Frengi, çiçek, deneyler, vesaire

Amerikan Hükümeti, 1930’lardan taa 1970’lere kadar, Amerika’nın (hala) en ırkçı ve fakir eyaletlerinden biri olan Alabama’da, yaklaşık 400 zenci yurtdaşının üzerinde frengi deneyleri yaptı.

Doktorlar hastalara hastalıklarının ne olduğunu açıklamadılar. Zaten hastalığı tedavi etmeye niyetleri yoktu. Niyet kadavralardan örnek alıp üzerinde çalışmaktı. Hastalar kör oldular, felç geçirdiler, çürüyen bedenlerini tümörler sardı, akıllarını kaçırdılar. Doktorlar el el üstünde, bu insancağızlar ölene kadar beklediler. Frenginin zenci vücut üzerindeki etkilerini incelemek için. (Söylentiye göre, beyazlar zencilere göre frengiye daha dayanıksızdı. Zencilerin frengiden ölen cesetleri bu konuyu açığa kavuştursun diye, vesaire, vesaire.)

Çoğu okuma yazma bilmeyen, hayatında daha önce hiç doktor görmemiş, cahil, fakir insanlar, ne olduğunu bilmedikleri hastalıklarına bu hastahanelerde bedava bakılacağını sandılar. Bu kadar frengili, bu deneye böyle tuzak kurularak çekildi.

1930’larda, deney başladığında frenginin ilacı yoktu. Hastayı öldürecek kadar zehirli maddelere başvurmak gerekiyordu. 1940’larda, penisilin bulununca, frengi de tedavi edilebilir oldu. Haydi, diyelim ki penisilin bulunmadan önce hayatta kalma şansları zaten azdı. Ama demek deney başlatıldıktan sonra 30 yıl, insanlar bir aspirin kadar kolayca bulunup, adamı hemen ayağa kaldıracak bir ilaçtan habersiz kılınmışlar.Bu hastalar frengiyi karılarına ve çocuklarına geçirdiler. deneyde görev yapanlardan bir tanesi, zenci bir baş hemşire.

Ancak 1972’de bir gazeteye konuşan bir doktorla işler ortaya döküldü. Devlet deneyi durdurdu. O zamanın parasıyla kurbanlara ve yakınlarına 9 milyon dolar ödedi. İnsan üzerinde yapılan deneylerle ilgili kanunlar yapıldı. 1997’de Başkan Clinton devlet adına özür diledi.

Bu olaydan beri, amerika’nın zenci nüfusunun devlete güveni normale dönüşemedi. AİDS ve HİV’nin zencileri ortadan kaldırmak için, devlet tarafından geliştirilen bir bela olduğuna inananlar çıktı.

Kızılderililer, önceden karşılaşmadıkları beyaz adamın hastalıklarına karşı çok güçsüzlerdi. Kabakulak, çiçek, kızamık, tifo, dizanteri, difteri… Beyaz ırktan bir adamı kesin kes öldürmeyen bu hastalıklar, kızılderiliyi birkaç gün içinde götürüveriyordu. Bugün kızılderili nüfusunun bu kadar az olmasının sebepleri sadece çatışmalar, vesaire değil, aynı zamanda ilk karşılaşmada bulaşan hastalıklar. Sayıları birkaç yüzyıl içinde yüzlerce milyondan, birkaçyüzbine iniverdi. Beyaz adamın hastalığına alışık olmayan kızılderili bünyesinin dışında, üstelik bir de tehlikelerinden de habersiz ve korunma yöntemlerine de ilgisizlerdi. Kendilerini uyaran beyazlara da sağırlardı. Mesela terlemek için girdikleri bir çeşit hamamda bir hastadan yüzlerce kişiye çiçek hastalığı bulaştığı ve köyleri ortadan kaldırdığı biliniyor. Beyazlar durdurmeye çalıştığı halde, hastalıktan yokolmuş köyleri basan ve cesetlerin üzerinden kıyafetleri çalan kızılderili gruplar vardı.

Oldukça yaygın bir şekilde anlatılan bir hikaye, kızılderililerin göçe zorlandıklarında (Burada geçtiği yerlere Gözyaşı Yolu denilen bu göç, bizim Ermeni olayına çok benzer. Binlerce kızılderili, zor şartlarda, kış ostasında göçe zorlanmış ve yollarda çocuk çocuk heba olmuştur.) hükümetin halka çiçek hastalıklı battaniyeler dağıttığı. Hikayenin gerçek olması bilimsel olarak mümkün değil. Çiçek hastalığı bu şekilde bulaşamaz.  Ancak insanın, bir devlet tarafından yurdundan sürülmüş atalarının milyonlarcasının yokedilişini karmaşık sebepler yerine, battaniyeli komplo teorileriyle açıklamaya çalışması doğal bir içgüdü olsa gerek.

