kırmızı

1769’da, yani Mozart 13 yaşındayken… Ben binyediyüzlü yılların haritasını kafamda çizerken hep Mozart’ın doğum ve ölüm yıllarını kullanırım. Sebebini bilmiyorum. Havada uçuşan sayılar olmasını engelliyor, o yüzden anlam kazanıyorlar diye sanırım. Bach’ı filan da kullanıyorum ama Mozart’ın hayatının yıllarını daha iyi bildiğimden olacak, en çok onu. Öyle ki, öyle bir tarih konusu açıldı mı, Brian bana dönüp; Mozart o zaman kaç yaşındaydı, diye sorup takılmayı alışkanlık edinmiştir.

Her neyse, Mozart 13 yaşındayken, Macar mucit Farkas Kempelen’in Satranç Oynayan Osmanlı adında bir robotu yapmış. Yapmış da, yani robot kendi kendine konuşacak, bir de üstelik karşısındakiyle satranç oynayacak, iyi güzel de meğer küçümsenemeyecek ama “robot” özelliklerine girmeyecek mekanik ve fizik numaralarıyla meğer masanın içine bir adam sokmuşmuş. Robot değil ama esaslı bir illüzyon. yine de masanın altına sokacağın adamın müthiş bir satranç oyuncusu olması lazım. Benjamin Franklin ve Napolyon Bonapart’ı yendiğine göre, adamı bulmuşlar. 84 sene bu “robot” Avrupa’yı dolaştıktan ve maalesef taa Amerika’da yanarak yokolduktan sonra sırrı açıklanmış. O zamanlar hem varlığıyla, hem de meğer sahte olmasıyla Avrupa’yı heyecana veren bir olay. Robotun aslı artık yok ama çizimlerinden yeniden yapılmışı var:

blog11111 blog2222222222

Geçenlerde çok sevgili arkadaşlarla kiraz toplamaya gidince kiraz neyin nesiymiş diye baktım da, meğer ahanda aslı Türk, nesli Türk, özü Türk değil ama tam Anadolu ağacı ve meyvesiymiş ya! Roma’ya anadolu’dan getirmişler de, getirdikleri yer Giresun ya, Giresun’un da Yunanca adı Kerasous ya, Romalılar da meyveye Giresunlu gibisinden cerasum demişler, o da bütün dillere girdiği gibi tutmuş, dönmüş dolaşmış Türkçe’ye kiraz diye düşmüş. Yani kiraz kelimesi Giresun kelimesinin gezmiş, dolaşmış, dünya görmüş halidir.

Hatta belki Giresun’da bir çocuk, Milattan Önce 70 yıllarında (Mozart’tan 1826 yıl önce), bir kiraz ağacının altında, annesine şöyle bakmıştır:

blogaaaaaaaaaa

blogcccccccccccc

blogbbbbbbbbbbbbbb

Ağaçlardan yakut parçacıkları gibi sarkan damlaları toplamaya giderken bir de, üstüne yıldırım mı düşmüş, yanmış mı, ne olmuş bir ağaca yakından bakıp fotoğraf çekmek için durmuşken, aşağıdaki vadi gibi biryerlerden acaip çığlıklar yükseliyor. İnsan sesi mi, hayvan sesi mi, binlerce toplaşmış ördek olamaz, kızılderili töreni mi var, nedir, çöl tilkileri mi uluyor, birbirimizi meraklandıra meraklandıra sesi arabayla bir ileri, bir geri giderek çembere aldık. Tamam, doğrudur. Pekçok korku filmi, sıradan bir gezintide meraklı insanların teröre dönüşecek tuzaklara düşmesiyle ilgilidir. Olabilir, birileri bizi ormanlara çekiyor olabilir. Neler neler olabilir. Derken, toz toprak yollara girdik, biz gidiyoruz, çığlıklar gidiyor. Sonra çığlıkları geçer gibi olurken yahu dedi içimizden akıllı biri, bu maymun sesi olmasın? California’nın maymun ormanları??? Geçen bir otomobili durdurmayı akıl ettik ki, çığlıklar maymunlardan geliyormuş hakikaten. Hayvanları korumak için bir sığınak varmış, oradan. Sonradan da gördük ki, bir dolu maymunumsu, iplerle, lastiklerle oynayıp duruyorlar. Biri bir ses çıkarıyor, sonra teker teker katılıyorlar, çığlık çığlığa! İnsan sesine benzer, benzer gırtlaktan çıkma bir ses. Demek maymunlarla dolu bir ormanda bunun gibi çığlıklar duymak olası. Her ne kadar üst yoldan kiraz avına çıkmış haftasonu turistleri geçiyorsa da, bir an ruhların volta attığı bir ormanda gibi hayal etmek mümkün kendini.

O kirazlarla mideler dolduruldu. Likörler yapıldı. Ve paylar. Ve kekler. Ve hatta kuzu pirzolaya soslar ki nefis. Hala evde biraz var. Ayıptır söylemesi, hakikaten yakut parçası ama içi iksir dolu, deri sertçe, iç balla dolu arı peteği. Yarılan kirazdan akan su kan damlası- iç serinletici.

Ben eskiden kırmızı renkten hiç hazzetmezdim. Sonra, sonra büyüdüm de, yani 30’lu yaşlara dayandım, kırmızı sever oldum. Sevme ötesi. Gözüm, aklım kirlenince içine düşüp yıkar oldum.  Gençken siyah sevilir. Gösterişli bir renkten zevk alacak kadar olgunlaşmak zaman aldı.

5 Comments

  1. “Gösterişli bir renkten zevk alacak kadar olgunlaşmak zaman aldı.” ne güzel bir cümle, bayıldım. En sevdiğim renk kırmızıdır benim de.

  2. Tesadüfen sayfana rastladım; bir merhaba diyeyim dedim. Anatol’un ne kadar büyüdüğünü görünce çok zaman geçmiş diye düşündüm.
    Sevgilerimle.
    Lale

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


4 + 19 =