60 adet kahve çekirdeği

Beethoven her sabah saat altıya doğru kalkar, 60 adet kahve çekirdeği sayıp öğütür, kahvesini yapar ve işine koyulurmuş.

60 adet kahve çekirdeği sert bir kahve mi yapar? Ben kahveden hiç anlamam.

Bize 45 dakika gibi biryerde Küçük Hindistan görünümlü bir kasaba var. Nefis yemekler yapan restoranlar, rengarenk kıyafetlerle dolaşan kadınlar, kumaşçı dükkanları, kapısından envaye çeşit harika kokulafrın sızdığı marketler.

Çayıma baharat aldım. Masala deniyor. Sütlü çay için daha ziyade. Ama ben siyah çay için kullanıyorum. Çeşitleri var. Ben iki tane aldım. Biri anason, kahverengi kakule, yeşil kakule, tarçın, kuru zencefil, karabiber, karanfil, yıldız anason.

Bir de: Karabiber, zencefil, karanfil, tarçın, kakule ve hintcevizi.

Ruh halimi derhal değiştiren, çok çabuk etkileyen iki şey: Müzik ve koku. Müzik her an olduğuna göre, etkisini en çabuk farkettiğim şey: koku. O yüzden evde kokulu mum olacak, banyoda kokulu sabun, çamaşırların içinde, arabada lavanta, tarçın, karanfil, hintcevizi, kahve, çikolata, vesaire. Yatak örtülerinin arasına Earl Grey çay poşetleri.

Tutulduğum bir parfüm yok. En sevdiğim parfümü bile bir şişe kullanıp, yeni kokulara yol almayı seviyorum. ama bu sefer bir parfümüm var ki, galiba tutuldum. Hermes’in Un Jardin Apres la Mousson. Kakule kokusu beni bitiriyor. Kendimi koklayıp duruyorum.

İran’daki patlamayla ilgili birşeyler anlatıyorlar radyoda. Üstüste örülmüş yüzlerce örümcek ağı gibi karmakarışık ilişkiler. Ülke sınırı tanımayıp, virüs gibi yayılan aşırı İslamist terörist gruplar.

Geçenlerde, evde “Sita Sings the Blues” adında, pek şirin bir film seyrettik. Hindu kutsal mitoloji Ramayana’dan bir bölümü anlatıyor. İçinde birkaç çok etkileyici sürpriz var. Anatol birkaç gündür sahnelerinden bahsediyor. Küçük Hindistan’a gidince, tanrı figürlerini tanıdı. İmkanı olana hararetle tavsiye ederim.

Bir de Goodbye Solo diye bir yeni film ki çok ses çıkarttı. Konuyu yavan, yazımı basit buldum. Ancak bir baş aktör bulmuşlar ki, oturup telefon numarası okusa ağzım bir karış açık seyrederim. O kadar iyi, karizmatik ve üstüne üstlük yakışıklı bir aktör. Sözlediği her replik filmden fırlıyor.  Keşke mesela bir Othello filan oynasa da içim açılsa diye düşündüm.

Bizim bir haftasonu geleneğimiz var. Yere piknik örtüsü seriyoruz. Mezeler ve şarap. Evde projektör var. Onunla boş duvara film yansıtıp seyrediyoruz. Saat ilerleyince yere yatak. Yatarak seyrediyoruz. Bunların çoğu alt yazılı, yabancı film. Anatol yazıların yüzde seksenine diyeyim yetişiyor. Kaçırdıklarını ben okuyorum. Yabancı dil konuşan bir filmi anlamaya çalışmak onun için doğal olmalı ki, dün operaya gittiğimizde, konuyu önceden anlatmıştım, operanın tamamını baştan sona oynamıyorlardı, yaklaşık 50 dakikaya indirmişler. Koltuğunda oturup seyretti ve komik sahnelerde kahkahalarla güldü. İtalyanca şarkı söylenen bir operada, önceden anlatılmış konuyu, o sırada şancıların hareketleriyle birleştirip kıkırdayabilme az şey değil. Çocukların beyinleri sürpriz “yapabilirlikler”le dolu.

Bir arkadaş uzun metrajlı filmine para bulmak için aynı filmi kısa çekmiş. Prodüktörlere gösterecek, vesaire. Korku filmi. Kadın ve erkek Ermeniler. Altı- yedi cümle Ermenice söylensin istemiş. Ama bırak Ermenice’yi, aktris kız İngilizce’yi bile en aşırı Valley Girk aksanıyla konuşuyor! Valley girk aksanı, bizin naaber, nasssın, ay şekerim filan gibi lafları dil felcine uğramış gibi konuşan kızlarımızınkine çok benzeyen bir aksan. Sinir birşey.

Arkadaş bana geldi, ben Ermenice bilmem! Keşke. Ben facebook’taki Ermeni arkadaşlarıma koştum. Çeviri anında geldi. Hem de okunuşlarıyla. Kaydettik. Ve böylece ben, filmdeki kızın sesi oldum. Bir de Ermeni aksanlı İngilizce konuşan erkek lazımdı, onu da Törkiş Konekşın (Brian’ın lafıdır)  ile başka bir Türk arkadaşım yaptı.  Filmi görmedim daha. Olabiliyorsa buraya koyarım, seyredebilirsiniz. Pek kanlı canlı birşey.

Cadılar Bayramı yaklaşıyor. Evde mini maskeli balo yapacağız. Konuya uygun olsun diye Transilvanya yemekleri pişireceğim. Transilvanya, Romanya’nın bir bölümü. Ve Dracula’nın evi.

Bizim evde, tabii, hergün Cadılar Bayramı. Anatol, bazen eser, kostümle sokağa çıkar. Odasında bir koca sandık kostüm var. Ama şimdi zamanı ya, hemen hemen hergün, haftasonu iskelet- korsan kılığında dolaşıyor. Bu şekilde mesela resim sergilerine, restoranlara ve tabii dün operaya gidiliyor.  Etrafımıza ve kendimize neşe saçıyoruz!

Önümüzdeki ayın ilk yarısı iki Divan Consort konserim var. Neredeyse baştan sona gagamı kapamayacağım. Sayfalarca sayfalarca yeni müzik. Ve ilk prova bu Çarşamba. Belki iki provaya daha zaman var. Belki. Nasıl olacak da olacak? Ne biliim? düşünmemek lazım. Ben gidip biraz daha çalışayım şu meretleri.

2 Comments

  1. 60 adet kahve çekirdeği mi?
    Bu koca bir avuçdan fazla eder, herhalde!
    Üstadın ehlileşmesine mi yarıyordu acaba, çıldırmasına mı?

    Yeni konserlerde, keyifli şakımalar dilerim.;)

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


11 + 5 =