Naziler’in tutuklular üstünde yaptıkları deneyler malum. Japonlar biyolojik ve kimyasal silahlarını Amerikan, Rus, Avrupalı ve Çinli savaş esirleriyle Japon suçlular üzerinde denedi. (Japonların diğer deneylerini buraya yazmayayım. Değil okumak, okuduktan, öğrendikten sonra bile yazmak çok iğrendirici.) Ancak bu deney sonuçlarının bugünkü modern tıpta kullanıldığını bilmek insanı derin düşüncelere daldırıyor. Deneyler insanların ölümüne sebep olduysa, yapılmamalıydı, ahlaksızlıktır deyip kestirip atmak kolay. Ama aynı deneyler, insanlara vahşice acı çektiren, deforme eden, ırkını bozan, öldüren o deneylerden çıkan sonuçlar bugün hayat kurtarıyorsa, artık olan olmuş deyip sonuçlara bakmak mı hayatın gerçekleriyle yüzleşmektir, yoksa bir daha olmasın, bunu da bu deneylerin sonuçlarını görmezden gelerek sağlarız, biz onlara değer vermeyelim diyerek hastalığına bilimden çare bekleyen insanlara yüz çevirmek mi etiktir?

Boşu boşuna ölmüş olmak, raporların çöpe atılması mıdır, yoksa değerlendirilmesi mi?

Raporları çöpe atarsak mı, atmazsak mı bu kadar insanın hatırasına hakaret etmiş oluruz?

Eğer mesele bir daha yapılmasını önlemekse, raporları çöpe atmakta fayda var. Başka çıkış yolu yok gibi görünüyor. Her ne kadar insanın içini başka sebeplerle acıtsa da. (Ama mesela yarı donmuş insan fizyolojisiyle ilgili tek deney Naziler’in deneyi. Bugün aynı deneyi, istekli deneklerle yapmak mümkün değil. Hayat kurtaracak birçok cevap o deneyde. Plastikta bulunan bir gazla ilgili tek deneyi de Naziler yapmış. Bir başka beyin hastalığının tedavisinin anahtarı da başka bir deneyde gizli olabilir. Bugün bunun sonuçlarına yüz mü çevirmeli? konuyla ilgili detay öğrenmek isteyen, İngilizce bilir meraklılara: http://www.jlaw.com/Articles/NaziMedEx.html ) Başımı çevirdiğim her yönde gri var. Siyah- beyaz görüntü gençlikte kaldı.

3 Comments

  1. “Naziler’in tutuklular üstünde yaptıkları deneyler malum. Japonlar biyolo…. bu deneylerin sonuçlarını görmezden gelerek sağlarız, biz onlara değer vermeyelim diyerek hastalığına bilimden çare bekleyen insanlara yüz çevirmek mi etiktir?” diyerek devam eden yazınızda eğer Naziler ve japon militaristlerin dünyayı ele geçirme planları tutsaydı, o deney sonuçları insanlık adına ne ifade edecekti diye düşünmek daha doğru olmaz mı? Dünyayı ele geçirmeyi başaramamış olmalarına dayanarak yaptıkları bugün insanlık adına fayda sağladı kalan sağlar bizimdir , ölenlere rahmet demek bana etik gelimiyor.İnsan ve hayvan ve her tür canlı üzerinde istek dışı gerçekleştirilen her çeşit deney bir insanlık suçudur.Sağlanan fayda bu suçu hafifletici sebep olarak gösteremez.Deneylerine başka bir yol bulsunlar..
    ….Ermeni”ler konusuna gelince, ulus bilincine dahi sahip olmayan müslüman bir ahalinin 10 larca yıl uğradığı saldırı ve var olma mücadelesinde (osmanlı hasta adam,balkan,Ortadoğu,Trablusgarp,Kafkas cepheleri büyük geri çekiliş sırasında uğranan kıyım)meydana gelen bu olayla (Ermeni tehciri) şu veya bu biçimde klan,kavim, millet bilincinde olan toplulukların yaşadığı talihsizliklerin karşılaştırılması tarih huzurunda yapılan en büyük yanlıştır. Herşey coğrafyasında ve yerli yerinde değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

  2. “Deneyler insanların ölümüne sebep olduysa, yapılmamalıydı, ahlaksızlıktır deyip kestirip atılmalı, EVET..” Aksi takdirde bir nazi”den ne farkım olabilir?

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


sixteen − fifteen =