu seyrediyoruz. Araya Sezen Aksu&#8217;nun oyunculuğuna kılıf bulunsun diye mi, yoksa seyrettiğimiz oyun yutulsun diye mi, bilmiyorum, bir konser ufacığı serpiştirmişler. Sezen Aksu, o zaman çok yeni olduğunu hatırladığım Gitme şarkısını söylüyor.</p>
<p>Sıcak. Seyirciler herkes kendi terinden mukabil minyatür küvetlere oturmuş kovboylar misali. Komedinin ortasında sıcak basmış kulaklara böğrüntü gibi gelen, ucu görünmez bir şarkının orta yerindeyiz. Giiiit&#8230; Giiiit&#8230; Giiiiit&#8230;.. Arkadan biri sesleniverdi: Git be! Gidersen git!!!!</p>
<p>Çok ayıp, demişti Sezen galiba. O zamanlar henüz siktir git şarkıları yoktu. Bir 10 sene sonra yazsa o şarkıyı, herkes defol giiit diye bağrınarak göbek atıyor olurdu oturduğu yerde.</p>
<p>O şarkıyı her seslendirdiğinde, şurasına kadar gelmiş bir seyircinin git ulan nereye gidersen git şeklinde bir protestosuyla karşılaşma ihtimalini düşünmüş müdür Sezen? Belki blöfün görülme ihtimalini ilk kez farketmiştir de, öylece siktir git şarkıları yazıp yazıp satmıştır çömezlerine.</p>
<p>Dün biryerlerde okudum: İngiltere&#8217;de kadının biri, komşusunun kedisini ensesinden tutup çöp bidonuna atıvermiş. Meğer bidonun üstüne yöneltilmiş bir güvenlik kamerası varmış, herşey kaydolunmuş. Kedinin sahibi çöpten hayvanın sesini duyup çıkartmış. Kameranın kaydını bulmuş ve kadını sanal dünyada afişe etmiş. Böyle çabuk çabuk kapağı açarken ve hayvancağızı bidona sokuştururken.</p>
<p>Hayat değişti diyor yazar. Herkes birbirini seyrediyor. Kaydediyor. Her an bir rezillik kaydı haline gelebilirsiniz. Bidonlara atılan kediler için iyi. Ama ne tuhaf bir hayat! Herkesin birbirini seyrettiği bir hayat! Yeni bir olgu ve değişeceği de yok.</p>
<p>Hah dedim kendi kendime! Welcome to Doğu kültürü! Doğu kültüründe herkes ya pardesinin arkasından seyreder birbirini, ya da daha iyisi alenen yapar. Amerika&#8217;daki gibi amaaan boşver deyip pijamayla gidemezsin markete. Orada kıçına bir pantalon çekeceksen, kendi zevkin için çekeceksin. Yoksa pijamayla gitmenin kimsenin meselesi olduğu yok. Sadece ve sadece kendin için yapmış olacaksın. Oysa doğu kültüründe komşunun çöp torbasından, bir gece önce ne yediği anlaşılmaya çalışınır zaten. Öyle çıkılmaz sokağa denir. Öyle yürünmez. Öyle giyinirsem&#8230; Öyle söylersem! Onunla çıkarsam, bununla yatarsam. Şun ikram edersem. İkram edileni yemezsem!!!</p>
<p>Gazeteler, televizyon haber vermiyor aslında. Dedikodu yapıyorlar. Haber değil başlık, dikkat edin. Dedikodu cinsi, önceden öğütülmüş, şekli şemali değiştirilmiş, saklanarak bile değil, alenen dedikodulaştırılmış bir cümle. Birisi röpörtaj veriyor. Başlığını röpörtajın röportçu tarafından keyfine göre özlendirilip size dedikodu formatına çevirerek sunuşundan yapıyorlar. Filan kişi şunu dedi! Bakıyorum röpörtaja, cümle var hakikaten ama adam onu sarfederken başka bir anlamlarda söylemiş. Ya da cümledeki kelimeler farklı. O zaman anlam farkı oluyor.</p>
<p>Politikacılar hakkında dedikodu ediliyor. Kök yok, cila bol. Şu evet- hayır meselesinde bile kimse ortaya koyulan değişiklikleri madde madde bilmiyor. Ama dedikodu tatlı. Öyleymiş, böyleymiş diye diye verecekler oylarını. Ha, burası doğu kültürü değil. Sırf doğu kültürü değil diyeceğim. Amerika da aynen. Hele California&#8217;da direkt demokrasi denen birşeyimiz var. Madde madde açılımın herbirine oy veriyoruz. Şu kentin bilmemneresindeki su işlerine ödenecek paranın oylaması oluyor mesela. Romalılar gibi, tek tek fikrimiz alınıyor. Da, o kentin su ihtiyacı ve o bütçenin lüzumu vesaireyi bilen yok ki! Dedikodulara kulak verip basıyoruz oyu. Hmmm&#8230; Cumhuriyetçi miymiş yönetim? Kesin haksızdırlar. Tersine vereyim ben oyumu. Demokrat mı???? Aman aman! Onlar parayı boşa harcayıverirler deniliyor. Sakın ha!</p>
