Bugün acı yazayım. Uzun zamandır yazmamışım böyle şeyler. Arada bir çıtlatma. O kadar. Bugün böyle olsun.
Türkiye’deki yasadışı Ermeniler’i atarmışız haaaaaa. Bak atarız. Pardon. Atarım. ATARIM. Adam kendi evinden hizmetçi kovuyor. Her an atabilir. Yasadışı olanları. Şimdilik göz yumuyor. Ama tersine gelmeyin. Kulaklarından tutar, atar.
Bunun neresinden tutmalı? Bir başbakanın, ülke içindeki yasadışı işçilere göz yumduğunu söylemesi? Başkaları canını sıkarsa bunları atıverebileceği. Şantaj. Ama fukaraya. Yoksa dünyanın kırkikibuçuk milleti soykırımı kabul etmiş; bilmemne kaç yüzbin yasadışı Ermeni’yi korumak için, bu kararlarından dönecek değiller.
Tehdit çok büyük bir provakosyondan ötürü gelmedi. İnsan düşünüyor: Kendisinden binlerce kilometre ötede alınmış kıçı kırık bir karar için bu kadar babalanan, daha büyük şeyler olsa daha korkuncunu yapmaz mı?
Hepimiz İttihatçıyız. İçimizde uyuyan yılan. Her an uyanabilir. Öyle sopayla dürtmek de lazım değil uyandırmak için. Üfleseniz uyanır.
Sanki bu milletim kimliği, birkaç İttihatçı katilin kimliğiyle eşdeğer. Onlar ne yaptıysa iyi yaptı. Katletmemişlerdir, haşa, ama katlettilerdiyse de lüzum üzerine katletmişlerdir. Osmanlı’nın o döneminde elinde mezura, kafatası ölçümü yapan, Alman yalakacılarını, Osmanlı ordusu modernleştirilsin diye getirilen Alman subayları ve entellektüel çevrede Alman felsefesinin etkisini ve Alman hayranlığınının ölçüsünü bilmiyoruz sanki. Belki de bilmiyoruz.
Ermeni soykırımı- katliamı- adı her ne haltsa o kadar Ermeni insanın ölümüne sebep olan felaketi gerçekleştiren, Türkler’i savaşlara sürükleyip dayanılmaz acılara sebep olan İttihat ve Terakki’cilerin Atatürk’le olan ilişkilerini öğrenmek için, bu çok yavan ve kısa kalacak ama hemen elimin altında idi, Vikipedia’daki bilgileri yazıyorum:
“Mustafa Kemal, içinde sivillerin de bulunduğu devrimci nitelikteki Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurmuştu. Şam’da stajyerliğini bitirdikten sonra 13 Ekim 1907 tarihinde Batı Trakya’da konuşlanmış 3. Ordu’ya atandığında arkadaşlarının İttihat ve Terakki’ye katıldığını gördü. 29 Ekim 1907 Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kapatarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu. 22 Eylül 1909 tarihinde Trablusgarp delegesi olarak cemiyetin 3. kuruluş yılındaki genel kongresine katıldı. Bu kongrede yaptığı konuşmasında partiyi tenkit etti (eleştirdi demek oluyor). Cemiyet içinde zabitlerin (subayların) bulunmaması gerektiğini, siyasetle uğraşanların ise askerlik görevini bırakması gerektiğini söyledi. Aksi halde askerî emir komuta zinciri, cemiyetin hiyerarşisi ile karışacak ve askerî disiplin sekteye uğrayacaktı. Cemiyet, komita hüviyetinden çıkmalı ve partileşmeliydi.
Birçok parti yöneticisi Mustafa Kemal’in görüşlerine katılmadı. Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan Kâzım Karabekir destekledi. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal siyaseti 1923′e dek bırakmış, sadece askerlikle ilgilenmeye başlamıştır.
Lord Kinross, Atatürk, Bir Millet Yeniden Doğuyor isimli kitabında kongrede konuşmasından ve çevresinde cemiyeti amansız bir biçimde eleştrimesinden dolayı cemiyetin kendisini öldürme kararı alındığını yazmıştır. Mustafa Kemal’e suikast yapma görevi verilen Yakup Cemil bu görevi kabul etmekle kalmamış, dikkatli olması için Mustafa Kemal’i uyarmıştır. Suikast için makamına gelen bir parti delegesi, Mustafa Kemal’in masa üzerinde çıkartıp koyduğu tabancası ve etkili ve inançlı konuşması nedeniyle suikastten vazgeçmiş ve aslında kendisini öldürmek için geldiğini itiraf etmiştir.”
Görüntü, Alman SS subaylarını ve Milliyetçi Sosyalistler’i (NAZİ’ler) andırıyor.
Elinizi vicdanınıza koyunuz ve ezber ettiğiniz şeylerin yanlış olabileceğini, İttihatçılık’la vatanseverliği birbirine karıştırmış olabileceğinizi, Atatürk’ün bile kaçındığı bir faşist kuyudan su içmiş olabileceğinizi düşününüz. Düşününüz ya, bir kerecik! Korkmayın, birşey olmaz!
……………
Bir bakanlık pozisyonu var, adı da kendi kadar sakil: Kadın ve Aileden Sorumlu. Yani benden ve ailemden sorumlu bir kadın var. Bakan pozisyonunda. Birşeyler yapıyor. Birşeyler söylüyor. Kulakları, burunları kesilen, 13 yaşında gelin edilen, erkekler tarafından sokaklarda öldürülen kadınlardan sorumlu değil. Birbirlerini seven insanların sağlıklarından sorumlu. Erotik şeyler irite ediyor- bence bir terapiste görünmeli. Eşcinselleri hastalıklı görüyor- bunun için de terapist vardır herhalde. Kendi işine bak sen diyecek. Veya otur da dersini et ezber diye azarlayıp, önüne tıp kitapları koyacak. Ya da: bırak insanlar sevsinler birbirlerini, sevişsinler doya doya, bak bu kadar zamandır savaşıyoruz da ne bok oldu diyecek biri lazım.
Kadın ve aile kelimelerinin illa aynı cümlede kullanılması bile abes. Kadın ailesiz olamaz mı? Bir aile, illa annesi olan aile midir? Bize lazım olan bakanlık Erkeklerden Sorumlu olan bakanlık pozisyonudur. Hetero Erkeklerden Sorumlu Bakanlık. Çünkü Türkiye’de sorun ne kadın, ne aile, ne de homo. Türkiye’nin sorunu belli. Sorunlu olana sorumlu bakanlık kurulur, sorunlu olmayana da dokunulmaz.

March 18, 2010

