42buçukderece

Havanın bu kadar sıcak olması, insanlık haklarıma tecavüz. İnsanın saç kökünden ensesine, oradan da oturduğu sandalyeye yol yapan terinin içinde, beyninin içinden ne derece entellektüel düşünceler geçirebilir?

Tai chi’ye başladım. Evde. Tv’nin önünde. Uzak Doğu dövüş sanatlarının bir kolu diyeyim. Ama benim yaptığımın dövüşmekle alakası yok. Ağır hareketlerden oluşan bir rutin. Birkaç sabahtır, saat beşte kalkıp yapıyorum. Sonbaharda, bir hocadan ders almayı planlıyorum. O zamana kadar böyle.

Yeni bir yemek kitabı çalışmasına başladım. Konseptini yazamam; yürütürler. Şimdilik Türkçe’de böyle birşey yok. İngilizce’de de benzeri var ama tam böylesi yok aslında. Ben kitabı bitirene kadar da böyle kalmasında benim açımdan oldukça yarar var.

Bugün otomobilde giderken, Wagner’i sevmediğime karar verdim. Yok Efendim, baskılara boyun eğmeyecegim. Burada bitmiştir. Evet, her operasında harikulade 25- 30 dakika var ama bu kadar bal için bu kadar keçiboynuzu dişlemek bana eza. Boşanıyorum. Müziğin üstüme yünlü yorgan gibi basıyor kardeşim. Bu sıcakta hele, hiç çekilmiyorsun. Gece ruhunla üstüme üstüme gelip de korkutmaya da çalışma. Çığlığı basarım, neye uğradığını şaşırırsın.

Eko’nun hikayesini biliyor musunuz? Çok dokunaklı. Nereden geldi şimdi aklıma? Wagner’in ruhu beni ekoya çevirir de, sonsuza kadar onun aryalarını mı çığırırım kabusu? Dedim ya, korkum yok. Zaten aryaları değil sinir olduğum, aryaların arasını dolduran, saatler süren ağıltı. Ağıltı diye bir kelime yok ama olmalı. Ağıldıyan bir ekoya dönüşeceksem de, varsın dönüşeyim. Velev ki.

Neyse. Eko. Aslında birkaç tane hikayesi var. Hepsi iç yakıcı. Ama bir tanesini çok seviyorum ben. Eko, çok güzel şarkı söyleyen ve danseden bir  bakire orman perisiymiş. Kendisini arzulayan bütün erkekleri geri çevirmiş. Birgün Tanrı Pan’ın gözü Eko’ya düşmüş. Ama Eko tanrı filan anlamamış, Pan’ı da reddetmiş. Reddedilmeyi hazmedemeyen, bunu bir tanrıya karşı burnu büyüklük olarak gören Pan, çobanları Eko’nun sesiyle çıldırtmış, onlar da kendilerini kaybetmiş halde periye saldırmışlar, Eko’nun vücudunu parça parça edip, hala şarki söyleyip titreşen parçalarını dünyanın dört bir yanına saçmışlar. Parçalar, Toprak Ana Gaia’nın üstüne serpilmiş. Bu günden sonra Eko’nun dünyanın dört bir yanına dağılan vücudundan kalan sesi, herkesin söylediği cümlenin sonunu tekrar eder olmuş.

Diğer hikayelerinde Zeus’un karısı cezalandırmış, Narçisius’a aşık olmuş, vesaire, boş bir odaya girip de veyahut açıklıkta bağırdığımda veyahut bir anfitiyatroda sesimin yankılanmasını duyduğumda, gurur yüzünden köpeklere parçalatılıp da dünyaya saçılan bir kadının bana gerisin geriye sesimi yollaması, benim kendi sesimle bana seslenmesi, bir çeşit inlemesini, sesin bir türlü son bulamayıp, tekrar ettiği ve elden kaçtığını hayal ettigim iç kabarmalarını yaşayamıyorum. Benim seçtiğim hikaye budur.

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nineteen − 16 =