<p>Türkiye&#8217;den çıkarken oy verme hakkım olacak. İsterdim ki değişiklikleri teker teker yazmış olsunlar. Ben de varsın iki saat tek tek okuyup oylayayım. Dedikodulara kulak asmadan. Demokrasi, ancak bilgi kanallarından şakır şakır akarsa işleyebiliyor. Bilgi diyorum. Gürültü değil. Gerçek cinsinden. Dedikodusuz. Neredeyse imkansız. Ama mükemmel değilse de en iyisidir diyerek sarılıyoruz paçasına. İnsanoğlu daha iyi bir yöntem bulabilmiş değil.</p>
<p>Bir eskiii arkadaşımla buluştum dün. Operadan bahsettik. Hiç değişmemiş işler İstanbul Operası&#8217;nda. Bir kez daha anladım ki, ben hakikaten yapamazmışım. İyi ki gitmişim bu diyarlardan.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.elifsavas.com/blog/?feed=rss2&amp;p=1938</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabansıcılama- Yabancısılama</title>
		<link>http://www.elifsavas.com/blog/?p=1933</link>
		<comments>http://www.elifsavas.com/blog/?p=1933#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 05:09:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>anatol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün çalışmalarım]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.elifsavas.com/blog/?p=1933</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar, tam kış başında bir kızılderili kabilesi bakmış ki bufaloları yardan aşağı sürüp de avlayamıyor. Hayvanlar tam dibinde sağa sola kaçışıyorlar. Kışın soğuğunda insanlar açlık çekecekler. Bir kızılderili kız, köyünden çıkıp su taşımaya gitmiş. Bir de bakmış, uçurumun dibinde bir bufalo sürüsü. Hemen seslenmiş. Demiş ki, aşağıya atlayıverirlerse, içlerinden bir tanesiyle evlenecek! Onlar da kıza kanıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar, tam kış başında bir kızılderili kabilesi bakmış ki bufaloları yardan aşağı sürüp de avlayamıyor. Hayvanlar tam dibinde sağa sola kaçışıyorlar. Kışın soğuğunda insanlar açlık çekecekler.</p>
<p>Bir kızılderili kız, köyünden çıkıp su taşımaya gitmiş. Bir de bakmış, uçurumun dibinde bir bufalo sürüsü. Hemen seslenmiş. Demiş ki, aşağıya atlayıverirlerse, içlerinden bir tanesiyle evlenecek! Onlar da kıza kanıp atıvermişler kendilerini uçurumdan aşağıya. Tabii hemen hepsi telef olmuş Biri dışında. Koskocaman bir erkek bufalo, boğa değil, neredeyse bir canavar, tozun toprağın arasından belirmiş. Benimle geliyorsun diye böğürmüş. Kız direnecekmiş ama sözünü tutmak zorundaymış. Boğanın yanında yola düşmüş.</p>
<p>Kabile, telef olmuş sürüyü görünce bayram etmiş! Hemen işe koyulup derileri yüzmüşler, etleri parçalayıp kurutmaya girişmişler. Sonra da doyasıya kutlamışlar bu güzel olayı. Ama tam kutlamaların ortasında, kızın babası farketmiş i, kız ortada yok! Hemen almış oklarıyla yayını, kızının izinin peşine. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Geniş bir sürünün içinde, devasa boğanın yanında kızını görmüş. Ama atılıp da kızını kurtaramaz ki! Havada bir saksağan görmüş, seslenmiş: Güzeller güzeli saksağan, kızıma söyle, onu kurtarmaya geldim!</p>
<p>Güzeller güzeli saksağan, uçmuş, uçmuş, uyuyan boğanın yanıbaşında oturan kızın dizine konup kulağına fısıldamış: Kız, baban seni kurtarmaya geldi. Çalılıkların arkasında bekliyor.</p>
<p>Şiiiit! demiş kız. Sessiz ol! Babama söyle, beklesin.</p>
<p>Boğa uyanmış, kalk kız, su getir diye emretmiş. Kız boğanın boynuzlarından birini çıkarıp su almaya koşmuş. Babası kolundan yakalamış. Ama kız demiş ki: Aman! Bu boğa ikimizi de parçalar! Hele bir uyusun, o zaman kaçarız.</p>
<p>Ama boğa insan kokusu almış! Suyunu içerken bir böğürmüş, bir böğürmüş, akan su bile korkusundan donakalır! Bütün sürü ayaklanmış, kızın babasının üstünden geçip, boynuzlarıyla delik deşik edip öldürmüşler adamı. Et parçaları ovaya yayılmış.</p>
<p>Ah babacığım, vah babacığım diye gözyaşı dökmüş kız. Boğa böğürmüş: Hah! Şimdi analarımızın, babalarımızın, çocuklarımızın, kardeşlerimizin telefinin bizi nasıl üzdüğünü anlıyorsun! Ama acıdım sana, bir şans vereceğim. Eğer babanı hayata geri döndürebilirsen, kabilene geri dönebilirsiniz.</p>
<p>Kız saksağandan babasının kemiklerinden bir parça getirmesini istemiş. Saksağan bir belkemiği getirmiş. Kız, üstüne bir örtü örtüp sihirli dualar okumuş. Sonra da ruh üflemiş. Bufalolar şaşakalmışlar. İnsanların gücü ne kuvvetli demişler.</p>
<p>Boğa kıza bir şarkı ve dans öğretmiş. Böylece insanların öldürdüğü bufalolar ve bufaloların öldürdüğü insanlar sonra hayata geri döneceklermiş. Dans ve şarkı ağır, ciddiymiş. Boğa kızı evine yollamış, bunları da sakın unutma diye tembih etmiş. #</p>
<p>Bir yabancısılama ve yabansıcılama halindeyim. Bazı soruların karşılığı &#8220;neden birşey yapmıyorsunuz o halde&#8221; gibisinden çıkıyor ağzımdan. Bazı soruların karşılığı, &#8220;eh, öyle olursa ne kötülüğü olur, sizin hayatlarınız nasıl değişir&#8221; gibisinden çıkıyor. Herbir soru ve dert ve endişe ve telaş ve kızgınlık dedikodu formatında sanki. &#8220;Devlet için var insan&#8221;a yabancılaşmışlıktayım, insan için var hepsi, karınlarını doyursunlar, hayallerinin peşinden koşsunlar diye var. Tanrılar da insan için varlar, bir avuç toprak için canım feda olmasın. Bırakınız yaşasınlar. Bırakınız yaşayın. Acaba çok mu boşluğa düşer insan birden herşeyin kendisi için olduğunu anlasa ? Hayatına bakar da, ben ne ettim mi der? Yoksa zararın neresinden dönülse kar mı? Vermem, bir avuç toprak vermem de vermem! Çünkü!!! Öyle yapmasınlar. Yapılmaz. Çünkü!!!</p>
<p>Vapura binmek üzereyim. En önde duruyorum, demir kapının hemen dibinde. Arkamdan sessizce bir vücut geliyor. Pardon diyor, yanımdan süzülüp önüme geçiyor. Ellerini, çocuk elleri gibi demir kapıya koyuyor. Avuçları demirlerde sımsıkı. Alnını kapıya dayıyor. Önce onun yüzüne vuruyor denizin rüzgarı. İlk onun, sonra benim. Vapurda bir tek koltuk var, tam üstte, köşede. Kapı açılınca ona koşuyor. İlk o biniyor vapura ama yine de heyecanlı. Ne olur. Ne olmaz. Çünkü!!! Ben sevmezdim o vücudu eskiden. Benim rüzgarımın önüne çekilmiş bir setti. Şimdi seviyorum. Sevmek kelimesi hatalı. Bir sokak kedisi yanıma kurulup, tek bacağına benim bacağımı destek yapıp, göbeğini yalarken ne hissediyorsam onu hissediyorum. Sosyal kontratımıza güvenerek dayıyor bacağını. Sosyal kontratımıza güvenerek benimle demir kapı arasına giriyor. Ben buradayım, diyor. Ben böyleyim. Ben de buradayım, diyorum. Ben de böyleyim. O rüzgar öyle tatlı ki ona, iftarda bir bardak su gibi. Oruç tutmadığıma göre, o tattan alnan zevki bilemem ben. O insan olmadığıma göre o rüzgardan alınan zevki de bilemem. Çok tatlı olmalı. Varsın olsun. Çünkü o demir kapı, o insan elceğizleriyle tutunsun diye var. Benim için sadece bir kapı ama onun için hayatının bilinmezlikleri içinde dayanılacak bir demir kapıdır o. Bütün gün o kapının, o rüzgarın hayaliyle yaşamış. Herşey değişir, o kapıya duyulan özlem değişmez. Ulaşılınca o gün hakkıyla yaşanmış olur.</p>
<p>Ama belki böyle düşünmek için yabansılaşmak lazım. Gazeteler, tartışmalar, kavga dövüşler. Boşverin bunları diyesim geliyor. Sadede gelin. Simit yediniz mi bugün? Bir yerden güzel bir laf duyup bir parça kağıda not ettiniz mi? Tökezleyen bir ihtiyara kolunuzu uzattınız mı? Offf, ne tatlıdır hayatın zevkleri! Ama belki kavga dövüş, kin, nefret, inatta da tatlı zevkler vardır.</p>
<p>Divan Consort&#8217;tan istifa ettim. Aynı yolun yolcusu değiliz Füreya ile. Onun demir kapısı var. Ben demir kapıya tutunmuş elleri, alınları seyrediyorum.</p>
<p># Joseph Campbell: The Masks Of God</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.elifsavas.com/blog/?feed=rss2&amp;p=1933</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
